confessions
  1. toplam entry 5697
  2. takipçi 0
  3. puan 30812

kedi

gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu,ağlardım...

oha çok duygusal girdim. neyse. aslında duygusalım. duygu yüklüyüm. duyguluyum ulan.

bugün verdik kediyi. kim bilir nereye gitti amk. bakamıyorduk lan artık. geldi 5 yaşına. kartlaştı hayvan. erkekti, kısırlaştırmamıştık. gelip ayaamıza kolumuza dadanıyordu pezevenk. son zamanlarda da baya huysuzlanmaya başlamıştı. mama yemiyordu mesela, gelip ete tavuğa saldırıyordu. valide hanım için tüyü, boku püsürü uzun zamandır dertti zaten. bugün verdik. bir tanıdığın patronu varmış, onun ofisine gidecekmiş. bakabilecek mi acaba o pezevenk. tanımıyorum etmiyorum lan adamı. bu kedi bir gece yalnız kaldı mı kafayı yiyen bi kediydi. ne bok yicek lan şimdi. valla içimi daraltıyo bu konu çok feci şekilde.

gamsız adamımdır. her boku kafaya takmam öyle. bunu da takmayacağımı sanırdım. öyle olmuyormuş amk. valla oturdu içime resmen.

seniii kimler aldııı, kimler öpüyor seniiiii!

ah ulan aaah. yaktın bitirdin ulan beni!

black swan

spoiler var lan burda!

çok enteresan bir film. şimdi bu filmdeki bütün etkileyici unsurları; ünlü oyuncuları, müzikleri ve sair şeyleri attığımızda karşımıza apaçık bir şekilde -türk sinemasına uyarlarsak- bir demirkubuz, nbc veya kaplanoğlu filmi ortaya çıkıyor. zira filmin anlatımı tamamen imgeler üzerinden gidiyor. arada müzik kutusundaki balerinin kırık hâli olsun, nina’nın lilly’i öldürmesi vs. olsun bunlar tamamen birer imge ve bize bir şeyler anlatmaya çalışmış şair. nina’nın, rolünde kusursuz olabilmesi için bazı şeyleri gerçekmişçesine yaşaması gerekiyordu. bunun için de senaristler nina’nın psikolojik rahatsızlığını kullanmış. artık borderline mı deniyor şizofreni mi deniyor her neyse... nina, kusursuz olabilmek için, en üste çıkabilmek için rakiplerini değil kendini öldürdü. hatırladığım kadarıyla (daha 10 dk. oldu halbuki film biteli) oyun 3 perdeden oluşuyordu ve provalarda oyunun yönetmeni her perdede nina’nın hangi psikolojide olması gerektiğini söylüyordu. asıl oyun gelip çattığında nina kusursuz olabilmek için, her perde öncesinde rolüne hazırlandı, yani o duyguyu yaşadı. rakibini öldürdü vs. gönül isterdi ki her sahneyi tek tek yazayım ama... saate baksana lan bi. bi ara belki yazarım bilmiyorum keyfime bağlı. hıh. ehehe.

hülâsaten güzel bir gişe filmi-sanat filmi karışımı bir film olmuş.

lan o değil de tekrar okudum bi, nası cümleler kurmuşum öyle. tekrar bi okuyayım dedim ben bile anlatmak istediğimi cümlelerden anlamaya çalışırken anlayamadım. o derece. düzeltesim de yok. hava sıcak hava hava.

varna savaşı

enteresan bir hikayesi olan savaştır.

savaş öncesinde 2. mehmed ile sultan 2. murad arasında msn’de geçen bir diyalog vardır. kayıtlar günümüze kadar ulaşmıştır.

-sa baba.
+as.
-şimdi bi şey diycem ama kızmıycaksın?
+söyle evlat ne kızması.
-hee. şimdi bi savaş varmış da galiba... hani sen gelsen...
+oğlum işimi bırakıp nası geliyim yani şimdi bilmiyorum ki...
-eğer padişah sensen gel ordunun başına geç. ha yok dersen ki padişah sensin.. o zaman amenna. ama yani ne bileyim büyüksün diye ben şey...
+tamam yau bi ayarlıyım bakarım. haber veririm. hadi kib bye öpt.
-bb.


ve sultan 2. murad geri dönmüş ve varna savaşı kazanılmıştır.

enteresan soslu makarna

sosu çok enteresan olan makarnadır. daha demin yaptım bundan bi tane can sıkıntısına. bi de açlık vardı tabi. şimdi şöyle:

2 domates rendeledim lan not al.
sonra 2 diş sarımsak rendeledim yine.
üstüne çeşitli baharatlar... kafana göre takıl burda. kekik ve fesleğen attım ben ekstra. bu güzel yaptı zaten.
bunları tereyağ, katı yağ ve sıvı yağı karıştırarak kızarttım tavada.

bu arada makarnayı da karıştırın lan arada sonra gelip bana atar yabmayın.

