confessions

sinirsahibi

Yazar

  1. toplam entry 1735
  2. takipçi 0
  3. puan 5228

can yücel

bir tv programinda nazim hikmet icin kartpostal sairi diyen duygu asenaya homurdanarak "kart sensin postal da sana girsin" diyerek degil yuzyilin milenyumun en ince ayarini vermistir. dunyanin en baba kufreden en icten seven bir keresinde datcada gordugum koca adamdir. mezari saraplarla islatilir. buna ragmen badem agaclari kizmaz islatana zira can baba onlari da alistirmistir yattigi yerden. gidisi bizlere attigi tek ve en buyuk kaziktir.

güzin abla dala oturdum kızlığım gider mi

cok sevgili guzin abla;

ben 124 yasinda bir galapagos kaplumbagasiyim. sorun su ki bizler toku$madigimiz icin bekaret konusunda sikinti cekmeyen canlilariz. ancak gecen gun birsey oldu seninle paylasayim istedim.

gunesli bir bahar gunuydu, kiyidaki ufak kumlukta sicarcasina yumurtlarken birden dev dalgalar kiyiya geldi ve ben de su hengamesinin arasinda kaldim. sular cekildiginde ben ters donmemis olduguma sevinirken birden dali icimde hissettim. agactan yavasca indim ve kimseye caktirmadan ufak ufak oradan uzadim. soruyorum simdi ne yapmaliyim.

rumuz:bok.

cok sevgili kizim bok,

oncelikle senin bir galapagos kaplumbagasi oldugunu sana hatirlatmam gerekir. ulkenin en yuksek tirajli gazetelerinden birinde senin dogdugun gunden beri kose yazarligi yapip murekkep tuketmek suretiyle vergi masraflarini dusuren guzin ablani mesgul ettigin icin de allah belani versin. bak kizim yumurtlama donemlerinde bu tip seyler yasanir ama dedigim gibi sen bir galapagos kaplumbagasisin o yuzden ters donmedigine sukredip hayatinin geri kalan 70 senesini de ayni rutinlikte gecireceksin sizde oyle misyonerdi, 69du 88di pozisyonlar yok. ama yine de bir doktora gorunmen senin icin faydali olacaktir.

guzin ablan.

yaran diyaloglar

x: abi anahtari aldin mi?
y: almadim, sende degil mi?
x: hasss..r napcaz simdi?
y: balkondan gireriz?
x: e balkonun anahtari yok
y: cilingire actiririz
x: direk kapiyi actirsak cilingire
y: o da olur puhahahahaha!!!! (chorus)

öklid

_____________a
____________/\
___________/_|\
__________/__|h\
_________/___|__\
_______b/____|___\c____
__________p__n_k_______
abc bir dik ucgen, m(a)=90 derece ve |an| |bc| ye dik oldugunda; yani hipotenuse(|bc|) ait yuksekligin(h) boyunu, bu yuksekligin hipotenus uzerinde ayirdigi parcalarin boyu cinsinden ifade etmis bilim adami.
esitlik ise su sekildedir hxh = pxk.

osmanlı tokadı

soyledir:
hangi el kullaniliyorsa; o yon uzerinden arkaya dogru kalcada esneme hissedilinceye kadar donulur, dirsek 90 derece kirilmis ve govdeyle arasinda en fazla 10 santim olacak sekilde el kaldirilir.

bu kisimdan sonrasi ise ni$anlama ve hizli donmeye dayanir. en etkili temas hasimla (kol boyunuz-el uzunlugunuz) mesafesinde saglanir. bilek kesinlikle bukulmez, parmaklar acilmaz... sadece omuz ve kalcadan hareket ederek sert bir sekilde donulur ve cenneten cikmis 5 parmaginiz o parmaklarin cennetten cikis vizesi almasina yardim eden surata dogru korner atilirken rakip sahaya kosan kaleci gibi yaklasir. tam temas aninda hasimin surati pazarda 50 yeni kuru$a satilan ici un dolu cino balonlari gibi kalici sekilde deforme olur ki bu zafer anidir. kutlamak icin bir iki tane de ufak patlatmak gerekir.

31 çekmek

-necati napiyorsun?
-ossbir cekiyorum muberra.
-neden necati?
-sozlukte cok metettiler bi deniim dedim.
-tuvalette kal necati cikma bidaha.
-duymadim muberra ne dedin?
-necati sabun lazim mi?

nedir net

diger sozluklerden farkli olarak php yapisinin kullanildigi, ayrica linux pengueniyle de arayuzunu gayet guzellestirmis olan sozluk. ayrica 0 (yaziyla sifir)forum ozelligi sayesinde okuyucuyu da fazla sikmadan eksi sozlugu gecmis sozluk olusumu.

izmir

arabaya dolan pis kokunun iceride osuran sahsiyetten kaynaklandigini dusundugum. evlerini bokla bile insa etseler her devirde istanbul ve ankara ya 10 basacak ege kasabasi. kasaba olarak adlandirmanin nedeni ise metropol denen yerlerin halinin ortada olmasindan mutevellittir.

komşuların ölmeden önce yaptıkları

taksonomide adina insan denen ve ayni apartmanda yasamak zorunda olunan mahluklarin sinir katsayinizla oynarken sifira bolme hatasiyla karsilastigi anlardir.

kapinin onune uranyum 235 izotopu iceren ayakkabilarini koymak(halk arasinda ayak kokusu denir), torba kullanmadan cop dokmek, pazar sabahi matkapla tadilat yapmak, ayni gunun sabahi tarzi ne olursa olsun son ses muzik dinlemek, bu hareketlere ornek olarak sayilabilir.

karmaşık sayılar

bir kac sekilde ifade edilebilen sayilardir.
1. cebirsel gosterim

z= a + bi
bu gosterimde sayinin bazi ozellikleri bilinmelidir. sayinin mutlak degeri = (a^2 + b^2)^0,5 tir. arguman (arg) olarak bilinen, x ekseniyle yapilan aci; saat yonu negatif olmak uzere +- pi radyan araliginda tanimlidir. ve arctan(b/a) formuluyle hesaplanir. buradan trigonometrik gosterimi su sekilde ederiz.

z = r ((cos(t) + isin(t))
[r^2= a^2 + b^2]
t=arg(z)
kimi kaynaklarda trigonometrik ifade r(cis(t)) ?eklinde yazylyr, cis(t) cosinus(t) ve isinus(t) nin toplamini ifade etmek için kullanylan normalde olmayan bir kysaltmadir.
euler metodunu da kullanarak bu sayiyi ustel bicimde gostermek istersek sonuc:

z = e^(it)
t = arg(z)

yiğit özgür

padi$ah:kizimi ilk guldurebilene vericem.
saraya gelen $ahis: anlamadim efendim kizinizi ilk guldurebilene siz mi vereceksiniz yoksa kizinizi mi vereceksiniz.
prenses:hihhohhaahaahaakihkihkih.
padi$ah:tiz vurun bunun kellesini.

11 eylül 2001

abd’nin kaidesinin kayip saga sola saldirmaya basladigi tarih.

ilk icraat olarak afganistanin otopark yapilmasina sonraki seferlerde neredeyse yarisi katledilen irak’a demokrasi getirilmesine irana "size de getirelim mi" diye sorulmasina sebep olan zaman parcasi.

cosinus

bir dik ucgende dik kenar ile hipotenus arasindaki acinin komsu kenarinin, hipotenuse orani.
(b)
*|\
*|*\
a|**\c
*|***\
*|_b__\(a)
(c)
dik ucgeninde (b) acisi icin a/c (a) acisi icin ise b/c ye esit olan sayi.
(bkz:sinus).

pollyanna

15 kisi tarafindan daga kaldirilip tecavuze ugradiktan sonra bile yapabilecegi"sukur g.tu kurtardik" seklinde bir aciklamasiyla "allah belani versin" nidalarimiz esliginde nese icinde agiz burun dalabilecegimiz antipatik.

simetri hastalığı

$izofreni gibi patolojik bir hede degildir ancak hem bu hastaligin icinde bulunani hem de cevresindekileri hayli rahatsiz eden bir durumdur. zira sozkonusu hastalik icindeki kisinin odasina girilince hersey rahatsiz edici bir duzen icerisinde bulunur. hasta hangi kitabin nereden gittigini bilir, masadaki kalemler masanin en ve boy cizgilerine paralel durmak zorundadir. restoranda sandalye masayi tam ortalayacak sekilde oturulur ders aninda kitap ve defter kose yapamazsa hic bir sekilde ders anlasilmaz kalma riski ortaya cikar, yetmez durumu arkadasa anlatilir bir de tassak konusu olunur. her sey daginik olur etrafta ogrenilince hasta cinnet gecirir.

galatasaray

iceride lig sonuncusuna yenilip hepimizi kendine guldurse de leeds’in leeds oldugu donem hem iceride hem disarida 2 tane atip sadece konusmakla bisey olmayacagindan haberi olan takim.

baskanlarin gudikligi sayesinde kazandiklari kupalar golgelenmistir.

ayrica ne besiktas (ki kendi takimim olsa bile) ne, fenerbahce(ki hic bir uluslararasi basari alamayacagini bilsem bile) ne de herhangi bir anadolu takimi, sampiyonlar ligi kupasini kaldirmadigi surece, hakkinda atip tutmanin yanlis olacagi spor klubu.

eskişehir

ogrenciler ve askerler olmasa hic bir sekilde var olamayacak sehrimizdir efendim. zira onbinlerce ogrencinin yasadigi bu sekilde yerel racon delikanlilar ve es es adi verilen bir garip taraftar grubu bulunur. bunlara ilaveten sehrin ortasindan sakarya nehrine baglanan porsuk cayi gecer, guzel gunlerde herkes bu akarsunun kenarinda oturur birseyler icer laflar, gece hayati ne istanbulu ne de ankarayi aratir zira bir doors’ park ve buddha bar denen iki mekan avrupa’da nadir rastlanir cinstendir. yetmez bu ikisinin ustune bir de hayal kahvesi eklenir. bu guzide sehrimizde evler haddinden fazla pahalidir zira halkta bir "ogrenci buldum hemen sokmaliyim kazigi" havasi vardir ki tam tokatliktir. (bkz:entryi nerede bitirecegini kestirememek).

