confessions

meekma

Yazar

  1. toplam entry 194
  2. takipçi 5
  3. puan 2220

eksi oy vermek

bilgi'de sadece 1 kez bastım. ona da pişmanım çünkü konu hakkındaki fikrimi zaten entiri girerek belirtmiştim. affet beni herkonudafikriolanamasadecetekbirkonudaentirigiren dostum.

neyse konuya girelim..

sosyal medya = içerik üretimi.. mesele bu kadar basit.. kodununun ne kadar şık yazıldığı, serverinin ne kadar hızlı olduğu, arayüzünün ne kadar cafcaflı olduğu, kaç tane kayıtlı üyen olduğu gibi şeylerin tamamı sıfır.. bunların başına 1 koymadığın sürece sosyal medya girişimin başarılı olmaz. işte o 1 de içerik üretimi. içerik üretilmiyorsa işler zor.

bu açıdan bakınca da sözlük tipi oluşumların eksi oy butonyası koyması bence kendi ayaklarına sıkmak oluyor. çünkü eksi oy içerik üretimini törpüleyen bir şey.. bir yazar kişisi bir şeyler girmiş ve sen cart diye eksi basıyorsun. insanın morali bozulur. küser yani ortama.. küsmesin işte.. çünkü en çöp entirileri girenlerin bile yeri geldiğinde bomba gibi yazılar döşendiğini de gördüm.

bence yalnızca artı oy olması daha doğru olur. eğer insanlar beğenmemişse artı oyun olmaz. en azından yazarların morali bozulmaz.

diyorum başta independıns bey olmak üzere tüm sevğili ogrenciler..

ekşi sözlük koru hastanesi ilişkisi

merak eden varsa
https://eksisozluk.com/entry/68862122

dava filan açmamışlar.. independence kendisi de son bilgileri verebilir.

orada hesabınız varsa siz de sorabilirsiniz. ama bence bir yanıt gelmeyecek. ekşi sözlük ölü taklidi yapıyor.

o trol mezarlığında yazmanın bir manası kalmadı. çünkü en bomba yazıları bile yazsan bir bebeğin hakkını savununca şutlanıyorsun.. gerek yok bu adamlara para kazandırmaya.

buraya da demokrasi olduğu için gelmedim.

yani vaat edildiği üzere aktrol boktrol bilmem ne tespit edildiği anda uçurulması gibi net bir beklentim var. çünkü bu şerefsizler 5 senede içine sıçtılar oranın. ellerini sürdükleri her şeye yaptıkları gibi.

üstelik bu adamlar da konuşsun diyen ben dahil yüzlerce insan varken sürekli "sizi evinizden aldıracağız", "emniyete gönderdim entirini" filan gibi hitler gençliği derecesinde sadistlik yaparak nefret ettirdiler kendilerinden..

dediğim gibi buraya demokrasi var diye gelmedik, gücü olan gücünü hakkaniyetle kullanacağını vaat ettiği için geldik independıns bey.

kedi

yımışak burunlu hayvan



şimdi gerçek bir hikaye anlatıyorum. üniversitedeyken bir bağyan arkadaşım var bunun da evde bir kedisi var.. kendi kedisi de değil aslında ona da bir arkadaşı bırakmış bir süreliğine baksın diye.. ismi barbaros sanırım.. ya da baybars... böyle tumturaklı bir erkek ismi iste..

neyse bu kızın bir de başka bir kız arkadaşı daha var. o da bir süre onun evinde kalıyor..

şimdi bu kedilerin burnu yumuşak, nemli, eti puf kıvamında ya .. bu barbaros geceleri geliyor burnunu kızların burnuna yapıştırıyor öyle uyuyor. kızlar da bayılıyor bu harekete. mır mır mır gur gur gur sabaha kadar öyle huzur içinde uyulloar filan.. kediyi paylaşamıyorlar ama o derece yani.

neyse bir cuma akşamı bunlar okuldan erken çıkmışlar. taksi tutmuşlar.. akşam da naparız nederiz filan konuşuyorlar.. işte balık yaparız bilmem ne filan.. kızların biri öbürüne diyor ki "bu gece baybarsla ben yatıcam".. öbürü de diyor ki hayır "baybarsla dün gece sen yattın, esas bu gece ben yatıcam" filan.. derken dikiz aynasından taksiciyle göz göze geliyorlar...

pedofili infaz etmek

foruma dönüşmemesi dileğiyle

tanım: yapılması gereken şey.. pedofiller infaz edilmeli.

bu hukuk yoluyla olmalı tabi. ilk entirideki dexter kardeş yüreğimizi soğutuyor ama doğru bir davranış değil haliyle..

en değerli varlığımız çocuklarımızdır. onlara dokunanların da cezası ölüm olmalı.

tecavüzcüler.. hele de çocuk tecavüzcüleri tedavi olmuyor, ıslah olmuyor. dışarı çıktıkları anda yeniden av aramaya başlıyorlar. tabi bir önceki sefer çocuk ötmüşse de hapse girmişse bu sefer çocuğu da öldürüyorlar.

şimdi iki tane adam var.


Lawrence Bittaker ve Roy Norris..

Bunlar hapishanede tanışıyorlar. çıktıkları zaman yakalanmadan tecavüz etme planları yapıyorlar. bir minibüs alıp içini manyakça düşüncelerine göre düzenliyorlar.



5 tane genç kızı kaçırıp tecavüz ediyorlar. işkenceyle öldürüyorlar.

mahkemede kaydettikleri bir teyp kasedi dinleniyor. jüri üyeleri kendilerini salondan dışarı atıyorlar.. ytube'da ararsanız görüntülerini bulursunuz.

kurbanın adı Shirley Lynette Ledford.. 16 yaşında. tecavüze uğramış. kasette olan şey işkence.. ne işkencesi? kızın arka tarafından bir pense sokmuş, sıkıştırmış ve içeride döndürüyor..

merak eden varsa kasedin transkripti.
http://watchingrobertpickton88015.yuku.com/topic/3312/Transcript-Shirley-Lynette-Ledford-audio-recording-Bittake#.WUESpriddck

bu piçler Hapishanede tanıştılar demiştik.. ikisi de tecavüzden içeride.. Roy 8 yıl ceza almış.. Lawrence'a demiş ki içeride.. "8 yıl aldım ama değdi"

tecavüzcüler.. hele de çocuk tecavüzcüleri tedavi olmuyor, ıslah olmuyor. bu kadar somut..

ceza ölüm.. çok net.. nasıl ki bir tavuğun bile yavrusuna dokunmaya korkuyorsun insanın yavrusuna da dokunmaya korkacaksın. başına neler geleceğini bileceksin..

dünyayı yöneten bir şey var.. uğursuz bir şey. george soros gibi karanlık adamlar bile bunun yanında ilkokul 3 öğrencisi gibi kalıyor..

dünyayı yöneten uğursuz şey idama karşı. insanları çok sevdiği için değil, tam tersi insanlardan nefret ettiği için..

bu uğursuz şeye teslim olmuş yönetimler idam getiremez. çünkü yasak.


tecavüzcüler hapishanelerde yer olmadığı için serbest bırakılmıyor.. çıksın birine daha tecavüz etsin diye serbest bırakılıyor.. 100 sabıkalı hırsızlar gitsin yeniden bir eve girsin, belki birilerini de öldürür diye aramıza salınıyor.

