yılmaz özdil

ben bu adamin yazilarini anlayamiyorum. hayir anlayamiyorum degil aslinda, anliyorum elbette ama bu mudur gazetecilik? yani ne bileyim gazeteci dedigin, hele hele ko$e yazari dedigin insanin beynini zorlamali, du$unme yetisini gozden gecirtmeli, gozden kacirdigimiz noktalari burnumuza durtmeli. yani gazetecilik ucer kelimelik cumlelerden olu$an her iki satirda 5 satirlik bo$luk birakip 7 adet cok bo$luklu ve ucer kelimeden olu$an iki$er cumle kurmaksa, emin ol ben cok daha super bir gazeteci olurmu$um.

bak bugunku yazisi da $u $ekilde yilmaz ozdil isimli gazetecinin, ko$e yazarinin;

---------------------------------*----------------------------------------

apo haklı


ada verildi.

doktor verildi.


vapur verildi.

arkadaş verildi.


*


üstüne...

5 milyon dolara cezaevi yaptılar.

apo beğenmedi.


*


valla ne dese haklı...

ben de olsam, ben de beğenmem.


*

------------------------------------------*------------------------------------

e ne oldu $imdi?

bol bol bo$luklar vererek


*

ko$esi doldu degil mi?

*

i$te yazacak bir $eyi olmayanin

*

ko$esini doldurabilmek icin yapabilecegi ancak budur herhalde.

*

ulan ali$tim?

*

vay arkada$ ya.

*

bak cok super bir entry oldu bu da,

*

cok icerikli yazi yazdim,

*

ne kadar ovunsem kendimle,

**

az gelir. bak bu sefer yildizi da birden ikiye cikarttim ki daha kulturlu oldugum anla$ilsin.

yazinin esasi $urada;

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13106252.asp?hid=13108818

*

*

**
24 mart 2010 (bugünkü) tarihli yazısı:

"yargıyı yok et yasa, yürüt...

anayasa’da değişiklik yapıyor arkadaşlar...

anayasa’ya göre kapatılması istenen partinin kapatılıp kapatılmayacağına, anayasa’ya göre kapatılması istenen parti karar verecek.

*

- suç işledik mi?

- işledik.

- kapatılalım mı?

- kapatılmayalım.

- yaz kızım, kapatılmamıştır.

*

boşanmak istiyorsunuz mesela...

hâkime ne?

toplansın sülale...

referandum yapılsın.

*

diyarbakırspor’a saha kapatma cezası mı verilecek? federasyon karışmasın... tribünlere sandık konulsun, diyarbakır taraftarı karar versin. hakemi, futbolcular seçsin... zaten, boşu boşuna maç yapmayalım, oylama yapalım, kimin taraftarı fazlaysa o şampiyon olsun.

*

gardiyanları mahkûmlar seçsin.

zabıtaları pazarcılar seçsin.

*

komutanları erler seçsin; yap kışlada kampanyanı, topla 3 bin kişiyi albay ol... ordudan kimin atılacağına generaller karar veremeyeceğine göre, okuldan kimin atılacağına niye öğretmenler karar veriyor? çocuklar reşit olana kadar sınav sorularını veliler belirlesin.

*

ana veya babanın dediği olmasın...
3 kişilik ailelerde salt çoğunluk aransın,
4 kişilik ailelerde karar alınamazsa,
rafa kaldırılsın, gelin veya damat
gelene kadar kadük kalsın.

*

devlet dairesinde 100 memur
varken, niye sen müdür oluyorsun?

hani demokrasi?

ya herkes müdür olsun, komisyon yönetsin ya da müdürü memurlar seçsin.

*

vatandaşın en çok oy verdiği parti iktidar olunca, güzel... aynı vatandaşın
en çok seyrettiği dizi, çirkin... öyle mi?

behlül rtük başkanı olsun.

rtük başkanı da gitsin bihter olsun.

*

belediye otobüsünün nerede duracağına yolcular karar versin; oytobüs olsun... çoğunluk nereye istiyorsa, pilotlar oraya uçsun. kadıköy’den bindik, karaköy’e mi eminönü’ne mi, kaptanı alakadar etmez, demokrasi var, uzlaştık uzlaştık, uzlaşamadık akıntı karar versin.

