confessions

wily blake

Yazar

  1. toplam entry 131
  2. takipçi 0
  3. puan 830

senin aydınlanman faşizmdir ilhan selçuk

hasan cemal’in ’cumhuriyet i cok sevmistim’ adlı kitabından bir bölüm.



ilhan selçuk’un en sevdiği yazı konularından biri de ’döneklik’ üzerineydi.

"’ilhan selçuk’ kafası nedir? " sorusunu sergileyenleri kendince yıldırmak için öteden beri bu temaya sarılırdı. bu yazılarıyla onun hakkında benim gibi düşünenleri kızdırdığına inandığı bu yazılarını arada bir tekrarlamayı ihmal etmezdi.

dönek! ben dönek miyim?

bu soru, bundan otuzaltı yıl öncesini anlatan ve "kimse kizmasin kendimi yazdim" adını taşıyan kitabımın bir yerinde geçer:

dönek ne demek? çok partili rejimi, demokrasiyi yıkıp yerine tek parti diktasını geçirme fikrinden dönmek mi? dönek ne demek? çoğulcu demokrasi yerine "işçi sınıfı" adına totaliter bir ideolojinin diktasını savunma fikrtinden vazgeçmek mi? dönek ne demek? her şeyin, malların da, hizmetlerin de, fikirlerin de, ideolojilerin de serbestçe yarışabildiği, rekabetçi bir ekonomik ve siyasal düzen yerine, torna tezgahından çıkmışçasına her şeyin tek tip olduğu, birbirine benzediği otoriter bir kışla düzeni anlayışından vazgeçmek mi? dönek ne demek? askerin süngüsüyle kendine iktidar yolu açmaya heveslenip, bu kafaya devrimcilik, devrimci demokratlık vehmetmekten vazgeçmek mi? döneklik bütün bunlardan vazgeçmekse, ne denir, evet ben de döneğim!

kitabımda böyle demiştim.

evet öyle, ben döneğim. demokrasiye döndüm!

ya siz?

bugün hâlâ askerle iş tutanlar, askeri darbeye kışkırtanlar...

ya siz?

bugün hâlâ seçim sandığına inanmayanlar, demokrasiyi karşı devrim olarak görenler...

ya siz?

bugün hâlâ türkiye’yi avrupa’dan kopartmak için, orta asyalara sürüklemek için, "kızıl elma koalisyonları" ya da "milli demokratik devrim cepheleri" oluşturup hâlâ darbe peşinde koşanlar...

ya siz?

bugün hâlâ 1960’ların, 1970’lerin komünizm tacirleri gibi irtica bezirgânlığına soyunup askeri kışkışlayanalar, askeri kışlasında rahat bırakmayanalar...

ya siz?

bu yaşta hâlâ cuntalaşma peşinde olanlar...

ya siz?

bu yaşta hâlâ "elinizi çabuk tutun!" diye askere çağrı yapanlar.

ya siz?

bu yaşta hâlâ -kaçıncı yenilgiye rağmen- askerle aynı fotograf karesinin içine girebilmek, askerle birlikte gözükebilmek için ankara yollarına düşünler...

ya siz?

bu yaşta hâlâ bir zamanlar deniz gezmiş’leri darağacına götüren yollarda yürüyenler...

ya siz?

hâlâ postal kokusu sevenler...

ne duruyorsunuz hâlâ? siz hâlâ değişmediğinize göre, davadan dönmediğinize göre, bin yıldır aynı yolun yolcusu olduğunuza göre, ne düşündüğünüzü ne yapmak istediğinizi açıkça söyleyin.

takiye yapmayın!

dürüst davranın. artık demokrasi var. fikir suç olmaktan çıktı avrupa yolunda. sizler de gidin meydanlarda konuşun, gazetelerdeki köşelerinizde açıkça yazın.

hadi bakalım.

"seçim sandığı yaramaz bu ülkeye, zira karşı devrim çıkıyor, irtica çıkıyor seçim sandığından" deyin açık açık. askerle darbeyi sözcük oyunları yapmadan yüksek sesle, bağıra bağıra savunun. dilinizi dolandırmadan avrupa birliği’ne karşı olduğunuzu da haykırın.

hadi ne duruyorsunuz?

niye daha çok kapalı kapılar arkasında tezgah peşindesiniz? kuytuluklarda kuruyorsunuz hayallerinizi?