cobarde gallina ortega

kadikoy sukru saracoglu stadinda fenerbahce besiktas macinda ferbahce taraftarina actirilarak yuzyilin sakasi olarak tarihe gecebilecek pankarttaki slogan.

kartalizma ismindeki taraftar grubu tarafindan "abi ortegayi cok seviyoz lakin bilet alamadik alin bu pankarti ortegaya acin" demisler ve fenerbahce taraftarina pankarti vererek olay mahalinden uzaklasmislardir.

donem icinde patlak veren irak savasi neticesinde "ben eve donecem guvende degilim bikbikbik" diyen arjantinli futbolcu tribunlere cagirilarak isbu pankart, esasoglanin suratina karsi acilmistir. altinda kucuk puntolarla yazan "cesur yurek ortega" sadece bir aldatmacadir. sloganin asil anlami "odlek tavuk ortega" dir. sozkonusu pankart ise fenerbahce tribunlerinin en civcivli yerinde fenerbahcelilere actirilarak futbol tarihine gecmistir.

pollyanna

biraz once bakiniz verirken bakiniz veremedigimi farkettigim, durumun cozumunu bilenlerin yardimima yetismesi dilegimin vucut buldugu, hikaye kahramani. surekli mutlu olmaya calisma ozelligiyle antipatik olur. yine de ogreticidir yenilenlerin oyuna devami niteligindeki dokunmalari ve yazarin guzel anlatimi ile klasiklerin arasina yerlesmistir. 1975-1985 arasi küçük cocuk ya da kücük cocuk ebeveyni olanlar bilirler Altyn yayinlarindan cikan klasikler serisindeki versiyonu en saglam turkceyle yazilmis eserlerden biridir. daha sonra cikan kitaplarin sayfa sayisi azaltilmistir cunku tv canavarinin beyin yeme hastaligi bas gostermistir. bunlari bilmeyen yeni nesil bebelere teletabi, power rangers izletilmis ve gunumuzdeki genc cuhelalarin sayisi artmistir. teletabiden bi ornek: di mi layla? evet po! hadi gobek tokusturup mutlu olalim. of of.

mustafa kemal atatürk

muthis sahsiyet, basli basina bir fenomen, herseyi elinden alinmis bir millet ile zamanin en buyuk en kuvvetli ordularini maymuna cevirisini mi anlatmali yoksa ayni millet savastan daha da fakirleserek ciktiktan sonra yaptigi devrimlerle oluyu diriltmesini mi? yaptigi bu kadar seye ragmen saygi gormemesi acidir. reel anlamda da onun gittigi yolu secmis olanlar icin utanilacak durumdur. (bkz:degerleri icin savasan insanlar)

her yazar günde 25 entry yazsa olabilecekler

ogrenci yazarlar arasinavda cakar. is guc sahibi olanlar kovulabilir, zamani bos olanlar isi iyice azitip sozlugun ebesini s.kebilir. zira bir baslik altina sirf entry girmek icin 15-20 tane entry yazan yazarlar cikmistir. edit muessesesi vardir, sozluk konsepti vardir. insanlar 25 entry girmek icin foruma donunce bunun hesabini sorarken sikinti cekilebilir. onun yerine her yazar kendi otokontroluyle olabildigince kaliteli entry girmelidir.

öğrenci evi

koridorlarindan duman, mutfagindan makarna eksik olmayan sadece ebeveynlerin kisa ziyaretlerinden once temizlenen yer olarak tanimlansa da, bu sekilde tanimlamak genelleme olacaktir ki (bkz:tum genellemeler yanlistir).

gidilip gorulmesi ibret alinmasi gereken yerdir.

bir iki gun kalinirsa makarna ile hayatta kalma yontemleri, kofte ile minyatur kale mac yapmak gibi pek yararli bilgiler ogrenilebilecek olan yari public bolge.

teletubbies

cocuklara zehir olarak verildigine inandigim yapimda ve yayinda emegi gecen herkesin allah belasini versin dedigim cocuk zikkimi. izleyen cocugun sapik manyak escinsel taocu olabilecegi zararli program.

ankara

mazosist insanlarin mesrutiyet caddesi’nde konutkent otobuslerini bekledigi yerdir. soguktan donulsa o otobus gelmez, yetmez bi de selpakci, tinerci, kapkacci, dilenci, abidik gubidik ile ugrasilir, soguk havalarda burnunuzu uzatamazsiniz disari, kursun gibi kirli hava cigerlerinizi zaptetmek icin firsat kollamaktadir.

ulasim sorunsuzdur gercekten, cunku ulasim kavrami yoktur... para kazanmaya programli bir sofor, bir dumbuk muavin, ve uludag turizm’den alinmis bir ciftkatli otobus eskisi yeter de artar sanilir ulasim demek icin.

kamusal alan diye bas bas bagirilir ama metro giselerinde sikmabaslardan gecilmez, siyasal simge tasinamaz denir, cember sakalli metro suruculeri jiletten habersizdirler, otobuste metroda yer verdiginiz insanlar, kendileri icin zorluk cekmeyi kabul etseniz de ayaklarini celme takmak icin uzatirlar sanki uzerine musade istediginde inceden bir orospu cocugu muamelesi ederler.rahatlamak yesil gormek isteyip anitpark’a gidersiniz, anitkabir’in bahcesindeki copleri gorunce kahrolursunuz, lanetler edip geri donersiniz...

sadece bir tek iyi yonu vardir ankara’nin... insani katil edebilecek onca olay olurken siz sabretmeyi ogrenirsiniz.

ahmet piriştina

dogdugum gunden beri her belediye baskaninin icine sictigi izmirimi bana geri veren adam. i.melih gokcek’i bile cenazesine getirtecek kadar uyumlu yapisiyla, tarafli tarafsiz herkesin begenisini toplayan calismalariyla, iyiler erken gider tezinin son kaniti. yukarilarda biyerde arkasindan laf eden taocu+dombili+pasif porno yildizlarina kendine has nese dolu kahkahasiyla guldugune inandigim guzel insan.
ozet isteyenler icin: adam gibi adam.

ankaray

patrick swayze ve demi moore’un oynadigi ghost filmini andiran toplu cinnet alani.
izbe istasyonlar, tuvalet fayansi gibi duvar dosemeleri, aynadan bihaber gorevliler, isini savsaklayan bilumum kalabalik, koca gotlu gun teyzeleri ile kanayan yara. toplumsal cinnetin en parlak aynasi.

friedrich nietzsche

friedrich wilhelm nietzsche 15 ekim 1844’te sachsen’in prusya hakimiyeti altinda bulunan bolumundeki lutzen’e bagli rocken’de dogdu. ailesi dindar ve luteriyen bir kucuk esnaf ailesiydi. soyunda baska bir cok meslekten de olmak uzere sapkacilar ve mezbahacilar da vardi. ancak buyuk babasi ve babasi devlete sadik ve pietist1 rahipler olmuslardi. nietzsche’nin babasi, prusya krali iv. friedrich wilhelm’in sadik bir hizmetkâriydi. bu nedenle, ilk oglu kralin yas gununde dunyaya gozlerini actiginda, baska bir isimle vaftiz edilme sansi hemen hemen hic yoktu.
...bahsi gecen bu uc adamin hepsinin da aklini yitirmis olmasi tamamen anlamsiz bir rastlantidan baska bir sey degildir. ilk once babasi friedrich ludwig oldu. -yil 1849. otopsi sonucunda -beyin yumusamasi- teshis edildi. sozum ona beyninin bir ceyregi -yumusamis- idi. tipta bu tur teshisler artik gecerli olmamakla beraber, nietzsche’nin saygideger biyograflari, nietzsche’nin deliligini babasindan almadigindan eminler.

...nietzsche’nin cocuklugu naumburg’ta, -iffetli kadinlarla- dolu bir evde gecti. bunlar annesi, kiz kardesi, anneannesi ve evde kalmis biraz deli iki teyzesiydi. belli ki kadinlarla cok erken yasta yasadigi bu deneyimler nietzsche’’in hayatinda izler birakti, cunku biyografisi teyzelerinin yasantisini yansitan karakteristik izler tekrarladi durdu. 13 yasindayken o donemim her ust duzey yatili okuluyla yarisabilecek denli iyi ve taninmis bir eyalet okulu olan pforta’ya baslar. ogrenciler bu okulda salt yaramazliklar yapmanin disinda gercekten de bir seyler ogreniyordu. buyuk oranda dindar ve simartilmis terbiyesinin bir urunu olan nietzsche okulda -kucuk protestan papazi- diye cagriliyordu ve kendisi derslerinin en basarili ogrencisiydi. gelismekte olan dahiligi gunun birinde kendi aklini kullanmasina yol acti. on sekiz yasina geldiginde inancindan suphe etmeye baslar.

...nietzsche’nin keskin zekâsi, icinde yasadigi dunyanin celiskilerini gormezlikten gelmesine engeldi. muhtemelen, baskalariyla fikirlerini paylasmiyordu; bu durum, daha sonralari da kesinlik kazanacagi gibi, kendisi icin tipik bir davranisti. nietzsche kendi yolundan gitti ve yasayan (veya olu) hemen hemen hicbir tinin kendisini etkilemesine izin vermedi.

...nietzsche on dokuz yasina geldiginde, papaz olabilmek icin bonn universitesinde ilâhiyat ve klasik filoloji ogrenimine baslar. zaten hayat akisi cok onceden -iffetli kadinlar- tarafindan plânlanmisti. ancak nietzsche daha simdiden huzursuzdu: bilincsiz bir isyan durtusu kisiligine etki etmeye ve onu degistirmeye baslar. bonn’a geldikten kisa bir sure sonra o munzevi okul delikanlisi neseli ve taskin ruhlu bir universite ogrencisinin en iyi orneklerinden birine donusur. herkesin giremedigi ozel ogrenci birliklerine girer, arkadaslariyla icki icmeye baslar ve ogrenciler arasinda yapilan eskrim duellolarina katilir. kacinilmaz olarak bir duelloda yara alir ve rituel geregi duelloya hemen son verilir. burnunun ustundeki kucuk dikis izi o gunlerden kalmadir. ne yazik ki bu yara izi daha sonralari gozlugunun altinda gizlendi. ama bu sadece kucuk bir ara piyesti.