http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/kadikoyde-dehset-hirsizlar-kapiciyi-doverek-oldurdu-1789020/

çünkü dünyayı yöneten uğursuz şey öyle emrediyor. idam olmayacak.. tecavüzcüler, hırsızlar, katiller salınacak..

pippa bacca'yı öldüren pislik hani ağırlaştırılmış müebbet almıştı?
http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/04/21/pippa.baccanin.katiline.ceza.indirimi/658133.0/index.html

dava unutuldu, uğursuz şeyin sevecen kolları katile kıyağını yaptı.. beş altı yıla aramıza da katılır..

arada bir goygoy gündemi oluyor yok idam gelecek bilmem ne filan diye.. bak şimdi ne olacağını yazalım.. diyelim ki idam geldi.. etöcü, fetöcü, ketöcü takır takır idam ediyoruz insanları.. süper.. yaşıyoz da noluyo icabında.. derken bir pedofil çıkacak... yönetime herhangi bir çıkarı olmadan gönlüyle oy veren insanlar da dahil olmak üzere herkes idam bekleyecek.. ama yönetim o pedofili idam edemeyecek.. neden? çünkü yasak.. bu sefer akıllara şüpheler düşecek... noluyoruz lan demeye başlayacak geniş halk kitleleri.. toplumun en safça inanmış kesimleri de yönetimi sorgulamaya başlayacak .. çaktın?

bütün sapıklar, tacizciler, psikopatlar ellerine silah alıp diledikleri gibi gezebiliyor ama medyada filmlerde filan sana sürekli silahın ne kadar kötü bir şey olduğu propagandası yapılıyor.. sen bir kadın olarak altgeçitten tırnakları sökülmüş bir kedi gibi savunmasız geçerken, arkandan seni takip eden sapık bıçağı, muştası, tabancası tam teçhizat silahlanmış yaklaşıyor.. propagandaya kanma .. bireysel silahlanma temel bir insan hakkıdır...

özeti.. bir daha idam gelecekmiş goygoyuna ciddi ciddi vakit ayırırsan kendi zamanını ve enerjini boşa harcamış olursun.. çünkü idam filan gelmeyecek. çünkü yasak..

ekşi sözlük koru hastanesi ilişkisi

katil uşak çıktı.. cinayet para için işlenmiş.. klasik

dünyanın en doğru, en mükemmel yazısını da yazsan bir bebeğin hakkını savunmaya kalkarsan şutlanıyorsun. sokayım öyle sosyal medyaya. yeni baba oldum. kanzuk manzuk dinlemem bebeklere dokunanın benden bulacağı bir merhamet yok..

dostlar okuyan varsa ekşide yazmak artık anlamsızdır. burası olur başka yer olur. kalmayın o bok çukurunda. şeytanın günaşırı domalttığı bu tiplere para kazandırmayın. çünkü malum bu işler sırayla değil.. "yarın size de çıkabilir"

independıns beycim gözünüzü seveyim siz de biraz firefox kullananları sevindirin be abim ..

solucan gübresi

tanım: organik maddelerdeki besleyicilerin solucanlarla yeniden bitkiler için kullanılabilir hale getirilmesi

resimleri ileride güncelleyeceğim. yenilerini filan eklerim..

fazla kimya, biyoloji detayına girmeden kendi deneyimimi özetlemeye çalışayım. madem anafikri anlamışsınız ki burayı okuyorsunuz, o halde gerçek sorunları ve kendimce bulduğum çözümleri göstereyim.

organik maddeler derken evimizden çıkan bitkisel artıkları kastediyorum. domates, salatalık, portakal kabuğu, çay posası, havuçların uç kısımları filan...

şunlar gibi




ama yemek artığı değil. çünkü içinde çok fazla tuz (sodyum) var. tuz istemiyoruz.

ne var organik maddelerin içinde? karbon (c), hidrojen (h), azot (n), oksijen (o), magnezyum (mg), kalsiyum (ca), demir (fe), potasyum (k) vs... ama sodyum pek yok.. bitkiler sodyumu sevmez. sodyum istemiyoruz.. gelicez...

şimdilik konuyu basitleştirmek için çürüme sırasında karbon, hidrojen ve oksijenin havaya karıştığını söyleyelim. geri kazanmak istediğimiz şeyler n, mg, ca, k, fe gibi bitkilerin bol bol ihtiyaç duyduğu elementler..

nasıl yapıyoruz?

basitçe şudur

3 litrelik bir yoğurt kabının içine günlük bitkisel atıklarımızı koyuyoruz, içine de beş altı tane solucan koyuyoruz, solucanlar çürüyen bitki artıklarını yiyip dışkılıyor geride solucan gübresi dediğimiz şey kalıyor.. ingilizcesi worm castings.. solucanlar atıkları aktif olarak tükettikleri için çürüme işini muazzam şekilde hızlandırıyor. yutupta bir sürü insanın videosunu bulabilirsiniz.

karşılaşacağınız 3 temel sorun var.

koku
sinek
su

şimdi bu 3 temel soruna benim kullandığım çözümleri anlatayım.. sizin şartlarınızda ufak tefek düzeltmeler gerekebilir.

biraz teknik çok değil ama

koku: organik atıklar bakteri, maya ve küf gibi mikroorganizmaların etkisiyle çürür.. bu çürüme işlemi ya oksijenli ortamda olur (aerobik) ya da oksijensiz ortamda olur (anaerobik)... çürüme oksijensiz ortamda gerçekleşiyorsa kötü kokularla uğraşır durursunuz.

ortamda oksijen olup olmamasına göre farklı mikroorganizmalar devrede olabileceği gibi bazı mikroorganizmalar hem oksijenli hem oksijensiz ortamda yaşayabilir. bizim için önemli olan şey ortamdaki oksijeni olabildiğince yüksek tutmak. yani atıklarımıza çürürken bol bol hava sağlamalıyız. kötü koku oluşuyorsa oksijen yetersiz demektir.

ben şöyle yapıyorum

insanoğlunun en faydalı teknolojik buluşuyla tanışalım.. boş yoğurt kabı..


bir yoğurt kabını alıp altına ve yanlarına bir sürü küçük delik açıyorsun.


delikler olabildiğince çok olmalı ama fazla büyük çaplı olmamalı (sinek meselesi). ben lehim havyası kullanıyorum.



gayet güzel işe yarıyor, bir iki dakika içinde kabım hazır oluyor. havya ısınınca cort cort diye açıyorsun delikleri. sokakta filan satıyorlar 5 liraya gördüm.. yani ufak bir yatırım yapabilirsiniz.

daha büyük kaplar da kullanabilirsiniz. örneğin 10 litreye kadar plastik saksılar gibi. bundan daha fazla büyürse iç kısımlara oksijen ulaştırmada problem yaşarsınız.

bu delikler kabın içine yanlardan hava girmesini sağlayacak. solucanlar işte bu noktada işe yarıyor yanlardan giren hava solucanların açtığı kanallardan kabın en orta noktasına kadar ulaşıyor. yani koku problemi ortadan kalkıyor, çünkü kabın içine yeterince oksijen gitmesini sağlamış oluyorsun.

kabı nasıl hazırlıyorsun?

kabın altına 5 cm kadar toprak koyuyorsun, üzerine 10 santim kalınlıkta çöpleri koyuyorsun artı birkaç solucan (5-10) ve en üstüne tekrar 5 santim toprak koyuyorsun. kabı hazırlama işlemi bu kadar basit. çok iriyarı bitki artıklarınız varsa bıçakla bir miktar ufaltabilirsiniz.