*

herkes kendine anayasa hazırlasın, herkes kendi anayasasına uysun, birbirimizin anayasalarının birbirimize uymadığı durumlarda, hiç ağlanmasın, herkes ne hali varsa görsün...

hukuk mukuk kalmadığına göre, bu saatten sonra allah cezamızı versin."
kalemi çok güçlü yazardır; ağzına sağlık...

işte bugünkü yazısı:



yeni başlayanlar için referandum... madde madde


aylardır anlatılıyor... hâlâ “hangi maddeleri oylayacağız?” diyen var.

izah edeyim.
¡
memur maddesi: kamu personeli seçme sınavı yapıldı, dini imanı dilinden düşürmeyen cemaatçi arkadaşların soruları arakladığı, kul hakkı yemeye utanmadıkları ortaya çıktı.
¡
eğitim maddesi: üniversite sınav sorularının takunyalılara sızdırıldığı, kendi dershanelerine servis edildiği, milyonlarca evladımızın geleceğini çaldıkları ortaya çıktı.
¡
güvenlik maddesi: polis akademisi sınavında soruların zimmete geçirildiği, tarikatçılara ezberletildiği, uzun lafın kısası, hırsızların polis olmaya çalıştığı ortaya çıktı.
¡
eşitlik maddesi: trt’ye personel almak için sınav yapıp, sonuçları internetten yayınladılar, ancak, torpil taleplerini silmeyi unuttular, böylece, kazanan isimlerinin yanında “şu müdür tanıyor, bu müdür kefil” gibi notların düşüldüğü ortaya çıktı.
¡
işçi hakları maddesi: akp’li belediye itfaiyeye alınacak üç personel için sınav yaptı, yüzlerce aday “belgen eksik” diye sınava sokulmadı, “prosedürü uyguladık” dendi, sonuçlar bi açıklandı, başkanın oğlu ve kayınbiraderiyle, zabıta müdürü oğlunun kazandığı ortaya çıktı.
¡
ekonomi maddesi: kamu bankası sınav yaptı, müfettişler aldı, boru değil, müfettiş bu, sahtekârları yakalayacak, 80 puan alanlar girecekti, 70 alanlar dolduruldu, rezalet ortaya çıkınca, bilgisayarın hata yaptığı söylendi... bir başka kamu bankası müfettişler aldı, sınavı hazırlayan özel üniversitenin aynı soruları daha önce bir başka kamu kurumunun sınavında sorduğu ortaya çıktı, suçüstü enselenen üniversite “ayy çok pardon” dedi.
¡
sağlık maddesi: sağlık bakanlığı unvan sınavı yapıldı, 20 soru iptal edildi, 17 sorunun cevap şıkları değiştirildi, zaten 50 soru vardı birader, belli ki unvanı yükseltilmek istenenler buna rağmen becerememişti, sonuçlar bir hafta geç açıklandı, rezaletin ayyuka çıktığı ortaya çıktı.
¡
spor maddesi: çok örnek var, birini anlatayım, menderes üniversitesi beden eğitimi yüksek okulu’nda sınav yapıldı, kazananların listesi açıklandı, sonra o liste indirildi, başka liste asıldı, kazanıp kayıt yaptıranlara “siz kazanamadınız” dendi, kazanamayanlar kayıt edildi, savcı “oha artık” demek zorunda kaldı, mahkemenin yürütmeyi durdurduğu ortaya çıktı.
¡
sendika maddesi: eğitim kurumu müdürlüğü sınavı yapıldı, soruların iktidara yakın bi sendikanın çalıştayında sorulan sorular olduğu, o sendikadan olanların kazandığı ortaya çıktı.
¡
din maddesi: diyanet işleri başkanlığı vaizlik, kuran kursu öğreticiliği, müezzinlik sınavı yaptı, başarılı olan adaylar başarısız ilan edildi, başarısız denilen adaylar mahkemeye başvurdu, olmayacak duaya amin denildiği, sınavın iptal edildiği ortaya çıktı.
¡
netice itibariyle...
¡
son 4-5 senede, vatandaşların geleceğiyle alakalı olup, seçenekli şıkları bulunan her sınavda, hukuken tespit edilmiş “yamuk” olduğuna göre, pazar günü cevabı aranması gereken asıl soru şudur... hukuk sınavı referandumda katakulli olmayacağının garantisini kimse verebilir mi?
a, evet
b, hayır