...nietzsche ayni donemde su sonuca vardi: -tanri oldu.- tatilde eve dondugunde dini ayinleri katilmayi reddederek, bundan boyle asla bir kiliseye adimini atmayacagini aciklar. bir sonraki yil universitesini degistirerek leipzig’e yerlesir ve ilâhiyat egitimine son vererek klasik filoloji uzerinde yogunlasir.

...nietzsche leipzig’e ekim 1865’de varir. o ay yirmi bir yasina basar ve hayati uzerine daha sonra etki edecek iki olay yasar. once, ziyaret ettigi bir genelevde, daha sonralari zihinsel bulanikligina neden olacak frengi mikrobunu kapar. gorunuse gore - boyle seyleri hissetmek mumkunse eger - nietzsche birkac genelev ziyaretinden sonra kendisine frenginin bulastigini fark etti. gorundugu hekim kendisinden gercegi gizler. (o donemlerde bu adettendi, cunku bu hastalik henuz tedavi edilebilir degildi - ayni ikiyuzlulukle gunumuzde kanser hastaligina kiliflar uydurulmaktadir.) bu olayin sonucunda nietzsche’nin kadinlarla olan cinsel iliskilerine bir son verdigi sanilmaktadir. ancak felsefi yazilarinda kadinlarla ilgili bircok yuz kizartici ve de faydali kayitta yer alir. -kadinlara mi gidiyorsun ? oyleyse kirbacini unutma.- (belki de leipzig’te cok ozel turden bir genelevi ziyaret ediyor ve erkeklerin de oraya giderken yanlarina kirbac almalarinin adil olacagini dusunuyordu.)

...hayatini degistiren ikinci olay, bir sahaf dukkânina dalisiydi. nietzsche burada schopenhauer’in -istem ve tasarim olarak dunya- adli eserine rastlar. schopenhauer’in kissadan hisse cikaran uslûbu ve bulasici karamsarligi onu cok derinden etkiler: -burada her satir vazgecis, yadsima ve kabullenis cigligiydi; burada, dunyayi, yani yasami ve insan dogasini urkunc bir muhtesemlikle gordugum bir aynaya baktim... burada hastalik ve sifayi, surgunu ve siginagi, cehennemi ve cenneti gordum.-

...sasilasi derecede kâhince olan bu duyumsamalar nietzsche’yi schopenhauer felsefesinin bir hayrani yapti. nietzsche’nin inanabilecegi hicbir seyi kalmamisti. schopenhauer’in karamsarligina (pesimizmine) ihtiyac duyuyordu ve kendi dogasina tamamen uymasa da, onun durustlugunu ve gucunu kesfetmisti. pozitif dusunceleri bundan karamsarligi ancak guclu olduklarinda yenebilirlerdi. ileriye dogru giden yol schopenhauer’den geciyordu. ancak nietzsche’nin dusuncelerinde en belirleyici olan sey, schopenhauer’in istemin temel rolu ile ilgili tasarimiydi. bundan yola cikan nietzsche, sonunda guc istemini gelistirdi.

...1867’de nietzsche bir yilligina prusya ordusuna cagrilir. belli ki askeri yetkililer onun asiri buyuk boyutlu askeri biyigindan etkilendi, cunku nietzsche kendisini suvari topcu alayinda bulur. bu bir hataydi.



...nietzsche’nin kararliligi buyuktu, ancak yapi itibariyle acima duygusu uyandirabilecek denli yumusak huyluydu. agir bir kaza gecirdikten sonra prusyalilarin geleneklerine uygun bir tavir sergileyerek, hicbir sey olmamiscasina atini surmeye devam eder. ama asker nietzsche kislaya geri dondugunde bir ayligina hastaneye yatirilir. daha sonra gayet ve iyi niyetini odullendirmek icin cavus turbesine terfi ettirilerek evine gonderilir.

...bu arada tekrar leipzig’te universiteye devam eden nietzsche, son kirk yilda yetistirdigi en iyi ogrencisinin nietzsche oldugunu dusunen profesorunun takdirini kazanir. ne var ki her gecen gun filolojiden ve hayatin gercek ve acil cevap bekleyen sorunlarina karsi sergiledikleri kayitsizliktan dolayi filologlardan sogumaya baslar. nietzsche’ye gore filoloji, -bir budala veya salak tarafindan dollendirilen felsefe tanricasinin bir hilkat garibesi- idi. ne yapmasi gerektigini bilemiyordu. kararsizlik ve caresizlik icersinde bunalarak, kimya ogrenimi almayi ve -ilâhi kankan- dansini ve -sari yavsan otu zehrini- denemek icin bir yilligina paris’e yerlesmeyi bile dusunur. tam bu arada, gizlilik icersinde leipzig’te bulunan besteci richard wagner ile tanisma sansini elde eder.



(wagner yirmi yil once devrimci tahrikleri yuzunden surgun edilmis ve asiri uclarda seyreden siyasi gorusleri solda saga kaymis olsa da, yetkililer surgun kararini iptal etmisti.) wagner, nietzsche’nin babasiyla ayni yastaydi ve bizlere aktarilan kaynaklara gore ona sasilasi derecede benziyor olmaliydi. nietzsche, bilincsizce de olsa caresizlikle bir baba figuru ariyordu. simdiye dek hicbir meshur sanatciyi sahsen tanimamisti. ayni zamanda, tasarimlari kendi tasarimlarina bu denli uyan hic kimseyi de tanimamisti daha once. wagner’le paylastigi kisa bir sure icersinde nietzsche onun schonpenhauer’e olan derin sevgisini kesfeder. wagner parlak bir filozof olan bu genc adamin kendisine duydugu hayranliktan etkilenir ve ortaya tum hunerlerini doker. bunun yarattigi etki zaman gecmeksizin tepkisini aldi ve nietzsche’nin duydugu hayranlik gittikce derinlesti. nietzsche en az operalari kadar ilginc ve sira disi olan bu buyuk besteciden cok etkilendi.

...nietzsche iki ay sonra isvicre’deki basel universitesinden klasik filoloji kursusunde profesor olmak uzere davet aldi. henuz yirmi dort yasindaydi ve doktorasi bile yoktu. filolojiye karsi gelistirdigi olumsuz dusuncelerine ragmen bu oneri kendisi icin geri cevrilebilecek cinsten degildi. nisan 1869’da nietzsche basel’de ki gorevine basladi ve filoloji dersleri yaninda felsefe dersleri de verdi. yapmak istedigi sey, her iki disiplini, yani estetigi ve klasik cag ogrenimini birbirleriyle bagintili hale getirmek ve bundan hareketle, uygarlimizin zayif noktalarini irdeleyebilecegi bir alet gelistirmekti - daha mutevazi bir sey degil.

...kisa bir sure icerisinde universitenin yeni yildizi oldu. ronesans’i tarihsel bir donem olarak niteleyen ilk kisi olan buyuk kultur tarihcisi jacob burchardt ile tanisti. o, basel’de ki profesorler arasinda nietzsche ile ayni tinsel seviyeye sahip olan tek kisiydi. burchardt buyuk bir olasilikla, nietzsche’nin hayati boyunca saygi duydugu tek kisiydi ayni zamanda. eger o donemde, soguk bir patrisyen olmasaydi, nietzsche’nin hayatinda pekala bir istikrar faktoru olabilirdi.

...ama zaten baba rolu etkisi, nietzsche’yi istikrara kavusturmanin otesinde her seyi yapan baska bir adam tarafindan ustlenilmisti.

...basel kenti, wagner’in, liszts’in kiz kardesi, cosima ile birlikte yasadigi, lutzern’e bagli tribschen’e sadece yuz kilometrelik bir uzakliktadir. (cosima o siralarda henuz, wagner ve liszts’in ortak arkadasi olan von bulow adinda bir orkestra sefi ile evliydi.) kisa bir sure sonra nietzsche duzenli olarak her hafta sonunu vierwaldstätter golunun kiyisindaki luks villada gecirmeye basladi. ne var ki wagner’in hayati sadece muzikal, duygusal ve politik acilardan bir operaya benzemekle kalmiyordu. wagner hayatinin, tum fantezilerini sonuna kadar yasamak uzere kendisine sunuldugunu dusunuyordu. tribschen’deki yasami bir operanin sahneye konulusuydu adeta ve basrolu kimin oynayacagi konusunda kimsenin bir kuskusu yoktu. -flaman tarzindaki- giysileriyle (-ucan hollandali- ve ruben’in maskeli bir baloya giderken giydigi kostumlerden harmanlanmis bir kiyafetti) wagner pacalari dizlerinde biten siyah saten bir pantolonu, genis sapkasi ve rukus bir sekilde baglanmis ipek sali ile tepelerini rokoko meleklerin susledigi pembe saten kapli duvarlar boyunca yuruyerek, bustler, her zaman ayni motifli buyuk boy yagliboya tablolar ve kendi operalarinin temsillerinden kalan gumus kaseler arasinda siirlerini okurdu. havada dolanan tutsulere sadece maestronun muziginin eslik etmesine izin veriyordu. cosima ise hayat arkadasinin teatral ugraslarinda ancak hizmetci kiz rolunu oynayabiliyor ve bahcede gezinen ev hayvanlarinin, ki bunlar parfumlenmis kuzular, fiyonklarla suslenmis kurt kopekler ve sus tavuklari idi, calinmamasina dikkat ediyordu. nietzsche’nin nasil olup ta bunlarin etkisi altinda kalabildigini anlamakta zorlaniyoruz. (wagner’in bu ozel zevkleri surekli bes parasiz kalmasina ve bir takim zenginler tarafindan yardim almasina neden oluyordu. bu zenginlerden biri de, devletin kasasindan wagner’e buyuk meblaglar aktaran bavyera krali ii. ludwig’ti.) wagner’in ikna yetenegine denli buyuk ve cazibesinin de ne denli karsi konulmaz olmus olabilecegi ancak onun muzigine kulak verildiginde anlasilabiliyor. belli ki bestecinin kendisi de en az besteleri kadar buyuleyiciydi. toy nietzsche cok kisa bir sure icersinde bu bas dondurucu atmosferin ve bogucu salonlarin icersinde surukleyici motifler gibi gezinen bilincsiz fantezilerin etkisine girdi.