ikinci problem sinek

bunu da şöyle aşıyorum

bir lastik alıyorsun.. paket lastiği olabilir ya da ben çok sexsiyim diyorsan don lastiği de olur . hava geçiren bir kumaş buluyorsun. örneğin eski tüller gibi ve kabın üstüne örtüp lastiği takıyorsun.. istersen kabın tamamını kaplayabilirsin. sinekler yeni çürümeye başlayan şeylerin kokusuna çok hassastır. dakikalar içinde çöpü bulup yumurtalarını bırakmaya çalışırlar. ama içeri girmelerini engellerseniz kabın etrafında dönüp durular ve ölürler.. yani ilk başta bir miktar sineği çekebilirsiniz ama üreyemedikleri için sorun olmaz. bir hafta kadar sonra da zaten çöpler ilk çürüme evresini geçer ve sineklerin ilgisini çekmez. kaplarınızı tuttuğunuz yer sürekli rüzgar alıyorsa sinekler istese bile gelemez.

üçüncü problem su

atıklarınızın %90'ı sudur. zaten bir hafta içinde hacmin azaldığını göreceksiniz. çöpler çürümeye başladığında altından muazzam miktarda su çıkarır. balkonunuz filan batabilir. o yüzden kabınızın altına mutlaka saksı altlığı gibi bir şey koyun. doldukça suyu kabınızın üstünden geri dökün.. çünkü korumak istediğimiz elementlerin birçoğu o suda. o suyu kaybetmek istemiyoruz.

alternatif ve daha iyi bir yol olarak iki tane yoğurt kabıyla başlayın. üst üste yerleştirin. solucanlı olanı üste, alttakine sadece toprak doldurun. bulabildiğiniz en kıraç toprak olabilir. üstteki kaptan sızan suyla çok kısa sürede son derece zengin bir toprak haline gelecektir. ama onu kullanmayın. o sizin fazla suyu toplamak için kullandığınız bir depo. her ihtimale karşı alta yine bir saksı altlığı..

normal şartlarda bu şekilde hazırlayacağınız bir kabın içindeki çöpler 5-6 hafta içinde tamamen tüketilmiş olur.

sonuçta şu şekilde bir şey elde edersiniz..



bunun adı solucan gübresidir. bu aşamada artık koku filan diye bir şey yok.. bir kaba biriktirip kullanacağınız zamana kadar kenarda bırakabilirsiniz. böylece daha da parçalanmaya devam eder. koku filan yapmaz, sinekleri çekmez.

ben basit bir elek aldım..


solucan gübresinin nemi azalıncaya kadar bekliyorum.. elekten geçiriyorum ve şuna benzer bir şey elde ediyorum.


benim elde ettiğim de şudur


saklanması ve kullanılması daha uygun oluyor. solucan gübresini tamamen kurutmayın.. yüksek su tutma özelliği, azot içeriği gibi çok değerli niteliklerini kaybetmesine neden olursunuz. nemini korumalı.

solucan gübresi basitçe bu.. balkonunuzun köşesinde bile yapabilirsiniz.. ama hızlı gitmeyin, ufaktan başlayın, sorunları gözünüzle görüp çözümlerinizi geliştirin..

bazı solucan türleri (örneğin kırmızı kaliforniya solucanı denen tür) atıkları çok hızlı tüketiyor. ayrıca fazla derine dalmıyor. bu gibi avantajları nedeniyle tercih ediliyor. ama bana sorarsanız bahçenizden alacağınız solucanlar da aynı işi gayet güzel yapıyor. bizim topraklarımızda doğal olarak bulunan solucan european nightcrawler diye geçiyor.

şu an kış olduğu için toprağın altında uykuya çekilmişlerdir. ilk denemeniz için bence baharı bekleyin. taşların altını kaldırıp bir kazmayla kazarsanız bulursunuz. internette solucan satan yerler de var. onları da deneyebilirsiniz ama biraz pahalıdır.

solucanlar yumurtayla ürüyor.. cocoon diyorlar.. çapları 4-5 milimetre kadar.




üstteki resimde çok fazla yumurta görünüyor.. siz büyük ihtimalle şuna benzer bir durum göreceksiniz.



bulduğunuz yumurtaları yeni kaplara transfer edin. yumurtanın içinden birkaç hafta içinde 2-6 kadar solucan çıkıyor. yani kabınıza koyacağınız solucanlar bir yılda çok hızlı artabilir. yeri gelmişken solucanlar hermafrodittir.. yani erkek dişi diye bir şey yok. bir araya koyacağınız 3-5 solucan şartlar uygun olduğu sürece üreyecektir.

solucan gübresinin diğer gübrelerden en büyük farkı doğrudan kullanılabilir olmasıdır. yani kuş kakasını filan fazla kaçırırsanız toprakta anormal azot birikir ve bitkiniz yanar. ama solucan gübresinde böyle bir problem yok.. ben yetiştirdiğim her şeyi doğrudan solucan gübresinin içinde yetiştiriyorum. yani hiç toprak kullanmıyorum. solucan gübresi ayrıca kokusuzdur. evinizin içindeki bitkilerde de gayet rahat kullanabilirsiniz.

Bütün bunları yaptınız ama kötü koku problemi oluştu... hep bu meekma yüzünden.. dur sakin ol. Problem büyük değil.. sorunun nasıl geliştiğini anlayalım çözüm de zaten kendiliğinden ortaya çıkacak..

kötü koku kabın içindeki hava bittiği zaman ortaya çıkıyor. Oksijen tükeniyor, oksijenli fermentasyon bitiyor, oksijensiz fermentasyon başlıyor. Ve kötü koku..

ama bu bir anda olmuyor. Oksijenli ortamda solunum yapan mikroorganizmalar (kısaca bakteriler diyelim) sürekli spor üretiyor. Hatta içerideki oksijen miktarı azaldıkça daha fazla miktarda spor üretmeye başlıyorlar, çünkü işlerin boka sardığını anlıyorlar. Sporlar bakterinin kendisinden daha zor şartlara dayanabiliyor.

En nihayetinde oksijenli solunum tümüyle duruyor. Oksijensiz solunum başlıyor. Elinizde kötü kokulu ama içinde bol miktarda oksijenli solunum yapabilen bakteri sporu bulunan bir döküntü kalıyor.. Çözüm? Oksijen.

En kolayı bahçeniz varsa. Kötü kokan yığını bir köşeye koyup dağıtın. Oksijen almasını sağlayın. İçerideki sporlar hızlıca faaliyete geçecek birkaç saat içinde kötü koku azalmaya başlayacak. Bir iki gün içinde de yeniden oksijenli solunum ortamı kurulacak.

