yılmaz özdil

düşüncelerine katılıyorum saygı duyuyorum fakat bu nasıl bir yazı tekniğidir.
ben
böyle bir
ödev
yazıp
versem
ömür boyu
geçemem
o dersten.
ne
ki
bu
şimdi.
*
*
tsk’nın kuzey ırak’a girmeyeceğini, çünkü bir ülkeye girmeyi düşünen başka bir ülkenin önce gireceği ülkedeki vatandaşlarını geri çekmesi gerektiğini, kaba bir hesapla ülkede en az 100.000 türk vatandaşı olduğunu söyleyen, vebir harekat olursa bu insanların akıbetini bize merak ettiren yazar.
yine göstermelik bir hükümet icraatı ile karşı karşıyayız anlaşılan...
kedi...

70’li yıllardı galiba...
çok izlenen bir "komedi" filmi vardı.
zeki alasya, mahallenin bitirimi metin akpınar’ın kız kardeşine musallat oluyor, geceleri gizli gizli çatılarda dolaşıyordu.
tıkır tıkır sesler duyulunca, komşular endişeleniyordu. çünkü "kasımpaşa canavarı" diye bir şehir efsanesi var... ahali "acaba o mu" diye korkuya kapılınca, metin akpınar, karizmasını çizdirmemek için hep şu lafı ediyordu:
"kedidir o, kedi..."

talabani, bizim başbakan’a cevaben "kedi bile teslim etmem" deyince, bu geldi aklıma, her nedense.

neyse...
mesaj yağıyor telefonuma:
"bu gece saat 21.30’da şehitlerimizin anısına, lambaları söndüreceğiz."
çevirdim numarayı, aradım duhok’taki arkadaşımı...
- lambalar yanıyor mu?

- yanıyor.

- elektriğiniz var yani?

- var.
burada millet, çaresizlikten, lambalarını söndürüyor... oradakiler, türkiye’nin verdiği elektrikle aydınlanıyor. hálá.

telekom’un üç tane kablosu koptu diye, ortalığı ayağa kaldırdılar, grevdeki işçilerimize "terörist" muamelesi yaptılar, utanmadan... barzani’ye elektrik veriyoruz, kablolar sapasağlam, çıt yok!

üstelik...
hakkári’deki saldırıdan sonra nereleri bombalıyor topçumuz?
duhok kırsalını.
niye?
duhok’a kaçıyorlar çünkü.
bitmedi...
duhok’ta üniversite var. binalarını, yollarını, kanalizasyonunu biz yaptık. öss’yi kazanamayan bölge gençleri, bu üniversiteye kabul ediliyor. sınavsız. yurtlarında barınmaları sağlanıyor. ücretsiz. üstüne de, 200’er dolar harçlık veriliyor.
elektriği kimden?
bizden.

veya şöyle bakalım...
kaç şehit verdik 23 yılda?
1 tugay.
ortalamasına bakarsan, 23 yılda, her ay 16 şehit vermişiz.
bu ay?
32.
şırnak ve izmir’de katledilen sivil vatandaşlarımızı ekle...
45.
23 yıl ortalamasının 3 katı.
ne deniyor hálá?
"gerekirse..."
anlaşılıyor ki, 5 kasım’da bush ile görüşmeden, gerekip gerekmediğini bilemeyeceğiz!
peki....
kasım’da hava nasıl orada?
eksi 15.
aralık’a kalırsa...
eksi 21.
kar kalınlığı 2 ila 5 metre.
5 kasım’dan sonra harekátı bilmem ama, güzel güzel ski yaparsın oralarda anca, ski.

onun için, takırtı falan duyduğunuzda geceleri, sakın endişelenmeyin boşuna...
kedidir o, kedi.




yine beni benden alan bi yazi yazmis gazeteci-yazar.

breh breh...


şırnak’ta 12 sivil katledildi...

"kimseye pabuç bırakmayız!"

şırnak’ta 13 asker şehit...

"rüzgár eken fırtına biçer!"

hakkári’de 12 asker şehit...