24 nisan 2007 de sabah gazetesindeki ko$esinde $oyle bir yazı yazmı$ olan yazar.

sezer..

yedi yıl geçti.
sormanın zamanıdır...
cumhurbaşkanı ahmet necdet sezer’in çocuklarının ismini bilen var mı?
efendim? duyamadım...

mesela, " sezer’in kızı ebru" diye başlayan bir cümle kursam, kaçınız itiraz edebilir, ebru değil de, betül diye?
veya " oğlu tarık" desem...
var mı doğrusunu bilen?
çalışıyorlar mutlaka...
ne iş yapıyorlar?
babaları cumhurbaşkanı yahu...
vip’e girerken gören?
genişletelim soruyu...
hayali ihracat yapan yeğeni var mı?
devlet kredisiyle banka alan kuzeni?
kayınço?
"sen benim kim olduğumu biliyor musun" diye fors yapan müteahhit kanka?
var mı?
peki, aile fotoğrafı?
bıraktık işadamlarını...
gelin? damat?
nerede bu insanların magazin dergilerindeki şatafatlı pozları, televizyondaki görüntüleri, gazetelerdeki röportajları?
elalemin yatında gören?
verdimse, ben verdim... duyan?
telefon açsa neyse... kimseye mektup yazdı mı, "hamili kart yakinimdir" diye?
uzatmayayım...
bizden biriydi.
yedi yıl geçti... hâlâ bizden biri.
sadece bu mütevazı tablo bile, sezer’in ne kadar başarılı bir cumhurbaşkanı olduğunun kanıtıdır.
"ideolojik" olarak karşı çıkanları, anlarım... "siyaseten" eleştirenlerin haklı olduğu taraflar vardır, normal.
ama...
kırmızı ışıkta durduğu için, yalaka gazetecileri limuzinine bindirmediği için, köşk’ün mutfağından ithal peyniri çıkardığı için, israf sevmediği için, akrabalarını zengin etmediği için, ayıp denilen kavramın farkında olduğu için, beyaz saray’a gidip akıl sormadığı için
"vizyonsuz" deniyorsa...
hâlâ bu kadar saldırılıyorsa...
memleketteki utanmazların, ne kadar cesur, arsız ve cüretkâr olduğunun da kanıtıdır.
düşüncelerine katılıyorum saygı duyuyorum fakat bu nasıl bir yazı tekniğidir.
ben
böyle bir
ödev
yazıp
versem
ömür boyu
geçemem
o dersten.
ne
ki
bu
şimdi.
*
*
kedi...

70’li yıllardı galiba...
çok izlenen bir "komedi" filmi vardı.
zeki alasya, mahallenin bitirimi metin akpınar’ın kız kardeşine musallat oluyor, geceleri gizli gizli çatılarda dolaşıyordu.
tıkır tıkır sesler duyulunca, komşular endişeleniyordu. çünkü "kasımpaşa canavarı" diye bir şehir efsanesi var... ahali "acaba o mu" diye korkuya kapılınca, metin akpınar, karizmasını çizdirmemek için hep şu lafı ediyordu:
"kedidir o, kedi..."

talabani, bizim başbakan’a cevaben "kedi bile teslim etmem" deyince, bu geldi aklıma, her nedense.

neyse...
mesaj yağıyor telefonuma:
"bu gece saat 21.30’da şehitlerimizin anısına, lambaları söndüreceğiz."
çevirdim numarayı, aradım duhok’taki arkadaşımı...
- lambalar yanıyor mu?

- yanıyor.

- elektriğiniz var yani?

- var.
burada millet, çaresizlikten, lambalarını söndürüyor... oradakiler, türkiye’nin verdiği elektrikle aydınlanıyor. hálá.

telekom’un üç tane kablosu koptu diye, ortalığı ayağa kaldırdılar, grevdeki işçilerimize "terörist" muamelesi yaptılar, utanmadan... barzani’ye elektrik veriyoruz, kablolar sapasağlam, çıt yok!