Bahçeniz yoksa elinizdeki yığını bir saksının altına gömün. Su miktarı zaten epey azalmıştır. Üstünü toprakla kapatın ve içine bir şey, örneğin bir çiçek dikin. O haliyle de gübre olarak kullanılabilir. Üç beş ay sonra çiçeğiniz ömrünü tamamladığında alttaki başarısız gübre de normale dönmüş olacaktır. Su vermeniz yeterli. Yağmur suyu. Hep yağmur suyu..

solucan gübresini nasıl toplayacaksınız? en basit yöntem şu.. kabın üstünden bir miktar alıp başka bir kaba aktarın. solucanlar açıkta kalacak ve hemen derine kaçmaya çalışacaktır. birkaç dakika aşağı çekilmelerini bekleyin ve tekrar bir miktar alın.. bir süre sonra solucanlar kabınızın dibindeki 5 santim kadar bir yere hapsolacaktır. kabın içine tekrar atıklarınızı doldurup hazırlayın ve kenarda biriktirdiğiniz toprak/solucan gübresi karışımıyla da üstünü kapatın. hasat ettiğiniz gübrenin içine de solucanlar ve yumurtalar karışmış olabilir, onları da geri atın.. bu işlerde mutlaka eldiven kullanın.

şimdi.. ilk denemenizi başarıyla yaptığınızı varsayalım. elinizde çok az bir miktar solucan gübresi oldu, bu şekilde ürete ürete artık tek başına bir yoğurt kabı dolduracak solucan gübreniz olduysa şimdi bir seviye yukarı taşıyalım.

hani su problemi vardı ya.. işte onu şöyle aşıyoruz. diyelim ki dört kabınız oldu.. hepsini hazırlayıp üst üste koyuyorsunuz ve sadece en üsttekinin üstüne bez kapatıyorsunuz. kaplardan sızan sular alta doğru ilerliyor. yine en altta bir saksı altlığınız olsun, suyun balkonunuzu filan kirletmesine izin vermeyin. sistemli çalışırsanız ve yeterli yeriniz varsa tüm “çöplerinizi” yararlı bir ürüne dönüştürebilirsiniz.

solucan apartmanı


karşılaşacağınız sorunlardan birisi de (özellikle yazın ama kışın da) kabın içindeki nemin tamamen yitirilmesi. yani solucanların kuruması. işte böyle üst üste koyduğunuz zaman su kaybını azaltıyorsunuz ve sistem gayet güzel işliyor.. ilk seferki denemenizde kabın içinin nemli kalmasına dikkat edin. duruma göre ara ara üstten su dökmeniz bile gerekebilir. dökeceğiniz suyun yağmur suyu olması tercih sebebidir. damacana su değil, yağmur suyu.

solucanlar soğukta uyur.. aşırı sıcakta kendilerini dışarı atmaya çalışır. 15-25 derece arası idealdir. kaplarınızı güneşte bırakmayın...

gelelim şu sodyum meselesine..

genel olarak bitkiler pek sodyum kullanmaz... yani bitkilerin yapısında fazla sodyum yoktur. buna karşın potasyum çok tüketirler.. hayvanların sinir iletimi içinse hem sodyum hem de potasyum gereklidir. o yüzden otobur canlılar (örneğin keçiler) potasyum ihtiyaçlarını bitkilerle giderir, sodyum için taşları filan yalarlar.

şimdi bir bitkisel molekül görelim

bu klorofil... bitkilerin yeşil olmasının sebebi.




molekülün en ortasında bir tane magnezyum var. yani bitkinizi yetiştirdiğiniz toprakta magnezyum yoksa bitkileriniz klorofil yapamaz, klorofil yapamayınca güneşten yararlanamaz, ışıktan yararlanamayınca da gelişmez.

işte sodyum (tuz diye basitleştirelim) burada önemli. toprağınızda yeterli miktarda magnezyum olsa bile bitkileriniz magnezyum eksikliği çekebilir. çünkü ortamda çok fazla tuz bulunuyorsa bitkinin kökleri sodyumlardan kurtulup bir türlü magnezyumu aradan çekemez. aynı şey bitkilerin ihtiyaç duyduğu diğer elementler için de geçerli. o yüzden bitkilerinizi mecbur kalmadıkça musluk suyuyla sulamayın.. yağmur suyu tercih edin.

solucanlar da birer hayvan oldukları için kaba koyacağınız çöplerdeki az miktarda sodyumu bünyelerine alıp ortamdan uzaklaştırabilir. ama yemek artıkları çok fazla tuz getirir, onun tamamını topraktan çekemezler, o kadar tuz içeren gübreniz de pek işe yaramaz. yani yemek artıklarını koymayın.

karbon, hidrojen ve oksijene tekrar geri dönelim.. bunlar tamamen yok oluyor demiştik ama aslında öyle olmuyor. vitaminler, hormonlar gibi içinde önemli oranda c ve h içeren moleküller de toprakta kalıyor ve bitkilerin gelişimine katkıda bulunuyor.

solucanlarınız aşırı ürerse aldığınız bahçeye geri bırakabilirsiniz veya tavuk filan yetiştiriyorsanız onlara verebilirsiniz.

bitkilerinizi tamamen solucan gübresi içinde yetiştirebilirsiniz ama saksınıza koymadan önce içinde solucan ve yumurta kalmamasına dikkat edin yoksa garibanlar açlıktan bitkinizin köklerini yemeye başlar.

peki bu kadar zahmet sonucunda ne alıyorsunuz?

ödülünüz bu..












özetle; okuyun, elektronik öğrenin, kimya öğrenin, bir enstruman çalmayı öğrenin. nar şarabı yapın, kendinize bir youtube kanalı kurun. üretin. üretmek sizi insan yapan şeylerin başında gelir..

yorulacaksınız ama değecek çünkü geleceğinizi elinize almak için yorulmayı göze alamıyorsanız başkalarının size yazdığı hayatı yaşarsınız.

bilmem anlatabiliyor muyum?
https://www.youtube.com/watch?v=BawkcZdr3QI

jüpiter

gazlı dev

böyle bir dev bu... gazlar fırtınalar filan..

şimdi bu resim mikipedia'dan..


2014 yılında çekilmiş bu resim.

resmin orijinali
https://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter#/media/File:Jupiter_and_its_shrunken_Great_Red_Spot.jpg
sayfanın orijinali
https://en.wikipedia.org/wiki/Jupiter

aşağıdaki videonun 40. saniyesinden sonra bu fırtınalar anlatılıyor..


işte böyle manyak bir gezegen bu. bir anı bir anını tutmuyor filan..

neyse ... 2016 yılında bir resim daha çekilmiş


"The Hubble Space Telescope has captured images of glowing auroras over Jupiter just days before NASA's new Juno spaceship arrives to orbit the gas giant."
http://edition.cnn.com/2016/07/01/health/hubble-jupiter-juno-auroras/index.html


resmin orijinali
https://www.nasa.gov/sites/default/files/thumbnails/image/hs-2016-24-a-print-new.jpg

sayfanın orijinali
https://www.nasa.gov/feature/goddard/2016/hubble-captures-vivid-auroras-in-jupiter-s-atmosphere

bu resimde şu olmuş 2016 temmuz'unda juno denen uzay fikiboku jüpiter'in yörüngesine girecekmiş.. bu olayın birkaç gün öncesinde hubble teleskopu jüpiter'den bu görüntüyü yakalamış.. resimde jüpiter'in tepesindeki aurora'lar görüküyor.. yani kutup ışıkları..

mesele ne?

iki resim arasında fark yok.. fırtınlar, tayfunlar, boralar filan ama iki yılda en ufak bir fark yok.. tepesine fotoşopla atılan gelinin kızkardeşi simleri dışında hiçbir şey değişmemiş.. bulana öpicik..

genellikle böyle şeyler yazdığımda soruyorum yani "ulan acaba bizi mi sikiolar" diye.. taşak geçmek için soruyorum haliyle.. tabi ki bizi sikiolar..

sana bu jüpiter hakkında saatler boyunca bomboş konuşacak bir adam tanıtayım.. tanırsınız zaten.. discovery channel'da bol bol gördüğünüz bir aktör..

lawrence krauss.