birinci sosu hazırladım ve bi kenara koydum. sonra marketlerde şu süt kutularına benzer kutularda satılan kremalar var ondan tavaya serdim biraz. hafif piştikten sonra üstüne fesleğen yığdım yine çok az. sonra birinci sos ile ikinci sosu aynı potada erittim. bilinenler bi tarafa bilinmeyenler bi tarafa çünkü. böyle öğrendik biz. bu kadar lan. sonra da şaaptım. makarnayla karıştırdım bunları. buz gibi kolayla zevkle yedim yemeemi. ardından da bi sigara patlattım. olm kızlar yemesin bundan çok bak uyarıyorum. sonra göt göbek fırlıyo. sanatçı insanım ben bi yerde göz zevkine önem veririm. adam olacak herkes!



edit: mozarella peynirini unuttum lan. kremayla karıştırdım onu. kremanın üstüne attım erittim yani. mozarella peyniri için zengin olmaya da gerek yok lan. 4 lira falan aldım bi tane.

taşınmak

insanı en az 1-2 hafta hayattan soyutlayan eylem. belam mızıklanıyo lan. hayır bu sene iki ev taşıycam bi de... çok zengin olunca işte... bi de rezidansın en üst katındayız. o kadar kat nasıl çıkacak eşyalar bilmiyorum.

amadeus

vikipedi:

"milos forman’ın 1984 yılında yönettiği amadeus, peter shaffer’in oyunu üzerinedir. 8 oskar kazanan bu film, o yılın da en popüler filmlerinden biri olmuştur. film mozart’ın eserlerini halkın tanıması için oldukça faydalı olmuştur, ancak tarihsel eşitsizlikler yüzünden eleştirilmiştir. özellikle antonio salieri’nin mozart ile olan rekabeti üzerine pek az tarihsel kanıt vardır. aksine, büyük bir ihtimalle mozart ve salieri birbirlerine arkadaş ve ortak gözüyle bakmaktadırlar. salieri’nin halk kütüphanesinden mozart’a partisyonlar verdiğinin belgelerle kanıtları vardır. bunun yanı sıra, birçok kez mozart’ın eserlerini sahnede sunmuştur. bunun da üstüne, mozart’ın oğlu franz xaver’in müzik öğretmeni olmuştur.
eserlerini hiçbir zaman göstermemesi, filmde fazla dramatize edilmiştir. ayrıca, mozart’ın eserleri incelendiğinde, birçok revizyonlar yaptığı da gözükmektedir. mozart oldukça ağır çalışırdı ve kendi izniyle üstün bilgisini ve becerilerini avrupa’nın müzik geleneklerine göre geliştirmişti. schaffer ve forman amadeus’un hiçbir zaman mozart’ın gerçek biyografisi olarak sunmak istemediklerini anlamış, filmin dvd sunumunda da, dramatik anlatımın incildeki habil ve kabil hikâyesinden esinlendiğini anlatmıştır - bir kardeş tanrı tarafından sevilir, diğeri hor görülür."


gelelim benim yorumuma:

filmi geçenlerde akif beki’nin bir köşe yazısında duymuştum. indirdim, izledim ve biraz evvel bitirdim filmi. 172 dk. sürüyor film. ama nasıl geçtiğini inanın anlamadım. olay örgüsü, hikayenin anlatımı muhteşem. müzikleri süper. oyunculuklar da süper. yalnız adım gibi eminim ki insanların yüzde 90’ı için çok çok çok sıkıcı bir film bu. bunun iki sebebi var:

1. filmin mozart’ın hayat hikayesini anlattığı algısı oluşacaktır insanlarda-bana ne lan mozart’tan diyebilir insan-. yalan bu. bir kıskançlık anlatılıyor filmde. bunu da mozart üzerinden yapmışlar.

2. film çok uzun bir film, aksiyon yok, vurdu kırdı yok... basit izleyiciler için basit bir film. zaman kaybı olarak görürler bu filmi onlar.

bu kadar. güzel filmdi. ayrıca akif beki’nin o yazısı için:

http://tinyurl.com/65jxzb6

kabahat seni sevende

süper ötesi bir şarkıdır. eski şarkıları seslendiren yeni şarkıcılar normalde sıçıp batırırlar. ya da biz eskisine alıştığımız için sonraki çok kötü gelir kulağa. bu şarkıyı kamuran akkor ve orhan gencebay’dan dinledim bir dakika arayla. sonra göksel’i açtım. kankama dohuz değil on poan verdim. diğerleri yorumlarken -orhan gencebay’ı normal görmek lâzım- biraz daha arabeske kaçmışlar. göksel tam 60’lar 70’ler pop şarkısı kıvamında söylemiş. teprikler sheqeeer.

elma sirkesi

sabahları aç karnına bir kahve fincanı sirkeyi bir bardak suyla karıştırıp içildiğinde çok enteresan yararları varmış lan. denedim ondan biliyorum. 2 hafta yapabildim bunu ben. o günden beri neredeyse her gün ağrıyan midem, aylardır bir kez ağrıdı sadece. yanmaya bir çözüm bulamadım henüz.
0 /