çıkın açığa! takiye yapmayın!

bu kafadan kurtulun!

ne mi o kafa? ilhan selçuk kafası!

örneğin, trabzon’da bir güruh, bildiri dağıtmak isteyen gençlerin üstüne yürüyecek, saldıracak, dövecek, yere düşenlerin kafasını tekmeleyecek kadar kendinden geçecek. sen kalkıp bu linç girişimini, "halkın koyduğu millî tepki" diye arka çıkacaksın.

örneğin, isparta’da devletin bir kaymakamı, orhan pamuk kitaplarının imha edilmesi için resmî talimat yayımlayacak. sen kalkıp nazi dönemini çağrıştıran bu rezillik konusunda "milli hassasiyet"ten dem vuracak, sessiz kalabileceksin.

örneğin, mersin’deki bayrak yakma girişimini protesto eylemleri yer yer ırkçılığa varan tehdit ve saldırılara dönüşecek. sen kalkıp bu saldırganlığı,"halkın kendiliğinden eylemleri" ve "yükselen yurtseverlik" eyilimleri diye yorumlayacaksın. "vatandaş, abd ve ab’nin dayatmalarına karşı bayrağına sarılıyor" diyebileceksin.

ama yutturamazsın!

sen kalkıp "dincilik" tehlikesinden dem vurarak, her zamanki gibi üstü örtülü biçimde demokrasi düşmanlığı yapacaksın. dincilik diyerek, her zamanki gibi dinle ilgili neredeyse her şeyi "lâiklik düşmanlığı" olarak yorumlayacaksın. "lâiklik elden gidiyor!" yaveleriyle her zamanki gibi asker kışkırtıcılığı yapacaksın demokrasiye karşı.

ama yutturamazsın!

sen kalkıp "etnikçilik" diyerek insan hakları konusunu es geçeceksin; türkiye cumhuriyeti’nin kürt kökenli vatandaşlarının, kürtlerin kimliklerine, kültürel haklarına gözünü kapatacaksın.

sen kalkıp "etnikçilik" diyerek, ırkçı tehdit ve saldırıları "ulusalcılığın yükselişi" diye niteleyip demokrasiye karşı ince ince askeri kışkırttığını sanacaksın.

ama yutturamazsın!

kışlaya dönüp bakma alışkanlığın genlerine işlemiş. ille askerle iş tutacaksın. halka, halkın oyuna ve tercihlerine güvenmiyorsun çünkü... ufkun bu kadar!

dincilik diyeceksin. etnikçilik diyeceksin. türkiyeyi yeniden çatışma ve gerginlik ortamına sürüklemeyi amaçlayan ırkçı-milliyetçi saldırı ve tehditleri görmezlikten geleceksin, hatta bu çevreleri mazur göstereceksin.

senin tek bir derdin var: türkiye’nin avrupa birliği yolunu kesmek! çünkü avrupa yolu demek, demokrasi demek! sen bunu istemiyorsun. bunu istemediğin için de askeri kışkırtıyorsun!

ama yutturamazsın!

türkiye’nin avrupa yolunu kemek için ne zamandır her türlü tezgâhın içinde olacaksın. "kızıl elma koalisyonları"na soyunacaksın. "soğuk savaş" yıllarının "düşman kardeşleri"ni şimdi demokrasi karşıtı, avrupa birliği karşıtı olan bu cephenin içinde birleştirmeye çalışacaksın.

1960’ların, 1970’lerin türkiye’yi cephelere bölme siyasetinin bu topraklarda ne büyük acılara yol açtığı, insanlarımıza ne kadar kan ve göz yaşı döktürdüğü ve bu ülkeye neler kaybettirdiği daha belleklerde tazeyken, sen hâlâ neyin peşindesin?..

ne yaparsan yap, yutturamazsın.

senin derdin demokrasiyle. senin derdin avrupayla. yoksa dinciliğe de, etnikçiliğe de demokrasi içinde çare var. asıl demokrasi dışı yollardır, bölücülük ve irtica akımlarını azdıracak olan, demokrasi değil.

ama bunu senin anlaman güç.