çok zeki deha fizikçi filan diye pazarlanıyor.. ama lawrence kardeş de tıpkı diğer bilimci geldi hanım rolü verilen aktörlerden neil degrasse tyson gibi ne konuştuğunun bile farkında olmayan bir hebek..

bilimci lawrence'in bir resmini daha görelim..


bu resimde bir pedofil var..
jeffrey epstein


pedofil deyince böyle üç beş yaşında çocuklara filan tecavüz eden tipler geliyor aklımıza ama jerry daha çok ergen kızlarla ilgileniyor.. paranın, prestijin çok önemli şeyler olduğunu düşünen henüz tam olgunlaşmamış çocuklar..


jeffrey sadece yiyici değil satıcı. sabıkası bilem var.. 13 yaşındaki bir kızı satmaktan


namuslu bir hakim bulunmuş zamanında da verilebilmiş bu ceza.. sayın hakim şu koru hastanesi olayına da bir el atsa keşke..

jeffrey'in bir adası var.. orji adası



lolita express diye bir uçakla zenginler, şarkıcılar, devlet yöneticileri (teröristler), bankacılar (teröristler) vs adaya götürülüyor.. küçük kızlar filan.. sen olsan bari'nin videosunu çeken arkadaşlar mevzuyu daha iyi bilir..

konuya dönelim.. lawrence da adanın ziyaretçilerinden..


http://www.thesmokinggun.com/documents/crime/jeffrey-epstein-brief-history-of-slime-786903

"In 2012, Epstein hosted Stephen Hawking at a science conference held on his private Caribbean island. The theoretical physicist joined the sex offender, three Nobel Prize winners, and other noted scientists like Lawrence Krauss for a discussion on gravity."

yerçekimini tartışmışlar.. çocuk pornosu çekimini tartışacak halleri yok heralde.. ne fesatız..
lawrence arkadaşını savundu bile beaa
http://skepchick.org/2011/04/lawrence-krauss-defends-a-sex-offender-embarrasses-scientists-everywhere/

kafadan suçlama yapmayalım di mi.. en iyisini lawrence'in karısı bilir.. bulursan sorarsın.. 2012 yılında boşandılar..

sormadığımız soruya dönelim..

acaba bizi mi sikiolar?

evet.. bizi sikiyolar.. hepimizi.. çocuklarımızdan başlayarak.

necmettin yılmaz

necmettin


aybüke


neşe


ağa


sempatik


barış güvercini


eroin sevkiyatçısı


sevkiyat koruma görevlisi


dünya lideri


süper müslüman


nobel barış ödülü sahibi


terörist


müsadenizle sokayım böyle nizama

mustafa kemal atatürk



adam raat abicim. özgüven tavan yapmış.. kralı sikmiş.. o yüzden boş konuşmaz, goygoy yapmaz. iş üretir.. fabrika açar.



beceriksizin, iş bilmezin, aptalın, satılmışın önde gideni olursan da anca laf yaparsın bebeyim, dayarsın haramı ağızlarına trol beslersin. başka da bir bok yok.. kimse seni siklemez. siklenmiş gibi yapılması korkudandır o da çabuk geçer.. daha cesedin çürümeden adın silinir tarihten.. acı ama gerçektir.

kim jong un

aktör

iki üç hafta öncesine kadar kuzey koreyle yatıp kuzey koreyle yatıyorduk.. yok cükleer attı, yok füze denedi, yok bomba salladı filan.. noldu? tavsadı o iş..

anlatalım. bak şimdi böyle bir resim var


görmedin mi?

göstereyim.. arkada seks yapan peluş hayvanları gördün mü? hatta bir tanesine wink wink göz bile kırptırmışlar.. fotoğraf bir kreşte çekilmiş..

şimdi bu puştun ezdiği, sömürdüğü, kimseye nefes aldırmadığı, allahın günü cinayet işleyerek yönettiği bir ülkede bu foto şans eseri mi medyaya veriliyor? tabi ki hayır. kuzey kore denen cehennem çukurundan çıkan her türlü materyal mafyanın kontrolünde..

neden bu resim geliyor peki? dalga geçmek için.. gerçeği gözünün önüne koyup görmemeni bekliyorlar.. oynadıkları oyunun kurallarından biri bu..

dünyayı bir mafya yönetiyor. bu mafya vakti zamanında koreyi kuzey ve güney olarak ikiye böldü. siz yukarıdakiler komünist komünist takılın vakti gelince kötü adam rolünü oynarsınız dediler.. bu puşt familyası da ülkeyi köle düzeniyle yönetiyor..

şimdi geriye dönüp baktığın zaman görüyorsun ki soğuk savaş denen şey bir korku pornosundan ibaretmiş.. hiç amerikayla rusya birbirine daldı mı? hayır.. güya en sert rekabeti yaşayan iki ülke birbirilerine hiçbir zarar vermedi. olan hep gariban ülkelere oldu.. vietnam, angola, panama... ve biz..

bizde de mesela komünizmle mücadele dernekleri filan vardı di mi.. oralarda devşirilen bir ağlakullah ülkenin içine sıçtı bıraktı.. ne kozmik odası kaldığı talan etmediği, ne atatürkçü askerleri kaldı zalimlik yapmadığı, ne madeni kaldı sömürmediği... şimdi de amerika'da ajan abilerinin kucağında hop hop hopluyor.. adam orospu.. orospu geldi orospu gidiyor.. ama önemli olan nokta şu, bir zarar gördü mü? görmedi.. keyfi yerinde.. unutma olan hep fakire, garibana, kimsesize olur..

anadolu'daki gariban çocuklar birbirlerini kestiler, boğazladılar. kesmeye boğazlamaya yanaşmadıkları zaman cia'sı mossadı geldi onların kılığında cinayetler işledi ki karşılıklı nefret körüklensin diye... bugün yaşadığımız problemlerin tohumları 70'li yıllardaki bu orospular sayesinde ekildi.

fakir fukara çocukları birbirilerini boğazlarken soğuk savaşın güya tarafları hep medeni oldu birbirlerine karşı.



kim jong sik song.. bu ibneye geri dönelim. zamanı gelince kötü adamı oynasın diye konmuş paçoz bir aile. zamanı da geldi sanki.. orta doğu'da bombalanmadık bir santimetrekare kalmadı.. ırak'ı yerle bir ettiler kimyasal silah var diye.. ama yokmuş yani.. her biri birer insanlık suçlusu orospu evlatları hala saygın adamlar olarak geziyorlar.. neyse zamanı gelince alırsın ifadelerini.. sen.

bak şimdi bu da bir iki hafta önceki resim.. kuzey kore ordusu tatbikatta .. allah allah!




bu ne abicim? internet kafede red alert mi oynuyorsun? böyle bir savaş düzeni mi var? sahile yığmışsın tankı topu tüfeği kel alaka bir yere ateş ediliyor filan. tamamen dijital üretilmiş bir foto olma ihtimali bile son derece yüksek..