"bedeli neyse öderiz, ödetiriz!"

"hevesleri kursaklarında kalacak!"

tezkere...

"ince eleyip sık dokuyoruz!"

barzani’ye...

"boş laflara karnımız tok!"

talabani’ye...

"herkes ayağını denk alsın!"

"sözün bittiği yerdeyiz!"

dtp’ye...

"bindiğin dalı kesme!"

chp’ye...

"elini taşın altına koy!"

mhp’ye...

"bin düşünür, pir adım atarız!"

ingiltere’ye giderken...

"inceldiği yerden kopsun!"

oxford’da...

"sabır taşımız çatlamıştır!"

romanya’dan dönerken...

"günah bizden gitti!"

akp toplantısında...

"bıçak kemiğe dayandı!"

rice gelmeden önce...

"kendi göbeğimizi kendimiz keseriz!"

*

abd’ye bi indi...

"pozitif duygular içindeyim."
bir zamanlar sabah gazatesinde yazan, bu gün itibariyle hürriyet gazetesinde yazmaya devam eden izmirli gazeteci. kendince bir halkçılık tutturarak 22 temmuz seçimleri öncesi yapılan cumhuriyet mitinglerine katılımın çok olması için elinden geleni ardına koymayan ve bunu gerçek atatürkcülük ve cumhuriyete sahip çıkmak adına değilde sadece kemalizme hizmet etmek için yapan, chp kalemtörü yazar. arasıra halk yalakalığı yapmak için şehit sayılarını alt alta köşesinde yazarak prim toplayan google arama motorunu çok ustaca kullanan ve asla bu ülkeye gelemeyecek olan şeriat korkusuyla taraflı ve komik yazılar yazabilen ama bütün taraflığına rağmen her gün okunması gereken gazeteci-yazar.
(bkz:http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7785826.asp?yazarid=249)
bu ülkenin en iyi muhalifi. yazılarındaki akıcı üslubu ve vurucu tarzı ile her gün biraz daha büyüyor gözümde. dilerim, başarıları daim olur.
bugün yazdğı yazı ile kendisine olan saygımı kat kat arttırmış bulunmakta. gazeteci gibi gazeteci.
http://tinyurl.com/2vv4w3
ilk önce alttaki yazısını okuyun ve takibinde de en altta verdiğim linke bir göz atın...

koltuk

bugün bir sürü hırslı kadın, "boyun posun devrilsin" diye, kocasının başının etini yiyecek: "elalem çocuğunu bakan yaptı, vali yaptı, sen kaymakam bile yapamadın!"

*

çocukları vali yapacaklar bugün.

bakan yapacaklar.

meclis başkanı yapacaklar.

başbakan yapacaklar.

cumhurbaşkanı yapacaklar.

*

gazeteciler "çocuk bakan"lara geri zekálı geri zekálı sorular soracak; "büyümüş de küçülmüş" cevaplar alacak... matah iş yapılmış gibi, topluca sırıtılacak.

*

"23 nisan" denince, akıllarına gelen tek vizyon bu çünkü... koltuk!

*

çocukların kafalarını açacaklarına, kıçlarını alıştırıyorlar... "şöyle oturacaksın, böyle kaykılacaksın, patlat bi talimat" filan.

*

peki, hiç merak ettiğiniz mi, neden bugüne kadar bir allah’ın kulu çıkıp da, "çocukları 23 nisan’da yıldız kenter’le aynı sahneye çıkaralım" demedi?