üstelik...
hakkári’deki saldırıdan sonra nereleri bombalıyor topçumuz?
duhok kırsalını.
niye?
duhok’a kaçıyorlar çünkü.
bitmedi...
duhok’ta üniversite var. binalarını, yollarını, kanalizasyonunu biz yaptık. öss’yi kazanamayan bölge gençleri, bu üniversiteye kabul ediliyor. sınavsız. yurtlarında barınmaları sağlanıyor. ücretsiz. üstüne de, 200’er dolar harçlık veriliyor.
elektriği kimden?
bizden.

veya şöyle bakalım...
kaç şehit verdik 23 yılda?
1 tugay.
ortalamasına bakarsan, 23 yılda, her ay 16 şehit vermişiz.
bu ay?
32.
şırnak ve izmir’de katledilen sivil vatandaşlarımızı ekle...
45.
23 yıl ortalamasının 3 katı.
ne deniyor hálá?
"gerekirse..."
anlaşılıyor ki, 5 kasım’da bush ile görüşmeden, gerekip gerekmediğini bilemeyeceğiz!
peki....
kasım’da hava nasıl orada?
eksi 15.
aralık’a kalırsa...
eksi 21.
kar kalınlığı 2 ila 5 metre.
5 kasım’dan sonra harekátı bilmem ama, güzel güzel ski yaparsın oralarda anca, ski.

onun için, takırtı falan duyduğunuzda geceleri, sakın endişelenmeyin boşuna...
kedidir o, kedi.




$oyle yazilar icin kendisine ko$e verilmesi ve uzerine bir de para verilmesi benim zoruma gidiyor arkada$;

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20910389.asp

mahalle berberlerinde ve & veya kiraathanelerde konu$ulanlardan tek kelime ustunlugu yok. hatta berberlerde daha guzel irdelemeler yapiliyor, kiraathaneleri net bilmiyorum.
tam tadında döşediği yazılarıyla ayar verir. ha ayar tutar mı şirazesinden çıkmışlığa, ııhh.

kâinatın sırrını mı vermelidir, böyle mi okunmalıdır yazıları?

hani şu, eleştirin efendim ama peki doğrusu nedir onu söyleyin bari, kuru muhalefet yapmayın, uyanıklığı vardır. bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, gibi... maksat eleştiriyi bitirmek.

hani garsona bu omleti beğenmedim demiş de müşteri. beyefendi siz omlet yapabiliyor musunuz? diye sormuş garson? adam hayır deyince, garson: omlet yapamıyorsanız bu omleti eleştiremezsiniz demiş, aklınca laf çakmış. beyefendi demiş garsona: ben yumurtlayamam da ama yumurtanın sağlam mı bozuk mu olduğunu anlarım.

hem, hani demokratikleşiyorduk kardeş? ülkenin bölünebileceği dahi konuşulabiliyor, serbest. teröriste terörist de denmiyor. düne kadar, sayın dedi diye içeri alınırken birileri, yakında itin tekine sayın demedik diye içeri doldurulacağız neredeyse. demokratikleştik yani, o derece.

yılmaz özdil evde, okulda, mahallede, iş yerinde, sanal alemde, orda burda her yerde noluyoruz lan diyenlerin sesidir. birebir mi sesidir? her söylediği ayet gibi midir? haşa! kendi klavyesinden konuşur. bazılarına ellerine sağlık deriz, bazılarına yok artık!..

topyekün şeytanlaştırma siyaseti yürütülürken devletin bazı kurumlarına ve halkın bir kısmına karşı. düne kadar muhalif takılanların bir kısmı içerde, bir kısmı arazi, bir kısmı efendilerinin eteğinin dibine ilişmişken, bırakın özdil de yazsın. nokta kullansın, yıldız kullansın; boşluk bıraksın yazılarında. haddini aşsın, teşbihte hata yapsın. o mudur memleketi bu hale getiren, o mudur düzeltecek olan bu yamuklukları?

insaf ehlini dahi marjinalleştiren, terörize eden konjonktür utansın.

demokrasiyi kıçından anlayanlara, kıçından ayar vermiş. kör gözüne parmağım demokrasicilik, insan hakları-hukukçuluk oynayanlara yine bir tarafıyla ayar vermiş. anladıkları dilden konuşuyordur belki de.