bu pezevengi üçüncü dünya savaşı goygoyunu pazarlamak için saldılar bir iki hafta önce.. biraz gerginlik yoklaması filan .. ama youtube'da çok sağlam adamlar var.. bu rezili itin götüne sokup çıkardılar.. ve noldu? kapandı konu... kuzey kore füze denedi, kuzey kore şiddetli osurdu bilmem ne diye haberler vardı geçen ay.. eee? devamı nerde? bitti.. yemedi.. şimdilik rafa kaldırdılar..

bu dünyada hepimize karşı bir savaş yürütülüyor.. ellerinde ne varsa atıyorlar, kimyasal, biyolojik, psikolojik her türlü silahı en insafsız şiddetlerde kullanıyorlar..

ama unutma kazanmaları mümkün olmayan savaş senin kafanın içinde olan.. bütün bu rezillikler senin kafanın içindeki savaşı kazanmak için yapılıyor.. o savaşta güçlü olmaya bak, çünkü sen izin vermediğin sürece oraya hiç kimse giremez.

hemen boşalan kadın

sonra vay efenim bilgi sözlük alternatif olamıyor..

olsa nolur amk. yok bostancı minibüsündeki sarı gocuklu kız, yok çok pis sikişme anılarım, yok ayak parmağımdağki kültür mantarı filan.. insanın şu tip zırvalamaları görürken harcadığı vakte yazık lan.

hayır bunlar ekşide mekşide yazılamayan şeyler de değil icabında. orada yazamayacağın konular belli.. bir bebek bu dünyaya sakat getiriliyor, mafya örgütlenmesi de hastanenin kıçını kurtarmak için terör estiriyor.. bu tip şeyleri yazamıyorsun. yoksa am göt meme serbest yani. hatta benden duymuş olma isteniyor bile o tip şeylerin yazılması..

sivas'ta öğretmenin öğrencileri tokatlaması

3. entiriyi de 5. entiriyi de artıladım.

çocuk demişsiniz de abicim bunlar ergen.. başka bir canlı türü bu.

ergenler ne yapmış olabilir ki diye soruluyorsa da ... of anam. hiç girmeyelim bile o konulara.

öğretmenin fiziksel bir ceza vermesi çok kötü bir şey tabi ama iki tarafı da dinlemek lazım. zaten örtmene de bir uyarı filan verirler diye tahmin ediyorum.

kedit:
bir de abicim o başlık "sivas ta" değil "sivas'ta" olacak. zamanında şaplağı yememişsiniz belli.

devlet bahçeli

baya bildiğin provokatörlüğe kadar düşmüş yani.


işte böyle milliyetçi olmayan adamlara kendilerini milliyetçi diye pazarlama izni verince bu oluyor.. adam türkiye'de iç savaş olsa nolur merak ediyorum diye tivit atıyor.. böyle bir şeyi ermenistan başkanı filan atsa yadırgamazsın yani..

neyse ya... devlet bahçeli'nin hiçbir hareketi beni şaşırtmaz.

independıns beyim düş bi tane .. galdı mı 24?

seri eksi oy veren ibne

zaman, enerji, moral bozuculuk vs.

işte bu yüzlerden eksi oy butonunun varlığı yeniden düşünülesi.

çünkü bence burası zamanla sabote edilmek istenebilecek bir yer.

kaldıralım eksiyi. yazan kişiler diledikleri gibi yazsın, sonuçta bir düşüncedir.. ayrıca kimsenin eli armut toplamıyor illa da verilmesi gereken bir cevap varsa verilir yani. hem de bu kadar zahmetsiz sabotaj riski ortadan kalkar.

yaprak biti

bitkilerin en büyük düşmanlarından biri. ingilizcesi aphid.

özellikle genç yapraklara ve filizlere yapışırlar bitkinin özsuyunu içerler. domates, biber, çiçekler, dereotu vs. hemen her şey.

bahar ayları en aktif oldukları dönemdir. canlı doğum yaparlar
https://www.youtube.com/watch?v=Yup6spoUpv0

bitkilerin özsuyunu içtikten sonra şekerli bir sıvı çıkarırlar.. karıncalar yaprak bitleriyle ortak çalışabilir. karınca yaprak bitini dürter, tedirgin olan yaprak biti de şekerli sıvısını salar. karıncalar o sıvıyı hasat eder.
https://www.youtube.com/watch?v=DnpJibC5iA0

bunun karşılığında karınca da yaprak bitini en büyük düşmanı olan uğurböceğinden korur.
https://www.youtube.com/watch?v=cxkqj6RfNNE

yaprak bitiyle doğal mücadele için abd'de paket şeklinde uğurböceği alabiliyorsun. avrupa'da birkaç ülkede de var sanırım. ama bunun işe yaraması için karıncaları da ortadan kaldırman gerekiyor. uğurböceğinin özellikle larvaları çılgınca yaprak biti avlar. uğurböcekleri dostunuzdur. bulduğunuzu bahçeye atın.

bazı bitkilere gelmezler. örneğin latin çiçeği (nasturtium) gibi.

şu bitki
https://maxpull-gdvuch3veo.netdna-ssl.com/wp-content/uploads/2011/05/nasturtiums1-400x267.jpg

yetiştirdiğiniz bitkinin yanına bundan dikerseniz yaprak biti tehlikesi biraz azalıyor. bitkinin çiçeklerini yapraklarını filan blenderden geçirip suyunu yaprak bitlerinin üstüne sıktım ama o şekilde pek bir etkisi olmadı.

alternatif bir yöntem olarak arap sabunlu su öneriliyor. sabun bitin derisi üzerinde kuruyarak derisini sertleştiriyormuş bu da böceğin ölümüne neden oluyormuş. arap sabunu potasyumlu olduğu için aşırıya kaçmadığınız sürece güvenle kullanabilirsiniz. ben pek yararını gördüğümü söyleyemem. nöbet tutar gibi başında beklemeniz gerekiyor. iki saatte bir uygulama yapmanız gerekiyor..

yaprak bitleri tüm böcekler gibi feromonlarla anlaşıyor. birisi tehlike hissettiğinde bir alarm feromonu salgılıyor. bu kokuyu alan yaprak bitleri de hemen kaçışmaya başlıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=UhpAxt2XSBQ

bu feromonu bir ürün olarak görmedim. çok pratik bir yöntem olduğunu da sanmıyorum ama enteresan. büyük ihtimalle yaprak bitlerinin sevmediği bitkiler de bu tip feromonlar salgılıyor.

bitkileriniz azsa en basit yöntemlerden birisi elle temizlemek.. dalları silkelediğinizde toprağa düşüyorlar. bir kez düştüler mi de geri çıkmaları çok zor. suyla püskürtme gibi şeylerle de uzaklaştırabilirsiniz.