senin aydınlanmacı kafan demokratik değil, totaliter kafadır! siyaseti dinleştiren kafadır! senin kafan yıllar geçtikçe siyah beyazlaştı! başka renkler uçup gitti senin kafandan. senin aydınlanmacı kafan, yalnızca aklı yücelterek eleştirel düşünceye kapanan, dogmalara açık hale gelen kafadır. senin aydınlanmacı kafan demokrasiye değil, stalinizme açıktır. nazizme açıktır. senin aydınlanmacı kafan "aklın cinayetleri"ne açıktır. stalin’in gulag’larına, hitler’in toplama kamplarına, pol pot’un ölüm tarlalarına açıktır. saddam cılık ya da baas çılığa açıktır.

diline pelesenk ettiğin o senin aydınlanmacılığın demokrasiye götürmez insanı. senin aydınlanmacı kafan, asıl aydınlanma fikrini çarpıtan kafadır. akılla mutlak gerçeğe ulaşılacağını sanaların kafasıdır. bu kafadır, aydınlanmayı yolundan saptıran, aklın cinayetlerine yol açan.

oysa aydınlanmanın asıl özünde yatan akıl, araştıran, sorgulayan, eleştiren, insan beynini sloganlara tutsak etmeyen klişelere esir düşmeyen akıldır. kendi başına fikir üretmeye çalışan akıldır. kendisine verilmek istenenle yetinemeyen akıldır. sürekli sorgulayan, kuşku besleyen akıldır.

ama artık senin bunları anlaman, gerçek aydınlanma’nın ne olduğunu öğrenmen, eleştirel düşünceye akıl erdirmen, kavraman, bu saatten sonra çok güçtür.

senin işin artık demokratlarla değil, "türk miloşeviçleri"yle...

senin aydınlanman faşizmidir!

senin kemalizmin faşizmdir!

senin milliyetçiliğin faşizmdir!

evet öyle, ilhan selçuk...


* * *


(hasan cemal, cumhuriyet’i cok sevmistim, sayfa: 503-507, dogan kitap, 2005)


kaynak: derkenar

cv sine ironiden anlarım yazan insan modeli

resume hazırlarken hiçbir özelliğini atlamak istemeyen, ’prezantablım, grup çalışmalarına yatkınım’ deyip geçmek ile yetinmeyen insandır.

yakın tarihte irlanda’da yapılan bir araştırma gösteriyor ki ironiden anlayanlar insan ilişkilerinde, anlamayanlara oranla daha başarılı.

ayrıca üst düzey eğitimini, hırsı ve ironiden anlaması ile harmanlayan insanların kariyer basamaklarını daha hızlı çıktığı da istatistiksel bir gerçek.


görüldüğü gibi ironiden anlayan insanlar yarışa rakiplerinin bir adım önünde başlıyor.


kolektif beyin diye bir şey yoktur

kolektif beyin diye bir şey yoktur. kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. bir grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. ikincil önem taşıyan bir şeydir. birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin tek başına yapması gereken bir şeydir. yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz. ama kolektif bir midede sindiremeyiz. hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. hiç kimse kendi beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. paylaşılamazlar ve devredilemezler.


(the fountainhead - ayn rand)


dear god please help me

ringleader of the tormentors albümünden güzel bir morrissey parçası.


sözleri:

i am walking through rome
with my heart on a string
dear god, please help me

and i am so very tired
of doing the right thing
dear god, please help me

there are explosive kegs
between my legs
dear god, please help me

will you follow and know
know me more than you do
track me down
and try to win me?

then he motions to me
with his hand on my knee
dear god, did this kind of thing happen to you?

now i’m spreading your legs
with mine in-between
dear god, if i could i would help you

and now i am walking through rome
and there is no room to move
but the heart feels free

the heart feels free
the heart feels free
but the heart... feels free

the heart feels free

love of the loveless

shootenanny albümünden güzel bir eels parçası.


sözleri:

don’t got a lot of time
don’t give a damn
don’t tell me what to do
i am the man
if there’s a god up there
something above
god, shine your light down here
shine on the love
love of the loveless

love of the loveless

don’t have too many friends
never felt at home
always been my own man
pretty much alone
i know how to get through
and when push comes to shove
i got something that you need
i got the love
love of the loveless

love of the loveless
love of the loveless
the love of the loveless

all around you people walking
empty hearts and voices talking
looking for and finding
nothing

don’t got a lot of time
don’t really care
not selling anything
buyer beware
if there’s a god up there
something above
god, shine your light down here
shine on the love
love of the loveless

love of the loveless
loveof the loveless
love of the loveless

don’t got a lot of time
don’t give a damn
don’t tell me what to do
i am the man
love of the loveless
loveof the loveless
love of the loveless
the love of the loveless
love of the loveless

sony vaio xl2 digital living system

sony’nin `media center pc` modelidir.
touchpad’li kablosuz klavyesi, uzaktan kumandası, ağ anteni ve vgp xl1b2 media changer ile gelir.