yakın zamana kadar özdil’e, oray eğin’e şu bu pek çok muhalif yazara da giydirmiş biri olarak; susmasın özdiller, kâh bülbül gibi şakısın, kâh saydırsın...
#1037126 numaralı entryde geri çekilen büyükelçilerin ne ara geri gönderildiğini çok merak ettiğimi söylemiştim. yılmaz özdil 23/12/2011 tarihli yazısında açıklamış:


1972...

fransa’da ilk soykırım anıtı dikildi. paris büyükelçimiz hasan esat işık, ilk thy uçağıyla geri çekildi. sonra bakıldı ki, fransa jömanfu diyor, eyfel’den aşşa kasımpaşa bi nevi... türkiye çark etti, bizim dışişleri bakanı, fransa dışişleri bakanı’nı aradı, büyükelçi göndermek istiyoruz dedi, fransa dışişleri bakanı “keyfiniz bilir, nasıl isterseniz” dedi. bizim dışişleri bakanı’nın keyfi yerine geldi, anıt meselesini açtı, “vatandaşlarımızı rahatsız ediyor, önüne bi ağaç dikelim de görülmesin, ne dersiniz” dedi. fransız dışişleri bakanı ne cevap verdi biliyor musunuz? “o işe ben bakmıyorum, bizim orman bakanı’yla görüşün” dedi!
*
2001...
fransa, soykırımı tanıdı. paris büyükelçimiz sönmez köksal, ilk thy uçağıyla geri çekildi, “adiyö” filan denildi, “elveda” yani... sonra bakıldı ki, adamlar bizi sallamadığı gibi, arkamızdan el bile sallamıyor, anında u dönüşü yapıldı, büyükelçimiz tıpış tıpış geri gönderildi.
*
2006...
fransa, soykırım yok diyeni hapse tıkan yasayı geçirmeye çalıştı. paris büyükelçimiz osman korutürk, ilk thy uçağıyla geri çekildi. yumurta kapıya gelene kadar
kılını kıpırdatmayan türkiye, baktı ki, yumurta rafa kaldırıldı... büyükelçimiz rafadan olarak geri gönderildi.
*
2006...
kanada, soykırımı tanımakla kalmadı, devlet okullarında müfredata koydu. ottawa büyükelçimiz aydemir erman, ilk thy uçağıyla geri çekildi. sonra
bakıldı ki, koyduklarını çıkarmıyorlar, bari biz çıkardığımızı koyalım denildi, büyükelçimiz geri gönderildi.
*
2007...
abd temsilciler meclisi, soykırımı tanıdı. washington büyükelçimiz nabi şensoy, ilk thy uçağıyla geri çekildi.
ankara’da yakıt ikmali yapıldı.
ilk thy uçağıyla geri gönderildi.
*
(ilk tanıyan ülke, teee uruguay...
angusları teee oradan alıyoruz.)
*
(arjantin, iki-üç değil, yedi defa tanıdı... bizi “insan kasabı” ilan eden arjantin’in devlet başkanı, geçenlerde türkiye’ye geldi, çankaya’da onur konuğu olarak ağırlandı, dışişleri bakanım az önce
imzayı attı, türkiye’ye 80 milyon dolarlık “sığır” göndereceğiz dedi.)
*
2009...
kanada’da soykırımı anma gecesi yapıldı, kanada hükümeti resmen katıldı. ottawa büyükelçimiz rafet akgünay, ilk thy uçağıyla geri çekildi. sonra bakıldı ki, en azından daha bi sene anma gecesi yok, öbür seneye kadar zaten bizim ahali çoktan unutur, büyükelçimiz geri gönderildi.
*
2010...
isveç, soykırımı tanıdı. stockholm büyükelçimiz zergun korutürk, ilk thy uçağıyla geri çekildi. sonra düşünüldü ki... kardeşim biz daha önce soyadı korutürk olan öbür büyükelçiyi geri çekip, gerisingeri göndermedik mi? gönderdik... e madem öyle, bu korutürk’ü niye göndermeyelim ki? ha yaşa be denildi... bu büyükelçi korutürk de gerisingeri gönderildi.
*
2010...
abd temsilciler meclisi, soykırımı bi daha tanıdı. washington büyükelçimiz namık tan, ilk thy uçağıyla geri çekildi.
ankara’da yakıt ikmali yapıldı.
ilk thy uçağıyla geri gönderildi.
*
2011...
fransa, soykırımı tanımakla kalmadı, soykırım yok diyeni hapse tıkan yasayı kabul etti. paris büyükelçimiz tahsin burcuoğlu, tahminim ilk thy uçağıyla...


her şey vatan için!


ayaklarına giderler...