çili biberi diye bir şey var.
http://1.bp.blogspot.com/-VGh2yHAZ1io/T376DSPsdEI/AAAAAAAABI8/-o8Sxh-dP0c/s1600/chili-peppers.jpg

çok anormal acı bir biber. bu sene yaprak biti problemim olursa onu deneyeceğim (blender vs). sonuçları yazarım..

ceylin atik

"Ş.T komşularının torunu Ceylin'i dedesinden fidye istemek için kendi çocuğuyla oynamak bahanesiyle kandırarak evlerine nasıl götürüp öldürdüğünü de anlattı. Ceylin'in önce yüzüne havlu bastırarak bayılttığını, küçük kızın bayılmasıyla paniğe kapıldığını, bunun üzerine kendini kaybettiğini, ne yaptığını bilmeden eline aldığı evdeki ahşap kasayla başına vurduğunu söyledi. "

bu ifade bana pek tutarlı gelmedi. küçük kıza cinsel bir saldırıda bulunulmuşsa ve insanların öfkesini söndürmek istiyorlarsa medyada ve adli tıpta bunu yaptırabilecek güçleri de var, iradeleri de, yaptırmışlıkları da var.. normal skor olur yani..

bir de yasin'imiz var.. 1 yıldan uzun süredir kayıp
http://www.yenimeram.com.tr/konyada-6-yasindaki-cocuk-kayboldu-191509.htm

bilgi sözlük v4

şöyle bir entiri var
(bkz:#1143614)

bence bir sosyal medya sitesi için altın değerinde.. hem enteresan bir durum hem de eğlenceli bir dille yazılmış. tam paylaşmalık. arkadaşına atar matrak yaparsın ya da birisi sabah işe giderken feyzbooklarında filan görse okur eğlenir, bilgi sözlükle ilk tanışması da bu şekilde olabilir vs. vs..

özetle bir muz orta var, ama bilgi v4 golü kendi kalesine atmış olabilir.

bir entiriyi paylaşmak için tek adım değil iki adım gerekiyor. önce paylaş simgesine basıyorsun sonra da istediğin sosyal medyaya.. bunların tek adımda olması içeriğin paylaşılmasını kolaylaştırır. içerik paylaşıldıkça yazar çekilir, yazar çekildikçe nüfus artar, daha çok içerik üretilir vs vs..

üstelik o kutucukta gayet yeterli alan var. bence içerik paylaşımını kolaylaştırmak için üç beş sosyal medya simgesini tek tek ve açık olarak koyun. paylaşım tek adımda olsun yani..

diorum ben.

açılması gereken başlık tipleri

tanım: foruma dönüşmemesi dileğiyle bence sınırı olmayan hede

ama hem incide, ekşide filan günde 200 kere kralını görebileceğin başlıklardan birini aç hem de herkes beğensin.. olmaz. zor yani. dostça söylüyorum.

sen aç bir başlık mesela fotoğraf makineleri için zoom lensleri filan incele bak nasıl yapıştırıyorum artıyı.. çok samimiyim. alternatif böyle olunur, aynı şeyi tekrarlayarak değil.

sözlükçülerin başından geçen garip olaylar

iphone 3'üm var.. hatta independıns bey bilir xp kullanıyorum filan..

neyse... sebepsiz yere bu ayfonun zil sesi kesildi.. aranınca telefon zil sesi gelmiyor. altı ay filan olmuştur.

tamirlere götürdüm ölmüş abim bu dediler. sen yenisini al cart curt. çünkü telefona ayıracak 2000 liram olsa ben bilmiyorum yenisini almayı bilion mu..

dedim heralde ses düğmesi filan takılı kaldı. yutuplardan video mideo baktım yapabilir miyim diye ama hiç gözüm kesmedi.

öyle idare ediveriyordum. bir ara elim bollaşırsa dandirik bir ikinci el filan alırım diyordum, içinde bylock bytock gibi kariyer bitirici şeyler olmayanından.

derken bu akşam sebepsiz yere düzeldi.. gittiği gibi geri geldi. hatta sesi önce tanıyamadım.. aa bi baktım benim telefon çalıyor..

ana fikir yeni telefon alıp vergi mergi ödemedim.. misss ..

nazar edene buradan beri uçarım.

kedit: filanların bir kısmını sildim..

ekşi sözlük yönetiminin yalanlamasına cevaben

"e belgelerin orjinali bizde onu nasil yapicaz? mailler falan duruyor?"

bu yazışmalar çok ağır bir suçlama. independence beyin kafayı peynir ekmekle yemediğini ümit ediyorum. yaptığı işin arkasında durursa 2017 kendisinin yılı olur. aksi takdirde bir bebeğin talihsizliğinden kaç kişi nasiplenecek lan der, yolumuza devam ederiz. beklemedeyiz merkez.. bilibilibip.

yargı yarın sizi de davet ederse şaşmayın

kemal bey giderse böyle datlı muhalefet kalmaz.. o yüzden de sanmıyorum ki reis böyle bir hata yapsın..

bir iki haftaya enis beyi salarlar. hem demograsi şoolmuş olur, hem de kılıçdaroğlu biraz bir şeyler başarmış havaları filan .. öyle geçinir gideriz..

ülke vergi cehennemine döndü kılıçdaroğlunda tık yok.. anca orta sahada top gezdirsin.. gelmez kılıçdaroğlu gibi muhalefet.. yapmaz reis öyle yanlışlık.

2017 g20 hamburg zirvesi

bu yıl hamburg'da düzenlenen toplantı.

trump'ı karşısına alsa 20 dakikada ağzına sıçacak kadar birikimli gençler ortalığı cehenneme çevirmişler. yersen..

kapitalizm çok kötü bi şey bengican bilio musun ekibi de gelmiş.


her zamanki gibi maskeleriyle.. bir bildikleri var ki yüzlerini kapatıyorlar. başka nerden hatırlıyoruz biz bu devlet güdümlü zorroları? ipuç.. baş harfi dee haş..

faşist devlet şöyle işliyor.. bu tip grupları özellikle bakıp besliyorlar. hatta aralarında doğrudan kendi elemanları var.. sonra bunlar gidiyor insanların öfke dolu olduğu ama sinirlerini kontrol edebildiği gösterilere karışıyor..

sonuç



bu görüntüler yine faşist devletin kontrolündeki medyadan bire bin katılarak veriliyor.. üstüne gazzzz mı gazzz haberler.. trump'ın karısı mahsur kalmış...

http://www.milliyet.com.tr/son-dakika-g20-zirvesi-duman-dunya-2480821/
vay amk..


demek melania trump mahsur kalmış.. .tüh tüh.. sikmeseler bari.. mel bacının mahsur kaldığı filan yok, saçının teline zarar gelmeyecek.. şunu haber diye ciddi ciddi yazan medyacının sikkeye sürülecek aklı yoktur. aldığı maaş haram o derece yani..

peki bu kadar pisliği niye yapıyor faşist devlet? limitsiz polis şiddeti kullanabilmek için. faşizmin küflü taktikleri hiç değişmiyor.

dünyanın içine sıçan, ormanları yakan, yenilenebilir enerji teknolojilerini çeyizi gibi saklayan, vergi terörüyle sömüren, hayatında tek bir vida sıkmamış, beceriksiz, aptal, kişiliksiz orospu evlatları yine suyun başında..

bolluk içinde yokluk yaşatıyorlar insanlığa.. hizmet ettikleri akıllı hayvan mutlu olsun diye.

psikolojik operasyon

kitleleri yönlendirmek, normalde desteklemeyecekleri kararları desteklemeye ikna etmek için başvurulan bir koyun gütme yöntemi.

haber

"Vatandaşlar şaştı kaldı"
http://www.hurriyet.com.tr/vatandaslar-sasti-kaldi-40560684

"MUĞLA'nın Fethiye İlçesinde senaryo gereği 20 kişinin öldüğü, 85 kişinin yaralandığı, patlama tatbikatı gerçekleştirildi. Ambulanslarla hastaneye taşınan bazı yaralıların kendilerini role fazla kaptırdığı görülürken, vatandaşlar hastane bahçesinde yaşananları ilgiyle izledi."