200 dvd alabilen bu media changer’ı windows xp media center edition’nın ana menüsünden kontrol edebilirsiniz.
muhteşem özelliklerinin yanı sıra kendine hayran bırakan bir tasarıma sahiptir.



http://www.sonystyle.com/intershoproot/ecs/store/en/imagesproducts/650x650/vgxxl2kit1.jpg


http://www.learningcenter.sony.us/digitallivingsystem/xl2series

advertising space

dinlediğim en sağlam robbie williams şarkısı. elvis için yazıldığı rivayet ediliyor.


sözleri:

there’s no earthly way of knowing
what was in you heart
when it stopped going
the whole world shook
a storm was blowing through you
waiting for god to stop this
and up to your neck in darkness
everyone around you was corrupted
say something

there’s no dignity in death
to sell the world your last breath
we’re still fighting over everything you left

i saw you standing at the gates
when marlon brando passed away
you had that look upon your face
advertising space

no one learned from your mistakes
we let our prophets go to waste
all that’s left in any case
is advertising space

through your eyes the world was burning
please be gentle i’m still learning
you seemed to say as you kept turning up
they poisoned you with compromise
at what point did you realise
that everybody loves your life but you

a special agent for the man
through watergate and vietnam
no one really gave a dam
do you think the cia did

i saw you standing at the gates
when marlon brando passed away
you had that look upon your face
advertising space

no one learned from your mistakes
we let our prophets go to waste
all that’s left in any case
is advertising space
i’ve seen your daughter man she’s cute
i was scared but i wanted to
boy she looks a lot like you

friday mourning

you are the quarry albümünün iki cd’lik deluxe versiyonunda bulunan morrissey parçası.


sözleri:

friday mourning, i’m dressed in black
douse the houselights, i’m not coming back
for years, i warned you
through tears, i told you
friday mourning, there comes a time
a fall that breaks this very smug mug of mine

this dawn raid soon put paid to
all the things i’d whispered to you
at night time
and i will never stand naked in front of you
or if i do, it won’t be for a long time

look once to me, look once to me
then look away
look once to me, then look away

and when they hauled me down the hall
and when they kicked me down the stairs
i see the faces all lined up before me
of teachers and of parents and bosses
who all share a point of view
you are a loser
you are a loser

friday, friday mourning
dressed in black
i won’t be coming back

all is full of love

homogenic albümünden güzel bir bjork parçası.
death cab for cutie coverı björk’ten bile daha iyidir, the stability’de bulunur.


sözleri:

you’ll be given love
you’ll be taken care of
you’ll be given love
you have to trust it
maybe not from the sources
you have poured yours
maybe not
from the direction
you are
staring at
twist your head around
it’s all around you
all is full of love
all around you
all is full of love
you just ain’t receiving
all is full of love
your phone is off the hook
all is full of love
your doors are all shut
all is full of love

in any language ( icelandic part )

all is full of love......

i m not sorry

you are the quarry albümünden bir morrissey parçası.


sözleri:

on returning
i can’t believe this world is still turning
the pressure’s on
because the pleasure hasn’t gone
and i’m not sorry for
for the things i’ve done
and i’m not looking for
just anyone

on competing
oh, when will this tired heart stop beating?
it’s all a game
existence is only a game
and i’m not sorry for
for the things i’ve done
and i’m not looking for
just anyone

i’m slipping below the water line
i’m slipping below the water line
reach for my hand
and
and the race is won
reject my hand
and
the damage is done

i’m slipping below the water line
i’m slipping below the water line

the woman of my dreams
she
she never came along
the woman of my dreams
well there never was one

and i’m not sorry for
for the things i’ve said
there’s a wild man in my head
there’s a wild man in my head

light and day

insana enerji veren, anlamsız bir mutluluk aşılayan the polyphonic spree parçası.
bir çok dizinin ve filmin soundtrackinde bulunur.


sözleri:

because all
my feelings are more
than i can let by
or not
more than you’ve got
just follow the day

follow the day and reach for the sun!