...temmuz 1870’de almanya ve fransa arasinda savas patlak verdi. prusya icin bu, napolyon’un kazandigi zaferlerin intikamini almak, fransa’yi maglup etmek ve almanya’nin avrupa’daki egemenligini saglamlastirmak icin bulunmaz bir firsatti. nietzsche vatanperverlik coskusuyla gonullu hasta bakicisi olmak icin basvurur. cephe yolunda karsisina frankfurt’ta tam techizatli bir suvari birligi cikar. iste o anda gozlerindeki perde kalkiverir ve nietzsche ilk kez, en guclu ve yuksek yasama isteminin hayatta kalmak icin mucadele etmekte degil, tersine guc, savas ve egemenlik isteminde yattigi duygusuna kapilir. iste bu, nietzsche’nin guc istemi kurami’nin dogusudur ve ileride kendisini bu dusunceden bir hayli uzaklastiracak ve bu dusunceden bir hayli uzaklastiracak ve bu istemi kisisel ogelerden cok toplumsal ogelerinde gorecek olsa da, bu dusuncenin militarist kaynagini hicbir zaman tam anlamiyla inkar edemedi.

...bismarc ve moltke fransizlari hezimete ugratirken, nietzsche savastaki her seyin sansli sohretli olmadigini anlar. worth’deki savas alani -sayisiz uzunc verici kalintilarla doluydu- ve curumekte olan cesetlerin agir kokusuyla kapliydi. daha sonralari nietzsche alti yarali askerle beraber bir sihhiye trenine bindirilir (vagonlarin bazilari buyukbas hayvan tasiyan vagonlardan olusuyordu) ve iki gun surecek bir yolculuga gonderilir. kollari bacaklari kursun yaralariyla bezeli ve etleri curumeye baslayan askerler arasinda kalan nietzsche onlara elinden geldigi kadar yardimci olmaya calisir. ancak tren karlsruhe’ye vardiginda kendisi de hasta bir adam olmustu. dizanteri ve difteri teshisleriyle hastaneye sevk edildi.

...basindan gecen bu sarsici olaylara ragmen nietzsche iki ay sonra basel’deki gorevine ve derslerine doner. filoloji ve felsefe dersleriyle kendisini yoran bir yukun altina tekrar giren nietzsche, bunun yaninda bir de -tragedya’nin dogusu-nu yazmaya baslar. yunan kulturunun bu parlak ve alabildigine ozgun analizinde berrak, apolloncu (olculu ve duzenli), klâsik kanaatkârligin karsisina karanlik, icgudusel ve diyonisoscu (coskulu tutku) gucleri diker. nietzsche’ye gore yunan tragedyasi bu iki unsurun kaynasmasindan ortaya cikmis ve sonunda sokrates’in sig rasyonalizmi tarafindan yok edilmistir.

...ilk kez birisini yunan kulturunun karanlik yanlarina ustune basa basa deginiyordu. ote yandan, nietzsche’nin, bu karanlik yanlarin temel bir oneme sahip olduklari seklindeki iddiasi daha da tartismaliydi. diyonisoscu boyutu daha sonralari nietzsche felsefesi’nin esasini olusturacakti. nietzsche bundan boyle schopenhauer’in -istemin budist’ce yadsinmasi- fikrine bagli kalamazdi. uygarligin zayiflamasina neden oldugunu dusundugu hiristiyanlig’a karsi diyonisostik olani one surdu. hiristiyan hayirperverligine, duygularin ve arzularin bastirilmasina karsi saldiriya gecti ve yerine, duygularimizin olusumuna daha uygun dustugune inandigi daha guclu bir ahlaki savundu. nietzsche’ye gore tanri olmus ve hiristiyanlik sureci sona ermisti. yirminci yuzyilin en kotu donemleri nietzsche’yi dogruladi, en iyi donemleriyse, olumlu -hiristiyan- inanclarinin cogunlukla tanri inancina bagli olmadigini gostererek onu tekrar yalanladi. bugun o ilk-icguduye daha fazla sahip olup olmadigimiz sorusu ise tartismalidir.

...sanatci olarak wagner en ust basamakta durmaya hak kazaniyordu belki, ama bu turden yuksek felsefi seviyeler onu asiyordu. zamanla nietzsche wagner’in entelektuel maskesini cozmustu. wagner, olaganustu buyukluge ve sezgi gucune sahip degisken bir egoydu,ama schopenhauer’e olan sevgi ve hayranligi bile gelip gecici ve sanatsal hayal gucune malzeme olusturan bir seydi. o zamana dek nietzsche, wagner’in hayatindaki bazi cirkinliklerini; ornegin antisemitizmini, olcuyu kaciran kibrini ve onun diger insanlardaki yetenegi ve ihtiyaclari takdir ve kabul eme yoksunluga gormezlikten gelmeye hazirdi. ama her seyin bir siniri vardi. wagner, bavyera krali ii. ludwig’in salt wagner’in kendi operalarini sahneye koyacagi bir tiyatro yaptirdigi bayreuth kentine tasinmisti. (bu proje bavyera devletinin iflasini ve ludwig’in tahttan dusurulus surecini hizlandirdi.) 1876’da nietzsche -niebelungen halkasi-nin promiyerine katilmak uzere bayreuth’e gelir, ancak, muhtemelen psikosomatik nedenlerle hastalanir.

...wagner’in megalomanligi ve doruga tirmandirdigi cokusu nietzsche icin artik dayanilmaz bir seviyeye ulasmisti. kendisini wagner’den kurtarmaliydi.

...iki yil sonra nietzsche -insanca, pek insanca- adi altinda ozdeyislerini yayinladi. bu ozdeyisler wagner’le arasindaki kopusu kesinlestirmisti. nietzsche’nin fransiz sanatini ovusu, psikolojik irdelemelerdeki keskin zekâsi, romantik hirsin maskesini dusurusu ve olaylarin ardindaki gercekleri kavrama konusundaki essiz yetenegi wagner’i asiyordu. nietzsche eserinde gelecegin -guzel yeni dunyasini- hazirliyordu: bu dunyada transandantal bir tanri veya seytan, mutlak degerler veya tanrisal cezalar yoktu artik. nietzsche hiristiyanlig’in bilincsiz motiflerine, guc istemini hadim etmeyi amacladigini dusundugu -kole ahlakina- karsi saldiriya gecti. bu arada wagner schopenhauer’e olan bagliligin sonu ve hiristiyan cemiyetine donusu anlamina anlamina gelen son eseri olan -parsifal- uzerinde calisiyordu. yollari ebediyen ayrilmisti. yaygin bir soylentiye gore nietzsche hayati boyunca sadece tek bir insani butunuyle tanimis ve tanidigi bu adam onu, caginin en buyuk psikologu olmasini saglayan, yeterli derecede malzeme ile beslemistir. iste bu adam wagner’di.

...1879’da nietzsche saglik nedenleriyle basel’deki gorevinden ayrilmak zorunda kaldi. zaten birkac yildir hastalik hastasiydi, ama simdi gercekten de hasta bir adam olmustu. universite kendisine kucuk bir maas bagladi ve doktor ona daha yumusak iklimli yerlerde yasamayi tavsiye etti.

...takip eden yillarda nietzsche italya’yi, fransa’nin guneyini ve isvicre’yi gezdi. hastaligini dindirecek bir iklim aradi durdu. neydi sikayetleri ? oyle gorunuyor ki, bir insanin gecirebilecegi tum hastaliklardan sikayetciydi. gozleri yari kor denebilecek oranda kotu goruyordu. (doktoru ona bundan boyle kitap okumamasini tavsiye etti, ama ayni sekilde bundan boyle nefes almamasini da isteyebilirdi ondan.) siddetli ve felc edici bir bas agrilari cekiyordu. bu agrilar onu zaman zaman gunlerce yataga bagliyordu. cogu zaman da sayisiz kucuk sikayetlerden muzdaripti. iksirlerden, ilaclardan, haplardan, kolonyalardan ve ozutlerden olusan koleksiyonu, hastalik hastasi diger felsefecilere kiyasla essizdi. buna ragmen ustinsan tasarimini gelistiren kisi o oldu. bu dengeleyici oge bizlere ustinsan fikrinin nietzsche’nin diger ve daha kabul edilebilir dusunceleri arasindaki onemli yerini unutturmamalidir. bu oge belki de, bu bilgesizlik incisini ortaya cikaran kabugun icindeki bir kum tanesiydi.

...ustinsan, uzun ve -dithyrambosca- bir siir olan -boyle buyurdu zerdust-te ortaya cikar. bu siir neredeyse dayanilmaz bir susluluk ve ciddiyet icindedir ve bu mutlak ciddiyet yazarinin tum -ironik olma- cabalarina ve kusun -hafifligine- ragmen kitabi cazip tutuyor.

...tipki dostoyevski veya hesse gibi -zerdust-u de ancak yirmi yasin altindaysaniz okuyabilirsiz. buna ragmen bu eserin anlattiklari -hayati degistiriyor-. ustelik her zaman kotu yonde de degil. eserdeki aptalliklar hemen goze carpiyor, ama geriye kalan kisimlar okuyucuyu mevcut tasarimlar hakkinda derin dusuncelere tesvik ediyor. icindeki felsefenin ise dikkate deger bir konumu yok.

...yumusak bir kis iklimine sahip olan kaplica ve ilicalara yaptigi surekli seyahatleri sirasinda nietzsche, arkadasi paul ree araciligiyla yirmi bir yasindaki rus kizi lou salomé ile tanisir. ree ve nietzsche onunla (beraberce, bazen de onunla tek basina) yuruyuslere cikar ve kafasina felsefi inanclariyla doldurmaya calisirlardi. (nietzsche -zerdust-u hicbir zaman sahip olmayacagini soyledigi oglu olarak tanitir. - bu genc zerdust acisindan talihli bir karardi, ustelik sadece boyle bir isimle okulda alay konusu olma ihtimali yuksek oldugu icin degil.) lou, ree ve nietzsche bir zaman sonra, gunumuzde dusunulmesi pek mumkun olmayan uclu bir iliski icine girerler. gunumuzde dusunulmesi zor, cunku cinsel acidan bu denli saf olabilecek kimseler kalmadi. onceleri ucu de kendilerini felsefeye adamak ve bir ménage á trois isletmek isterler. ardindan ree ve nietzsche (birbirlerinden habersiz) lou’ya asik olduklarini fark eder ve evlenme teklifinde bulunmaya karar verirler. ne yazik ki nietzsche gulunesi bir hatada bulunarak, ree’ye onun adina lou ile konusmasi ricasinda bulunur. (yine de bu durum nietzsche’nin, caginin en buyuk psikologu olarak anilma hakki ile tezat olusturmuyor. bunu, bir psikologun ask hayatini yakindan takip etmis olan herkes teyit edebilir.)