- kimsiniz?

- pkk’lıyım.

- örgütten ayrılıp geldiniz demek ki...

- hayır, ayrılmadım.

- pişmansınız yani...

- yo-oo, değilim.

- yaz kızım, tahliyesine...

*

ayaklarına getirirler...

- kimsiniz?

- kuvvet komutanıyım.

- örgüt kurmuşsunuz...

- saçmalamayın.

- yaz kızım, tutuklanmasına...

*
şu rakı muhabbeti de onundur, güzeldir.

raki

neymiş efendim..
atatürk rakı içiyormuş.
aslandı o, aslan...
...aslan sütü içecek tabii.
*
hadi siz "dönülmez akşamın ufkundayız" diye ince ince başlayın, ben de size yıllar önce yazdığım yazıyı anlatayım...
*
içki yasaklanabilir.
bence mahzuru yok.
ama rakı asla...
çünkü takunyalılar öyle zanneder ama, aslında "içki" değildir rakı.
*
yurt sevgisidir örneğin...
iki tek attın mı, "n’olacak bu memleketin hali?" diye endişelenmezsin aksi olsa!
*
tıp bazen çaresizdir...
o ilaçtır.
gurbete bile iyi gelir.
*
kontörsüz muhabbettir.
büst gibi oturan adamın bile çenesini açar, gülümsetir.
kahkahadır.
acısıyla tatlısıyla hatıraları kaydeden hard disk’tir.
*
botoks’tur bir nevi.
en kaknemi bile bir başka görünür gözüne...
çirkin kadın yoktur, az rakı vardır.
içilir, güzelleşilir.
*
herkesin gençlik hatası olabilir...
bira içersin.sonradan para kazanıp tenise başlayınca, şarap içmeyi matah zannedersin. amerika’da tir şoförlerinin içtiği viskinin dublesine etiler’de tir parası ödersin, ayrı...
*
kürkçü dükkánıdır.
döner dolaşır, gelirsin.
*
orhan gencebay’dır.
entel barlarda, sosyete kulüplerinde dinlemeye utanırsın...
ama hepimiz biliriz ki, ezbere bilirsin...
istediğin kadar ağız burun kıvır, altın plağı hep o alır.
tatlıses’tir.
realite’dir.
*
çocuktur, ağlarsın.
*
hele beyaz "p"eynir ile "k"avun olursa sağında solunda...
örgüttür.
prk...
ama bölücü değil, birleştirici örgüt.
türk’ü de içer, kürt’ü de, laz’ı da, çerkez’i de. sor bak, ermeni’si de, rum’u da, yahudi’si de.
*
ab’cidir...
çünkü rum öyle bir meze yapar ki, helali hoş olsun, kıbrıs’ı veresin gelir!
*
madem gıcıksın rakıya...
neden balık avlıyorsun o zaman kardeşim?
şerbetle mi yiyeceksin lüferi?
ne anlamı var deniz börülcesinin, rokanın, radikanın, cibezin...
inek miyiz biz?
*
yanlış şiir okuyorsun...
hapse giriyorsun.
(üstüne, yanlış şair okuyorsun...)
*
oku bak...
ne diyor dünya güzeli orhan veli:
şiir yazıyorum
şiir yazıp eskiler alıyorum
eskiler verip musikiler alıyorum
bir de rakı şişesinde balık olsam...