you don’t see me flyin to the red
one more you’re done
just follow the seasons and find the time
reach for the bright side
you don’t see me flyin to the red
one more you’re nuts
just follow the day
follow the day and reach for the sun

just follow the day
follow the day and reach for the sun!

you don’t see me flyin to the red
one more you’re nuts
just follow the seasons and find the time
reach for the bright side
you don’t see me flyin to the red
one more you’re nuts
just follow the day
follow the day and reach for the sun
just follow the day
follow the day and reach for the sun
just follow the day
follow the day and reach for the sun

styrofoam plateş

the photo album’den güzel bir death cab for cutie parçası.


sözleri:

there’s a saltwater film on the jar of your ashes; i threw them to the sea,
but a gust blew them backwards and the sting in my eyes
that you then inflicted was par for the course just as when you were living.
it’s no stretch to say you were not quite a father
but the donor of seeds to a poor, single mother that would raise us alone.
we never saw the money that went down your throat
through the hole in your belly.

thirteen years old in the suburbs of denver,
standing in line for thanksgiving dinner at the catholic church.
the servers wore crosses to shield from the sufferance plaguing the others.
styrofoam plates, cafeteria tables,
charity reeks of cheap wine and pity and i’m thinking of you,
i do every year when we count all our blessings
and wonder what we’re doing here.

you’re a disgrace to the concept of family.
the priest won’t divulge that fact in his homily
and i’ll stand up and scream if in the mourning remain quiet,
you can deck out a lie in a suit.
but i won’t buy it.
i won’t join the procession that’s speaking their piece,
using five dollar words while praising his integrity.
just ’cause he’s gone, it doesn’t change that fact:
he was bastard in life, thus a bastard in death.

cumhuriyet

egemenliğin bir ailenin malı olmadığı , iktidarın babadan oğula geçmediği devlet sistemi.
bu kadar! ne eksik, ne fazla.

yani, monarşik olmayan her devlet cumhuriyettir.

aramaya inanma kandirmacasi

bilgiçlerin dini duygularını yıpratarak gizli gündemlerini gerçekleştirmeye ugraşan, ortaya anlamsız inançlar atıp oluşan kaos ortamından nemalanmaya çalışan, kökü dışarda hareketlerin bir diğer palavrasıdır.

öncelikli amaçları her zamanki gibi sözlüğün birlik ve baraberliğini bozmak olsa da bu sadece planlarının ilk ayağıdır.
kapalı kapılar ardında sözlüğe nasıl şekil vereceğini tartışan bu toplum muhendislerinin son numarası pozitivizm zırvalığına dayanarak oluşturdukları sozluk dini’dir.

en az "insanlik dini" saçmalığı kadar abuk olan bu sekuler dini bir anda topluma dayatamayacaklarının farkında olan ’secilmisler’ önce varolan dini duyguları yıpratmak, ortaya "aramaya inanmak" gibi dinimizde kati suretle yeri olmayan inançlar atarak büyük planlarını adım adım gerçekleştirmektedirler.

artık birilerinin uyanması ve üzerimizde oynanan bu büyük oyunu farketmesi gerekmektedir.
3-5 nesil sonra tamamen asimile olmuş, değerlerini kaybetmiş bir sözlük görmek istemiyorsak bugünden harekete geçmek zorundayız.

kardeşlerim, artık ayağa kalkalım ve tüm gücümüzle haykıralım: aramaya inanmak kafirliktir!


shoplifters of the world

louder than bombs ve the world won t listen albümlerinde bulunan, ilginç sözlere sahip bir smtihs parçası.


sözleri:

learn to love me
assemble the ways
now, today, tomorrow and always
my only weakness is a list of crime
my only weakness is ... well, never mind, never mind

oh, shoplifters of the world
unite and take over
shoplifters of the world
hand it over
hand it over
hand it over

learn to love me
and assemble the ways
now, today, tomorrow, and always
my only weakness is a listed crime
but last night the plans of a future war
was all i saw on channel four

shoplifters of the world
unite and take over
shoplifters of the world
hand it over
hand it over
hand it over

a heartless hand on my shoulder
a push - and it’s over
alabaster crashes down
(six months is a long time)
tried living in the real world
instead of a shell
but before i began ...
i was bored before i even began

shoplifters of the world
unite and take over
shoplifters of the world
unite and take over
shoplifters of the world
unite and take over
shoplifters of the world
take over

0 /