...luzern’de bir fotograf atolyesinde cekilen bir resim, bu uc insandan hangisinin mevcut durumuna hakim oldugunu gosteren en acik kanittir: iki duygusal olarak bâkir adam (38 ve 33 yaslarinda) bir at arabasina baglidirlar; arabanin icindeyse yirmi bir yasinda olan gercek bakire oturur ve kirbacini sallar.

...sonunda ucu de bu trajikomik ask iliskisinin artik ayakta tutulamayacagini anlarlar ve ayrilirlar. nietzsche oylesine deliye doner ki, su satirlari kaleme alir: -bu aksam delirinceye dek morfin cekecegim.-

...ancak ardindan lou’nun duser cocugu -zerdust-un annesi veya kiz kardesi olmaya laik bir insan olmadigina karar verir. (lou andreas salomé zamaninin en dikkate deger kadinlarindan biri oldu. en sevdigi kocasi olan bir alman profesorunun soyadini aldiktan sonra iki onemli adam daha uzerinde etki birakti: sair rainer maria rilke ile iliskisi ve yaslanmakta olan sigmund freud ile siki bir dostlugu vardi.)

...nietzsche kislarini cogunlukla nis, turin, roma veya menton’da ve yazlarini da -dunyanin 1500 metre ustunde ve dahasi, diger tum insanlarin yukseginde-, isvicre’nin engadin yoresinde, bir koy olan sils maria’da geciyordu. gunumuzde sils maria guzel kucuk bir ilica merkezidir (st. moritz’den sadece 10 kilometre uzakta.) ancak nietzsche’nin oturdugu ve genelde ecza dolabini kurdugu odayi gezmek hâlâ mumkun. burada daglar hemen golun ardindan duk yamaclarla italya ile siniri olusturan berina daginin 4000 metredeki karli zirvelerine yukselir. evin arkasindan sessiz ve sakin patikalardan yamaclara tirmanilabilir. nietzsche felsefe yaparken bu patikalari kullanir ve ara sira da, dusuncelerini kucuk not defterine kaydetmek icin issiz bir kayanin yanindan kopurerek akip giden derenin kenarinda dururdu. eserlerinin uslûbunda bu yorenin atmosferinden, yani heybetli manzaralarindan, sessiz zirvelerinden ve yalnizlik duygusundan bir parca gormek mumkundur. nietzsche’nin, dusuncelerinin buyuk bir bolumunu gelistirdigi bu yoreler gezilip gorulurse, onun bazi hatalari ve erdemleri daha kolay aciklanabilir olur.

...nietzsche genelde cok yalniz yasar, ucuz odalar kiralar, ara vermeden calisir, ucuz lokantalarda yemek yer ve o dayanilmaz bas agrilarini ve diger sikayetlerini elinden geldigi kadar dindirmeye calisirdi. yer yil sasilacak derecede kaliteli bir kitap yaziyordu. -sabah alacasi-, -sen bilim- ve -iyinin ve kotunun otesinde- gibi eserler, bati uygarligi ve onun degerleri, psikolojisi ve tutkulari ile hesaplastigi harikulade elestirel kitaplardir. uslûbu berrak ve anlasilir, delilikleri ise makul sinirlar dahilindedir. buna sistematik felsefe yapmak denebilir. hume, nietzsche’den yaklasik yuz yil once ari felsefi yikim calismalarini sonuclandirdiysa da, nietzsche’den once hic kimse onun kadar iyi bir yikim calismasinda bulunmadi. (ne var ki boyle bir calisma tekrar gerekli olmustu, cunku idealist alman sistemlerinde metafizik olulerin arasindan tekrar dirilmisti.)

...nietzsche’nin felsefe yapma sanati konusundaki ustun yeteneginden bazi baska orneklere bir goz atalim. nietzsche hakikate ve hakikatin anlamina dair tasarimlarimizi (gercek anlamda -hakiki- bir arguman kullanarak) dagitiyor. bu caba sonucunda ortaya, ozellikle de bizlerin bilim adina kendimize ve gezegenimize yaptigimiz ve yapmaya devam ettigimiz seylere bakacak olursak, oldukca cagdas olan bazi ilginc bilgiler cikiyor. dusuncelerinin icerikleri gunumuzde, o donemde oldugundan daha az yok edici degiller.

...seksenli yillarda nietzsche calismalarini buyuk bir yalnizlik icersinde taninmayan ve okunmayan bir yazar olarak surdurur. asiri yalnizligi ve kabul gormuyor olusu kendisi icin gitgide daha dayanilmaz bir hâl aldigi icin, kendisinden beklentileri arttirdi. 1888’de danimarkali musevi egitimci georg brandes, kopenhagen universitesinde nietzsche’nin felsefesi ile ilgili ilk derslerini vermeye baslar. ne yazik ki, bu biraz gecikmis bir girisimdi. gerci o yillarda nietzsche dort kitap yazdi, ama ilk kopukluk belirtileri de ortaya cikti. buyuk bir dusunurdu ve bunun farkindaydi: dunyanin da bunu bilmemesi imkânsizdi. -ecco homo- adli eserinde -boyle buyurdu zerdust- hakkinda soyle yazar: -buna benzer bir sekilde hicbir zaman yazilmadi, hissedilmedi ve aci cekilmedi...- - elestiriyi ve inanilirligi asan bir ifade. bu yetmiyormus gibi, bunu bir de su basliklarla yazilan bolumler izler: -neden bu kadar bilge oldugum-, -neden bu kadar iyi kitaplar yazdigim- ve -neden bir yazgi oldugum-. bu bolumlerde alkolu elestirir, yagi alinmis kakaoyu over ve kendisinin gelistirdigi diskilama yontemlerini tavsiye eder. -zerdust-un tumturakli ve sisli havasi tekrar su yuzune cikar, ustelik bu defa cok buyuk boyutlarda: cinnet olarak.

...ocak 1889’da sonu hizla yaklasti ve onu yakaladi. nietzsche turin’de bir cadde uzerinde yururken birden fenalasarak yigilir. duserken feryatlarla, az once kirbac yemis bir fayton atinin boynuna sarilir. nietzsche oteline goturulur. oradan cosima wagner’e (-seni seviyorum ariadne-), italya kralina (-sevgili umberto’m... tum antisemitistleri vurdurtacagim-.) ve jacob burckhard’a (ki burada -diyonisos- diye imza atar) kartpostallar gonderir. burckhardt olup bitenleri anlar ve nietzsche’nin bir arkadasina haber verir. o da gidip onu turin’den alir.

...nietzsche bunama geciriyordu ve bir daha sagligina kavusamayacakti. durumu gunumuzde dahi iyilestirilemez olurdu: asiri calisma, yalnizlik ve cektigi acilardi bundan sorumlu olan, ama en cok da ona bulasan frengi. bu hastalik, -beyin felcine- neden olan ucuncu evresine ulasmisti. bir sanatoryumda kisa sure yattiktan sonra annesinin refakatina verilir. nietzsche artik kendi halinde uysal biriydi ve zamaninin cogunu kasilip kalir bir durumda geciriyordu. dusuncelerinin berraklastigi bazi anlarda gecmis hayatiyla ilgili seyler hatirliyor gibiydi. bir gun birisi ona bir kitap uzattiginda soyle dedi: -ben de iyi kitaplar yazmadim mi?-

...annesi 1897’de oldugunde bakimini kiz kardesi elisabeth forster-nietzsche ustlendi. nietzsche’nin emanet edilmesi gereken son insan oydu. kiz kardesi, taninmis bir yahudi dusmani ve basarisiz bir ogretmen olan bernhard forster ile evliydi. nietzsche onu insan olarak ve dusunceleri nedeniyle kucumsuyordu. forster, nueva germania olarak adlandirdigi -ari- bir koloni kurmak uzere sachsen’de bazi koylu ailelerini kandirip paraguay’a goturmus, sonunda koyluleri dolandirip intihar etmisti. (nueva germania’dan geri kalanlari gunumuzde de paraguay’a gidip gormek mumkun. -efendi-irk- ise bugun oradaki yerliler gibi yasiyor ve sadece sari saclarindan ayirt edilebiliyor.) elisabeth almanya’ya donup agabeyinin bakimini ustlendiginde, onu onemli bir sahsiyet yapmaya karar verdi. nietzsche’yi alarak, bir nietzsche arsivi kurmak niyetiyle, schiller ve goethe’nin yasadigi kent olarak belirli bir une sahip olan weimar’a tasinir. ardindan onun yayinlanmamis yazilari uzerinde oynar ve onlara yahudi dusmanligi yansitan ve kendisini oven unsurlar katan eklemeler yapar. (uzerine eklentiler yapilan bu yazilar -guc istemi- adiyla yayinlanir. ancak nietzsche uzmani walter kaufmann daha sonralari elisabeth forster-nietzsche’nin yaptigi o sacma eklentileri ayirt etmeyi basarir ve bizlere nietzsche’nin be en ilginc ve anlamli kitabini gercek tarafiyla sunar.)