"bir çocuğu fazıl say’ın piyanosunun başına oturtalım, bir çocuğun eline suna kan’ın kemanını verelim" diyeni gördünüz mü?

illa koltuğa oturtacaksak, "profesör bingür sönmez’in koltuğuna, profesör münci kalayoğlu’nun koltuğuna, profesör gazi yaşargil’in koltuğuna oturtalım" diye önerildi mi?

hayrettin karaca ile ağaç diktirelim mesela, yılmaz büyükerşen’le balmumu heykel yaptıralım...

rahmi koç’un teknesine bindirelim, balık tutarken anlatsın çocuklarımıza, parayı kazanmak kadar yemenin de ne kadar önemli olduğunu... ali sabancı’nın uçağına bindirelim, aslında "para"nın değil, "fikirlerin" uçtuğunu dinlesinler diye...

ya da ne bileyim, saffet karpat’la tanıştıralım... babasız büyüyen, darüşşafaka’da okuyan bir yetim, nasıl başardı da, türkiye’deki en büyük yabancı sermaye yatırımının genel müdürü olabildi? rıza çalımbay’la top oynatalım, anlatsın, kapıcının oğlunun önünde neden ceket ilikleniyor bugün? lağım temizleyen "en alttakiler" en üste nasıl çıkabildi, tane tane anlatsın vural öger çocuklarımıza... tanıştıralım muhtar kent’le, "gazozdan işlerle uğraşan" bir türk çocuğu nasıl oldu da, coca cola’nın zirvesinde?

bakın zirve dedim aklıma geldi... niye nasuh mahruki ile bir araya getirmiyoruz çocuklarımızı, anlatsın onlara bağımsız ruhun nasıl rüzgár aldığını? mehmet güleryüz’ün paletini tutsunlar, mehmet aksoy’un çamurunu karsınlar, ara güler’in deklanşörüne bassınlar, bakmakla görmek arasındaki farkı fark edebilmek için.

*

madem, varsa yoksa koltuk...

*

niye gata’ya götürmeyiz çocuklarımızı, "o koltuklar" için ödenen bedelleri görsünler diye?


yazıyı okuduysanız bir de bu linke göz atın lütfen..
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=138060
genelkurmay eski başkanı hilmi özkök’ün çankaya köşkü’nden çıkışta söylediği: "kasaptaki ete soğan doğramam" lafına, yılmaz özdil yorumu:

- darbe girişimi var mı?

+ kasaptaki ete soğan doğramam.

- savcı’ya da gidecek misiniz?

+ sağılmamış süte şeker koymam.

- ifade verecek misiniz?

+ denizdeki balığa limon sıkmam.

- ama komutan sizdiniz...

+ bir bakış açısına göre bendim de diyebilirim, bir bakış açısına göre ben değildim de diyebilirim, prensip olarak marketteki sucuğa yumurta kırmam.

12 temmuz tarihli hürriyet’teki köşesinin son bölümünden alıntı.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9420848&yazarid=249


her gün mutlaka okumaya calistigim hürriyet gazetesi yazarı. yazı dili cok güzel, basit ve akici.. keyifle ve bir solukta okunuyor....
bu adamın en büyük özelliği, arsivleri tarayıp, can alıcı noktaları ortaya cıkartarak hafızamızı taze tutuyor olması...
basit ve akıcı bir dille; köşedeki bakkalından edebiyat hocasına kadar herkesin anlayacagı sekilde yazıyor olması.

çok başarılı bir kalem...

hiç bozma aynen devam hocam.
bilgisayarıyla beyni arasına ellerinin girmesi sebebiyle kalıcı beyin tutulması yaşadığına inandığım canlıdır.en büyük özelliği bazen cümlelerin,bazen de paragrafların arasına yıldızlar serpiştirerek,büyük boşluklar oluşturması ve yazının değeri hakkında okuyucuya fikir vermesidir
bugünkü yazısıyla ,ülkenin içinde bulunduğu sakatlığı özetleyen,
"belediye başkanı muhallebici,istanbul sütlaç" diyerek ilginç alegoriler kullanan zat-ı muhterem.

işte yazısı;

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10434702.asp?yazarid=249

bugunku yazisinda engin tarih bilgisini yansitmi$ her bir satirina.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11190518.asp?yazarid=249&gid=61

yanliz $ey var ya, bir eksiklik var sanki. tarihlerden sonra cumle yazmayi unutmu$ kendisi. baski hatasi sanirim, olur oyle.
2 /