yilmaz özdil
bir zamanlar sabah gazatesinde yazan, bu gün itibariyle hürriyet gazetesinde yazmaya devam eden izmirli gazeteci. kendince bir halkçılık tutturarak 22 temmuz seçimleri öncesi yapılan cumhuriyet mitinglerine katılımın çok olması için elinden geleni ardına koymayan ve bunu gerçek atatürkcülük ve cumhuriyete sahip çıkmak adına değilde sadece kemalizme hizmet etmek için yapan, chp kalemtörü yazar. arasıra halk yalakalığı yapmak için şehit sayılarını alt alta köşesinde yazarak prim toplayan google arama motorunu çok ustaca kullanan ve asla bu ülkeye gelemeyecek olan şeriat korkusuyla taraflı ve komik yazılar yazabilen ama bütün taraflığına rağmen her gün okunması gereken gazeteci-yazar.
(bkz:http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7785826.asp?yazarid=249)
bu ülkenin en iyi muhalifi. yazılarındaki akıcı üslubu ve vurucu tarzı ile her gün biraz daha büyüyor gözümde. dilerim, başarıları daim olur.
bugün yazdğı yazı ile kendisine olan saygımı kat kat arttırmış bulunmakta. gazeteci gibi gazeteci.
http://tinyurl.com/2vv4w3
ilk önce alttaki yazısını okuyun ve takibinde de en altta verdiğim linke bir göz atın...

koltuk

bugün bir sürü hırslı kadın, "boyun posun devrilsin" diye, kocasının başının etini yiyecek: "elalem çocuğunu bakan yaptı, vali yaptı, sen kaymakam bile yapamadın!"

*

çocukları vali yapacaklar bugün.

bakan yapacaklar.

meclis başkanı yapacaklar.

başbakan yapacaklar.

cumhurbaşkanı yapacaklar.

*

gazeteciler "çocuk bakan"lara geri zekálı geri zekálı sorular soracak; "büyümüş de küçülmüş" cevaplar alacak... matah iş yapılmış gibi, topluca sırıtılacak.

*

"23 nisan" denince, akıllarına gelen tek vizyon bu çünkü... koltuk!

*

çocukların kafalarını açacaklarına, kıçlarını alıştırıyorlar... "şöyle oturacaksın, böyle kaykılacaksın, patlat bi talimat" filan.

*

peki, hiç merak ettiğiniz mi, neden bugüne kadar bir allah’ın kulu çıkıp da, "çocukları 23 nisan’da yıldız kenter’le aynı sahneye çıkaralım" demedi?

"bir çocuğu fazıl say’ın piyanosunun başına oturtalım, bir çocuğun eline suna kan’ın kemanını verelim" diyeni gördünüz mü?

illa koltuğa oturtacaksak, "profesör bingür sönmez’in koltuğuna, profesör münci kalayoğlu’nun koltuğuna, profesör gazi yaşargil’in koltuğuna oturtalım" diye önerildi mi?

hayrettin karaca ile ağaç diktirelim mesela, yılmaz büyükerşen’le balmumu heykel yaptıralım...

rahmi koç’un teknesine bindirelim, balık tutarken anlatsın çocuklarımıza, parayı kazanmak kadar yemenin de ne kadar önemli olduğunu... ali sabancı’nın uçağına bindirelim, aslında "para"nın değil, "fikirlerin" uçtuğunu dinlesinler diye...

ya da ne bileyim, saffet karpat’la tanıştıralım... babasız büyüyen, darüşşafaka’da okuyan bir yetim, nasıl başardı da, türkiye’deki en büyük yabancı sermaye yatırımının genel müdürü olabildi? rıza çalımbay’la top oynatalım, anlatsın, kapıcının oğlunun önünde neden ceket ilikleniyor bugün? lağım temizleyen "en alttakiler" en üste nasıl çıkabildi, tane tane anlatsın vural öger çocuklarımıza... tanıştıralım muhtar kent’le, "gazozdan işlerle uğraşan" bir türk çocuğu nasıl oldu da, coca cola’nın zirvesinde?

bakın zirve dedim aklıma geldi... niye nasuh mahruki ile bir araya getirmiyoruz çocuklarımızı, anlatsın onlara bağımsız ruhun nasıl rüzgár aldığını? mehmet güleryüz’ün paletini tutsunlar, mehmet aksoy’un çamurunu karsınlar, ara güler’in deklanşörüne bassınlar, bakmakla görmek arasındaki farkı fark edebilmek için.

*

madem, varsa yoksa koltuk...

*

niye gata’ya götürmeyiz çocuklarımızı, "o koltuklar" için ödenen bedelleri görsünler diye?


yazıyı okuduysanız bir de bu linke göz atın lütfen..
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=138060
0 /