...nietzsche, dogasini cok dogru kehanetlerle tanimladigi yirminci yuzyilin basina kadar hayatta kaldi. o kocaman biyikli, uzunc verici, bezgin ifadeli ve kim oldugunu artik bilmeyen adam, 25 agustos 1900’de oldu. o siralarda eserleri, tum hayati boyunca bekledigi yankiyi buldu. unu cok hizli bir sekilde yayildi. uzerinde etki biraktigi ve yirminci yuzyilin onemli sahsiyetleri olan insanlar arasinda freud, rilke, yeats, strindberg, o’neil, shaw, mann ve conrad da bulunuyor. naziler onu resmi filozoflari olarak ilân etmeye calistiklarinda ve hitler, weimar’daki nietzsche arsivinin onunde elisabeth forster- nietzsche’nin elini optugunde, cildirmanin ve cinnetin kralligina ayak atanlar bu kez nietzsche’nin felsefesi degil, nazilerdi. nietzsche acikca soyle dedi: -elbette henuz, ‘alman varligi’ coskunluguna ulasmadim. bu ‘ustun’ irki saf tutma istegine ise daha da uzagim. tam tersine, tam tersine-.- nietzsche, gunun birinde unlu bir adam olacagindan daima emindi, ama dunyanin, ama dunyanin kendisini nasil biri olarak degerlendirecegini tam olarak kestiremiyordu (ve bunda da hakliydi.) -gunu birinde beni aziz ilân etmelerinden cok korkuyorum... ben aziz biri olmak istemiyorum, oyle olmaktansa, soytari olmayi yeglerim...-

kaynak: 90 dakikada nietzsche







eserleri

kitapligi...
nietzsche cagi itibariyle 19. yuzyilin sonlarinda yasamis olsa da, etkileri itibariyle cagdas bir filozof olarak dusunulebilir.o, yirmibes yillik bilincli yasaminda arkasinda dusuncenin kendinden sonraki seyrini derinden etkileyen bir cok eser birakmistir.onun eserleri de tipki yasami gibi oldukca karmasik ve cetrefillidir.ilgi alanlarinin cesitliligi, siir ve aforizmalarla konusmasi, sistem karsiti bir felsefe anlayisina sahip olmasi, oldukca sikintili ve hastalik icinde bir yasam surmesi, vb. hususlar, eserlerine de yansimis ve yorumculari birbirinden oldukca farkli dusuncelere sevk etmistir.yorumcular, nietzsche’nin felsefesini ve eserlerini, onun hayatinin belli periyotlari ile iliskilendirip, uc doneme ayirarak ele alirlar.

birinci donem, nietzsche’nin ilk yazilarini da kapsayan ve onun schopenhauer ve wagner’in etkisinde kaldigi donemdir.bu donemi [die geburt der tragodie aus dem geiste der musik ( muzigin ruhundan tragedyanin dogusu) adli eseri temsil eder.bu eserde nietzsche, sokrates oncesi grekler’in yasamin olanca acimasizligina karsi onunla basa cikma dogrultusunda ortaya koymus olduklari tragedyalara dikkat ceker.tragedyalar nietzsche’ye gore: olusun dayanilmaz agirligi altindaki grekler’in, sanat vasitasiyla hayati cekilir hale getirdikleri eserlerdi.nietzsche’nin bu doneme ait diger eserleri ; ilk eseri olan die philosophie im tragischen zeitalter der griechen (yunanlilarin trajik caginda felsefe) ve unzeitgemaesse betrachtungen (caga uymayan dusunceler) adli eserinin alt basliklari seklinde kaleme alinan su calismalardir:

david strauss, der bekenner und schriftsteller ( david strauss, dindar ve yazar, (1873))
vom nutzen und nachteil- der historie fur das leben (yasam icin tarihin yararlari ve zararlari),(1873)
schopenhauer als erzieher (egitimci olarak schopenhauer, (1874)
richard wagner in bayreuth (richard wagner beyrut’ta, (1876)

nietzsche’nin filozof kariyerinin ikinci donemi, 1876-1882 yillari arasindaki doneme tekabul eder.nietzsche’nin bu doneme gecisiyle wagner ile arasinin acilmasi arasinda yakin iliski vardir.wagner’in asiri milliyetci ve antisemitik tutumlari ile nietzsche’nin ulus kaynakli geleneksel degerlere karsi olan tavri arasindaki gerilim, nihayet wagner’in 1878’de yazdigi parsifal operasi ile son noktasina ulasir.

nietzsche’nin ikinci donemi ise, onun 1878’de kaleme aldigi ve uc bolum halinde yayinlanan menschliches, allzumenschliches (insanca pek insanca) adli eseri temsil eder.bu donemde nietzsche’nin ilk donemdeki sokrates karsiti tavri adeta tersine donmus, sokrates artik yuceltilmeye baslanmistir.bu donem, nietzsche’nin bilimi siire yegledigi, kabul edilmis tum inanclari sorguladigi ve adeta fransiz aydinlanmasinin akilci bir filozofu rolune girdigi donemdir.bu donemde nietzsche’nin felsefesi pozitivist bir karaktere burunmustur. o ciddi bir metafizik elestirisine girisir ve insan bilgisinin ve deneyiminin metafizigi gerekli kilan ozelliklerinin, materyalist bir perspektifle aciklanabilecegi dogrultusunda fikirler ortaya koyar.nietzsche bu donemde iyi ve kotu ayirimini topluma yararlilik – zararlilik olcutu ile temellendirir.yine bu donemde nietzsche, greklerdeki “arkhe” anlayisina benzer bir sekilde arkhesi “ana-bir” olan, panteistik bir felsefi dusunce gelistirir.nietzsche’nin bu doneme ait eserleri ise sunlardir:

vermische meinnungen und spruche ( karisik kanilar ve maksimler, (1879)) ( bu eseri nsanca pek insanca ‘nin sonuna ekler)
der wanderer und sein schatten (gezgin ile golgesi, (1880)) ( bu eser de insanca pek insanca’nin ikinci ve son bolumu olarak yazilmistir)

nietzsche yine bu donemde, sils – maria’dayken ebedi donus ogretisini gelistirmistir.buna gore, evrende herseyin bir ebedi dongusu soz konusudur.eger evren hem ileriye hem de geriye dogru sonsuzsa ve evreni olusturan unsurlar da sinirli ise, evrende olusa gelen olaylar, bu sonsuz zaman icerisinde, tipki gecmiste defalarca tekrarlandigi gibi ileride de tekrar edecektir.nietzsche, adeta birice dogma ile elde ettigi bu dusuncelerini, daha sonra pers bilgesi zerdust’un diliyle aktaracaktir.nietzsche’nin ucuncu donemine bir gecis niteligi olan bu surecin diger bir kitabi da, 1882’de yazdigi ve besinci bolumunu ise ancak 1882’de ekleyebildigi,die frohliche wissenschaff (sen bilim) adli eseridir.
bu kitapla nietzsche tanri’nin olum haberini vererek ozgur ruhlara yeni ufuklar acmayi dener.bu, ayni zamanda 2500 yillik bati metafizik geleneginin sebep oldugu nihilizm’in de ilanidir.

nietzsche’nin ucuncu ve son donemi, sils- maria ‘da icine dogup zerdust’un diliyle aktarmayi tasarladigi projesi olan also sprach zarathrustra (boyle buyurdu zerdust) adli eseriyle baslar.bu kitabin ana temasi “ustun insan” ve “degerlerin yeniden degerlenmesi”dir.bu donem ayni zamanda, nietzsche’nin dusuncelerinin kemale erdiginin bir gostergesidir.nietzsche bu donemde ustinsan kavramini nihilizmi asma projesinin onemli bir kavrami olarak sunmaktadir.soz konusu insan, nihilizme sebep olmus olan bati metafizik geleneginin ve bu gelenegin platoncu bir formu olan hristiyanligin degerlerini yeniden degerleyecek ve olus felsefesini hayata gecirmek suretiyle nihilizmin otesine gececek olan insandir.nietzsche ustun insanin ahlaki bakimdan konumlandirilmasini da, 1886’da yayinlanan jenseits von gut und bose (iyinin ve kotunun otesinde) adli eseriyle yapmayi dener.buna gore ustun insanin ahlak anlayisi, geleneksel iyi- kotu ayrimina dayanan moral temelli anlayisin otesinde temellendirilecektir.nietzsche yine bu donemde, nihilizmi anlama dogrultusundaki herhangi bir cabanin, yalnizca onun septomlarindan hareket etmesinin bu anlama cabasini eksik kilacagi fikrinden hareketle,kendinden sonraki felsefeye de bir yontem olarak buyuk bir etkiye sahip olacak olan, “jeneoloji” metodunu gelistirir ve bu yontemi ahlakin kokenlerinin bir seceresini cikarmakta kullanir.bu dogrultuda olmak uzere 1887’de, nietzsche zur genealogie der moral (ahlakin soykutugu) adli eseri kaleme alir.nietzsche nihilizmin kokenlerine yonelik jenekolojik arastirmasi sonucunda, onun kokenlerinin, bati metafizik geleneginin dualist karekterinde ve geleneksel moral temelli ahlak anlayisinda bulundugu sonucuna varir.yine ayni eserde, nietzsche, efendi ve kole ahlaki olmak uzere iki cesit ahlak anlayisinin ve degerleme tarzinin varligina dikkat ceker.buna gore nihilizmin kaynaginda, tepkisel guclerle donanimli olan kolelerin (kole ahlaki), aktif guc sahibi efendilere (efendi ahlaki) galebe calip, efendice degerleme tarzini bertaraf etmeleri bulunmaktadir.suruce degerlemeler olusu, yasami, icguduleri karsilarina alip, kurtulusu da bir ote fikrinde aramalarindan dolayi nihayetinde insanligi, anlamanin ve degerin kayboldugu nihilizme tasimistir.nietzsche’nin bu eseriyle yapmak istedigi sey ise tarihi seyir icerisinde cesitli formlara burunen nihilistik yaklasimlarin (platonculuk, hristiyanlik, schopenhauer ‘un irade felsefesi vb.) bir serimini yapmak ve bu suretle de ustun insanin degerleri yeni bastan degerleyip, nihilizmin otesine gecmesini saglamaktir.nietzsche, projesini tamamlamak amaciyla 1884’ten beri kaleme aldigi ve ismini de der wille zur macht – versuch einer ummertung aller werte (guc istemi- tum degerlerin tersyuz edilisi ustune)koymayi planladigi eserini tamamlayamadan 1889’da cildirmistir.bu donemde o, ancak kucuk capta birkac eser kaleme alabilmistir.bunlar:

der fall wagner (wagner olayi, (1888), [der antichrist /i] (isa’ya karsi, (1888), nietzsche contra wagner (nietzsche wagner’e karsi )eserleridir.
ecce homo ise 1888’de bitmis olmasina karsin, ancak nietzsche’nin olumunden sonra , 1908’de yayinlanmistir.
nietzsche’nin projesinin en onemli kisimlarindan biri olan ve bir turlu tamamlamaya firsat bulamadigi eserine ait notlar, kizkardesi elisabeth forster tarafindan toparlanip, nietzsche’nin olumunden sonra, 1904’te [i]guc istemi istemi adiyla yayinlanmistir.bircok nietzsche yorumcusuna gore, guc istemi tahrifata ugramis saibeli bir eserdir.


nietzsche’nin turkceye tercume edilmis olan eserleri sunlardir:

tragedya’nin dogusu (cev:ismet zeki eyupoglu) say yayinlari, istanbul, 1997
ecce homo (cev: can alkor), say yayinlari, istanbul, 1997
boyle buyurdu zerdust (cev: a.turan oflazoglu), asa kitabevi, ankara, 1997
tan kizilligi (cev: huseyin salihoglu- umit ozdag), imge kitabevi, ankara, 1997
nietzsche wagner’e karsi- wagner olayi (cev: m.osman toklu), gundogan yayinlari, ankara, 1994
iyinin ve kotunun otesinde (cev: ahmet inam), gundogan yayinlari, ankara, 1997
gezgin ile golgesi (cev: ismet zeki eyuboglu), birey yayinevi, 1998
gelecekteki felsefe (cev: emel tan), yonelim , ankara, 1997
ecco homo (cev: emel tan), seren yayinlari, ankara, 1993
dionysos dithramboslari (cev: oruc aruoba), kabalci yayinlari, istanbul
deccal (cev: huseyin kahraman), yonelim, ankara, 1992
ahlakin soykutugu ustune (cev: ahmet inam), gundogan yayinlari, ankara, 1998
yunanlilarin trajik caginda felsefe (cev: aydin oz), dusunen adam yayinlari ;istanbul, 1996
yunanlilarin trajik caginda felsefe (cev: nusret hizir), kabalci, istanbul, 1992
putlarin alacakaranligi (cev: huseyin kaytan), akyuz yayinlari, istanbul, 1991
tarih uzerine (cev: nejat bozkurt), say yayinlari , mart 2000

nietzsche’nin turkceye tercume edilmeyi bekleyen eserleri ise sunlardir.
the gay science (translated by walter kaufmann), random house inc., new york, 1974
human, all too human (translated by: marion feber, stephen lehmann), university of nebraska press, london, 1976
philosophy and truth (edited and translated by: daniel breazeale), america, 1979
the will to power (translated by walter kaufmann and r.j.hollingdale), random house, new york, 1967





felsefesi

perspektivizm

analizleri onun kendi analizleriyle bircok bakimdan benzerlik gosteren hume gibi, nietzsche de “sagduyunun seylere dair gorusu” diye adlandirilan genel goruse karsi kuraldisi bir tavir takindi.ote yandan da , sagduyunun dunya gorusunu tam tamina bir masal anlatan bir sey, yalin bir kurgu olarak gordu, zira o, dunyaya dair belirsiz sayidaki mumkun “yorum” dan sadece biriydi ve nietzsche, hicbir yorum dogru veya yanlis olmadigi icin, dogrubir yorum fikrine hicbir anlam yuklenilemeyecegini savunuyordu.iste bundan dolayi, o sozde dogru olan bir gerceklik gorusuyle karsi karsiya getirilemez.ama filozoflar sik sik boyle bir karsitliga dikkat cekerek, sagduyunun goruslerinin eksik ve hatali oldugunu savunmus ve gercekligin nasil olmasi veya neye benzemesi gerektigi konusunda oldukca aykiri gorusler benimsemislerdir.nietzsche, sagduyunun gorusunu desteklemek ister, cunku bu gorus uzun bir zaman dilimi boyunca islenerek gelistirilmis olup, insanlar , pratik bir bicimde, ona bagli yasayabilmektedirler: o – ondan daha az kurgusal olmayan- felsefi teorilerin olamadiklari kadar yararli bir masaldir:

gozle gorunen dunya yegane dunyadir: “gercek dunya” ise sadece bir yalan.


“gercek” ile o , tam tamina filozoflarin gercekligin oldugunu soyledikleri seyi, yani sabit, birlikli ve ezeli- ebedi olani, degisenin, coklugun ve zamansalligin temelinde bulunmakla birlikte, degisenden cokluktan ve zamansal olandan ayrilmaz olani anlar.nietzsche duyularin yalan soylemedigi konusunda israrlidir.duyular,

olusu, yok olup gitmeyi, degismeyi

gosterdikleri surece, yalan soylemezler.sagduyu bir yorumdur.bununla birlikte,

olgular (tatsachen) yoktur, sadece yorumlar vardir

ve bir yorumdan ayri olarak, kendinde bir dunya bulunmamaktadir:

sanki yorumlarimizi bir kez cikarinca, geride bir dunya kalirmis gibi

yararsiz bir dusunce yararsiz oldugu gerekcesiyle curutuldugu taktirde, yararli bir dusunce dogrulanmis olur diye dusunmek mumkun olabilirdi.ama nietzsche sagduyunun tum asikar faydasina karsin, yine de yanlis olup, dunyada gercek ve birbirlerinden yalitlanabilir kendilikler oldugu fikrinin acikca bir sagduyu inanci oldugunda israr etmek ister:

hicbir sey var degildir

diye yazar, nietzsche

(bir seylerin var oldugu) bizim kurgumuzdur

ama bu, bizim gundelik hayatta veya bu nedenle, bilimde kendisinden vazgecebilecegimiz bir kurgu degildir:

varolmayan seylerle, yuzeylerle, cisimlerle ve mekanlarla is goruyoruz.

bu kavramlarin bir kullanimlari vardir, fakat onlar ne somut varliklara delalet ederler, ne de nietzsche’nin kullandigi terimlerle ifade edildiginde, “aciklarlar”. atom kavrami buna cok iyi bir ornektir:
dunyayi anlamak icin, hesap yapabilmemiz gerekir; hesap yapabilmek icinse, sabit nedenlere ihtiyac duyariz.gerceklikte sabit hicbir neden bulamadigimizdan oturu, kendimiz icin bazi sabit nedenler , ornegin atomu icat ederiz.atomculugun mensei iste budur.


nietzsche bildigimizi dusundugumuz herseyin yalan yanlis oldugunu,

hicbir seyin dogru olmadigini


cok farkli sekillerde, tekrar tekrar soyler, fakat yine de bir seyin, ancak onun ne oldugunu soyleyebilmemiz durumunda dogru- en azindan kendisini betimlemenin araclarina sahip olmadigimiz bir gerceklige tekabul etme anlaminda dogru- olacagini bildirir.sagduyu, bilim ve felsefenin yorumlar, bildigimizi soyledigimiz herseyin bir yorum oldugunu soylerken, kendisinin de, ciplak hakikat yerine, bir yorum onermekte oldugunu goremedi.bunu, farkettigi zaman, o nietzsche icin butunuyle ozgurlestirici bir sey oldu.


felsefi psikoloji
nietzsche kendisini oncu bir psikolog olarak goruyor, insan zihni denen

buyuk ve bakir ormanin

ilk kasifi oldugunu dusunuyordu.nietzsche’nin ilk ve en buyuk hedefi ego kavrami olup, temel iddiasi da, benlik diye bir kendiligin var oldugunu kabul etmenin ontolojik bakimdan gereksiz, metafiziksel bakimdan da tehlikeli oldugudur.

akil genel olarak iradelerin nedenler olduklarina inanir.o egonun bir varlik, bir toz olduguna inanir ve ego-tozune beslenen inanci seylere yansitir.neden olarak kurulan varlik seylerin arasina dahil edilir, onlarin altina sokulur: “varlik” kavrami “ego” kavramindan cikar, benlik kavramindan turetilir.baslangicta bir hatanin, iradenin etki eden bir sey oldugu, iradenin bir guc oldugu yanlisinin buyuk ugursuzlugu bulunmaktadir....biz bu gun onun bir hatadan baska bir sey olmadigini biliyoruz.

onun teshisi kabaca soyledir:bir sey olup bittigi zaman, onun bir fail tarafindan yapildigini, bir failin etkisiyle vuku buldugunu zimnen kabul ederek , dusunmenin vuku bulmasi, onun bir eylem olmasi olgusundan, su halde onu gerceklestirecek bir failin bulunmasi gerektigi sonucunu cikartiriz.iste bu, benliktir.ego, demek ki, ilkel bir veri olmayip, cikarsanan bir kendiliktir ve onun iradenin etkisiyle eylemde bulundugunu kabul etmek butun bir nedensellik anlayisimizi degistirerek, oldugundan baska gosterir.
nietzsche felsefi bakimdan bir determinist degildi.o pratikte yeterince yararli olan neden ve sonuc dusuncesinin
doga bilimcinin yaptigi gibi...hukum suren mekanistik budalaliga uygun olarak nesnelestirilmesi

gerektiginde israr eder.neden ve sonuc da, su halde bir kurgu oldugu farkedilmeyip, dogru oldugu kabul edilen baska kurgudur.geregi gibi ifade edildiginde, onun aciklama bakimindan degil de, “iletisim ve anlama amaclari acisindan” bir kullanim degeri vardir:
an sich gerceklikte, hicbir nedensel bag, hicbir zorunluluk yok, psikolojik yonden ozgur olmayis diye bir sey bulunmuyor; orada sonuc nedeni izlemiyor, yasa hukum surmuyor:nedenleri, sureklilikleri, baglantilari, goreliligi, zorlanmayi, sayilari, yasalari, ozgurlugu, gerekceleri, amaclari icad eden sadece biziz.bundan dolayi, bu uzlasimsal dunyayi an siche yukler, onu kendinde gerceklige katip karistirirsak, hep egilimli olmus oldugumuz uzere, mitolojik davranmis, efsane uydurmus oluruz.



ahlak ve din
o, dunyada nesnel bir ahlaki duzenin olmadigini tekrar tekrar soyler:
ahlaki fenomenler yoktur, ama sadece fenomenlerin ahlaki yorumlari vardir.
o kendisinin,

bir butun olarak hicbir ahlaki olgu

bulunmadigini ilk goren kisi olduguna inanir ve kendisi de dahil olmak uzere, her filozofu

iyi ve kotunun otesinde bir durus almaya – kendisini ahlaki yargilar yanilsamasinin altina yerlestirmeye

zorlar.

her ahlak, dogaya, hatta “akla” karsi bir parca zorbaliktir

diye yazan nietzsche, hemen ardindan sunu eklemeyi unutmaz:

bu, onlar icin asla bir itiraz degildir.

bunun nedeni, herseyden once tutkularin bazen,

budalaliklarin agirligiyla kurbanlarini mecalsiz biraktiklari yerde, mahvedici

olmalari, ikinci olarak da ahlaki kisitlamanin hayati yasanmaya deger kilan seylerin onemli bir bolumun zuhurundan nedensel olarak sorumlu olmasidir:
ister dusunmede ya da ister idare etmede, veya konusmada ve konusarak ikna etmede, ahlaki davranista oldugu gibi, sanatta da, ozgurlugun, derinligin, yigitligin, dansin ve efendice kararliligin dunyasinda olan, olmus olan hersey oncelikle “boylesi keyfi yasalarin bu zorbaligi sayesinde” mumkun olmustur.gercekten de, ve butun ciddiyetle, laissez-aller’nin degil de, iste bunun “doga” ve “ dogal olan” olmasi ihtimali hic de az degildir.
ahlaki perspektifin, efendi ahlaki ve kole ahlaki olmak uzere, iki temel turu vardir.bunlardan ikincisi yaratan sey, korku ve yetersizliktir.verili bir grup ya da toplulukta, belirli bireyler geri kalanlara, ayni toplulugun diger bireylerinin yoksun olduklari karakter ozelliklerine sahip olmalari dolayisiyla hukmetme egilimi sergilerler; soz konusu onderlere ve kararlarina itaat etmek zorunda olanlar, bu bireylere kizar, onlardan korkarlar.bu gruplardan her biri “iyi” sozcugune farkli bir anlam yukler.buna gore, onder veya efendiler icin “iyi” sozcugu tam tamina onlarin sahip olduklari ve kendileri sayesinde grup ya da topluluk icinde oncelik ve ustunluk elde ettikleri nitelikleri gosterir.
nietzsche’ye gore, din tarafindan guclendirilen ahlaki mekanizmalar olmasaydi, gucsuzler durumun dogasi geregi guclunun guc isteminden once yok olup giderlerdi.fakat o bir yandan da, guclulerin her halukarda olaganustu seyrek ve bircok yonden olagandisi olduklarini iddia eder:

insanlar arasinda, diger hayvan turleri arasinda oldugu gibi, basarisizligin, hastaligin, soysuzlasmanin, aciya mahkum olmanin daima bir asiriligi var; basarili durumlar, insanlar arasinda da daima bir istisnadir.
tragedyanin dogusu’nda, olcusuz ve ehliyetsiz vahsilige, onu dehset verici bularak, karsi cikar.karsiliksiz cekilen butun bu acilarin, ona gore hicbir anlami yoktur.fakat avci ve avin bir oldugu cileci ideal aciya bir mana kazandirir ve ona gore, bu pozitif bir degeri olan bir seydir:

cileci idealin disinda, insanin, bir hayvan olan insanin, simdiye dek bir anlami olmadi.dunyadaki varolusunun hicbir amaci yoktu; “ insana ne gerek var?” sorusu yanitsizdi; insan ve dunya icin isteme eksikti; her buyuk insan yazgisinin ardinda, nakarat olarak koca bir “ bosuna!” cinladi: iste cileci idealin anlami tam da bu:eksik olan bir sey, insani cepecevre saran muthis bir bosluk- kendini nasil hakli kilacagini, aciklayacagini, evetleyecegini bilmiyordu; anlaminin yarattigi sorundan dolayi aci cekiyordu; baska bir seyden dolayi da yaraliydi, temelde hastalikli bir hayvandi: oysa cektigi acinin kendisinden gelmiyordu sorunu; “nicin bunca aci?” soru cigligina yaniti yoktu.en cesur, aciya en alisik olan hayvan olan insan, boyle bir aciyi olumsuz bulmuyor; istiyor onu, hatta ariyor, yeter ki ona bunun anlami gosterilsin, acisinin bir amaci ortaya konsun.acinin kendisi degil de anlamsizligi, simdiye dek insanligin uzerine bir lanet olarak cokmustur- ve cileci ideal insana anlam sundu!
hristiyan idealin hayata dusman oldugu, onun

hayatin en temel onkabullerine aykiri dustugu

dogrudur. bu, genel olarak dinlerin hepsi icin soylenebilir.ama din, hayata karsi bir iradeyi temsil etse bile, yine de bir istemi ifade eder ve nietzsche’nin gozunde,

insan, istememeye karsi, hicligi ister.



ustinsan ve ebedi donus
tarihsel zerdust dunyanin, birer nesnel guc olarak degerlendirilen iyi ile kotu arasinda surekli bir catisma ve savasin hukum surdugu yer olduguna inaniyordu.nietzsche’nin zerdust’u buna, elbette inanmaz.fakat zerdust bu temel hatayi yapan ilk kimse oldugundan, nietzsche soz konusu hatayi duzeltecek ilk kisinin de o olmasi gerektigini yazar.onun felsefesinin sozcusu olarak zerdust’u secmesinin gorunusteki nedeni budur.
iste o zerdust, eserde butun degerlerin goreliligini ilan eder:


zerdust nice ulke, nice halklar gordu: nice halklara gore iyi ve kotu nedir, anladi boylece.zerdust iyi ile kotuden daha buyuk bir guce rastlamadi yeryuzunde...
bir halkin iyi saydigi pek cok seyi, baska bir halk utanc ve dusukluk sayiyordu:boyle gordum ben.burada kotu denen pek cok seyin, erguvani sereflerle suslendigini gordum baska yerde.
komsu komsuyu anlamiyordu hic:komsusunun delilik ve kotulugune sasiyordu hep....
gercek su ki, insanlar her turlu iyi ve kotulerini kendi kendilerine vermislerdir.gercek sudur ki, onlar bunlari almadilar, bunlari bulmadilar, bunlar gokten bir ses gibi inmedi onlara...
bin amac vardi simdiye dek, bin ulus vardi da ondan...ancak bin boyuna vurdurulacak boyunduruk yok daha, bir amac eksik.insanligin amaci yok daha...


zerdust insanliga bir “amac” temin etmeyi gorevi olarak gorur; “ustinsan” ogretisi de, iste bu amaca hizmet etmektir.zerdust tekduze bir sesle surdurur:

bakin, size ustinsani ogretiyorum! ustinsan yeryuzunun anlamidir.

bununla birlikte, oteki insan turleriyle karsi karsiya getirilmek disinda, ust insan burada ozgul bir karakterizasyona, acik bir betimlemeye konu olmaz; o oncelikle de “son insan”la, baska herkese benzeyip, mutlu olmaktan mutluluk duyan,

gunduz icin kucuk hazlari, gece icin de kucuk hazlari olan,
“biz mutlulugu bulduk” diyen ve goz kirpan

insanla karsitlastirilir.oysa zerdust, tipki nietzsche gibi, insanin mevcut durumundan, simdiki olma tarzindan hosnut degildir:
nietzsche’nin ustinsan ogretisiyle yakindan iliskili olan ve onun butun diger dusuncelerinden daha fazla onemsedigi diger teorisi ise, yine boyle buyurdu zerdust’te ileri surulen ebedi donus ogretisidir.ebedi donus dusuncesi kabaca, fiilen vuku bulan herseyin, tam tamina simdi vuku buldugu tarzda sayisiz kez vuku buldugu ve daha bircok kez yeniden vuku bulacagi dusuncesidir.dolayisiyla, tam ve geregi gibi ifade edildiginde, tek bir “son insan” olmayip, bir son insanlar sonsuzlugu vardir; tek bir nietzsche kisisi yoktur, fakat birbirlerini zamanin akisi boyunca yansitan tam tamina ayni nietzsche’lerin sonsuz sayisi bulunur.ustinsan ogretisi gibi ebedi donus teorisi de, zerdust tarafindan ortaya konur:


“iste oluyor, yitiriyorum” derdin, “ve bir anda hicim artik.canlar da govdeler kadar olumludurler”
fakat icine oruldugum nedenler dugumu yeniden gelir, o beni yeniden yaratacaktir!ben kendim, ebedi donusun nedenlerinden biriyimdir.
ben geri gelirim bu gunesle, bu yeryuzuyle, bu kartalla, bu yilanla,- yeni bir hayata, ya da daha iyi bir hayata, yada benzer bir hayata degil:
--- ben, butun nesnelerin ebedi donusunu yeniden ogrenmek uzere, sonrasizca donerim bu ayni hayata, en buyuguyle en kucugu icre---
--- yeryuzunun ve insanin buyuk oglesiyle ilgili ogretiyi yeniden dile getirmek uzere, insana ustinsani yeniden bildirmek uzere.
ben sozumu soyledim, ben sozumle parcalanirim: boyle ister benim ebedi yazgim,- haberci olarak yok olurum ben!
batan kisinin kendini kutsama saati iste geldi.boyle biter zerdust’un batisi.

yaran stadyum pankartları

stadyumlarda genelde kapali tribun boyunca asilan, icerigini kivrak zekanin urettigi ince esprilerin olusturdugu, kamera soyle bir gecerken goze takilan, tekrar gorulmesi ve tam olarak okunmasi sonunda gulmekten yerlere yatiran pankartlardir.

ornek:
ferdinand, madida, amokachi, nouma, carew fener zenci sever.
erkek adam renkli takim tutmaz..
erkek adam carsiya gitmez.
cobarde gallina ortega.

sinus

bir dik ucgende dik kenar ile hipotenus arasindaki acinin karsisindaki kenarin, hipotenuse orani.
(B)
*|\
*|*\
a|**\c
*|***\
*|_b__\(A)
(C)
ucgeninde B acisi icin b/c A acisi icin ise a/c ye esit olan sayi.
(bkz:cosinus).