"İNANDIRICILIĞI ARTTIRMAK İÇİN"
Fethiye Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Yavuz Okulu, inandırıcılığı arttırmak ve vatandaşın dikkat çekmek için yaralıların makyajına özen gösterdiklerini söyledi.



devlet hastanesi başhekimi makyaj kalitesinden filan bahsediyor.. süper... işte tıp budur.

ama hakkını da yemeyelim, sahiden de gerçekçi yani.. bebek mebek filan tamam.. insan vicdanının en sivri sinir uçlarına hitap ediyor..


bu aralar ikna edilmemiz gereken pek bir şey de yok gerçi ama hayırlısı diyelim.

zeki müren

teyzelerin hastaneye sıçtığı, romantik şarkıcıların ellerinde penisler yollara işediği, doçent olmuş adamların utanmadan şuan yazdığı darmadağın edilmiş türkiye'de şu an seni dinliyorum reis..

21 ağustos 2017 tam güneş tutulması

21 ağustos'ta gerçekleşecek ve amerika birleşik devletleri'nde gözlemlenecek olan tam güneş tutulması..

nasa'nın sayfası
https://eclipse.gsfc.nasa.gov/SEgoogle/SEgoogle2001/SE2017Aug21Tgoogle.html

yazılacak çok şey var da vakit yok nasınısatiym. bugünlük kısa geçeyim..

muhtemelen çok değişik işler olacak.. spoiler vermek gibi olmasın ama
"This eclipse is the 22nd of the 77 members of Saros series 145, which also produced the solar eclipse of August 11, 1999."

https://en.wikipedia.org/wiki/Solar_eclipse_of_August_21,_2017

soru: acaba bu güneş tutulmalarının ne zaman olacağını nasıl biliyorlar?

nasa'daki bilgisayarlara güneş sisteminin tüm koordinatları girilmiş durumda.. ay'ın ve dünya'nın hareketleri izleniyor ve bilgisayar astronomik yazılım sayesinde güneş tutulmalarının tarihini ve saatini otomatik hesaplıyor....

..... deeeermişim..

öyle olmuyor güzel dostlar.. ilk attığım sayfayı muhtemelen dikkatli okumadınız ..

"All eclipse calculations are by Fred Espenak, and he assumes full responsibility for their accuracy. Permission is freely granted to reproduce this data when accompanied by an acknowledgment: "

https://eclipse.gsfc.nasa.gov/SEgoogle/SEgoogle2001/SE2017Aug21Tgoogle.html

diyor ki güneş tutulmasıyla ilgili tüm hesaplamaları fred espenak'tan aldık.. valla hesaplar doğru yanlış o sorumludur, biz bilmeyiz.. diyolllar..

espenak bu arkadaş.. mikipedyası filan da var. okumak isteyen olursa..
http://www.mreclipse.com/

espenak ölünce nasıl bilcez tutulma tarihlerini ... ben de bilmiyorum. nasa filmcilik turizm ticaret a.ş. de bilmiyor..

tuhaf bir yer bu dünya.. çok tuhaf bir yer.. geç olmadan gözlerinizi açın.

unutmadan.. göktaşı yağmuru var bu gece.. eşek gibi çalışanlardan değilseniz alın bi bardak şaraptır, çaydır, soğuk sudur filan, oturun keyfini çıkarın..

k9

eğitimli polis köpeği



"bundan bir önceki model neydi, k8 miydi? kaç sene oldu hala k9, niye k10 çıkmıyo lann?" diye soranlar için boş bir bilgi vereyim..

k9 bir kelime oyunu.. okunuşu "key" ve "nayn".. "keynayn"

bir başka kelimenin okunuşuyla aynı "canine"..

canine ne demek? canine köpek demek..


trivia bir bilgidir..

teleskop

benim teleskop kullanan türbanlı kardeşlerim bilir, bir yıldıza sabitlemesi son derece güç bir alettir.

en ufak titreşimden etkilenir. o yüzden aluminyum ayaklı dandik teleskoplarla özellikle açık havada çalışması çok zordur. en minnak rüzgarın etkisini gözünle görürsün.

tabi ayakları yere sabit basarken bile bu kadar zorlanıyorsan bir de aynısını otobüsün üstünde yapmayı dene. yani şu politikeciler mitinglerde çıkıyor ya otobüslerin üstüne. işte o vaziyette, otobüs giderken düşün. hayatta yapamazsın. sarsıntı filansa mesele, bir şaryo yap kendine çok ufak bir hareketle neredeyse sıfır titreşim giderken yıldıza sabitlemeye çalış. yine de muazzam zor olduğunu göreceksin.

bu kadar uğraşıyorsun da ne görüyorsun peki?
mesela sirius'a bakınca bunu görüyorsun.
https://youtu.be/1mWeYZhILFI?t=49

ama dediğim gibi sabit olman şart..

işte mesele de burası. sabit durduğun zaman aslında sabit durmuyorsun..

sabit durduğun zaman 1,600 km/saat hızla (sesten hızlı) 6400 kilometre yarıçaplı bir çemberde dönerken aynı zamanda 107,000 km/saat hızla 150 milyon kilometre kabaca yarıçaplı bir çemberde dönerken o çemberde de 900,000 km/saat hızla 100,000 ışık yılı çaplı bir çemberde dönerken o en son devasa çember üzerinde de saniyede 120 kilometre hızla başka bir devasa çembere doğru gidiyorsun..

... da işte o zaman teleskopu nasıl yıldıza sabitleyebiliyoruz?

bilemiyorum dostlar.. belki de sabit durduğumuz zaman gerçekten de sabit oluyoruzdur.

sen olsan bari

kilibin çıkış tarihi 27 temmuz'u dünya pedofili günü ilan edelim..

bir tane daha saçma sapan bayramımız olsun.

aleyna'ya, aleyna'yı insanlığın önüne bu haliyle çıkaran ve pedofili şaheseri bu videoyu çeken arkadaşlara tecavüze uğrayan her çocuktaki paylarını tek tek hatırlatalım o gün.

sevan nişanyan'ın hapishaneden firar etmesi

şöyle buyurmuş

Sanırım memleketin duygularına tercüman oldum. Seksen milyon hapsedildikleri o tımarhaneden kaçma hayaliyle yaşıyor.



yalancıyı sixeler kucaktan inmez bu sevan gibi yavşaklar..

bizim bu liboloş tayfa kadar aptal ve hain bir kitle olamaz. yetmesss ama ebet diye bi ton kafa siktiler, fettullahını ayrı özalını ayrı, çillerini, uzununu ayrı yaladılar şimdi de kaçmış da bilmem ne.. aferin bekliyor heral.. öldüğüm dakikaya kadar dünyadaki ve türkiye'deki zorbalıkla mücadele edeceğim. benim gibi bir sürü de insan var. hatta söylemesi ayıptır çoğunluğuz. hilesini hurdasını yener kazanırız bu dünyayı. sırf bu gibi yılışıkların suratlarındaki ebleh ifadeyi görmek için değer.

küresel ısınma

dolandırıcılık

bütün dolandırıcılıklarda olduğu gibi konu para.. karbon vergisi.. yoksa sıçmaya özel uçakla giden adamların küreyi müreyi iplediği yok haliyle.

küresel ısınma oluyor aboriyy! diye kafa siken hükümetlerin güneş enerjisini desteklemesi gerekir değil mi? hatta üstüne para filan verseler yani..

ama öyle değil. yeni yasalar geliyor. örneğin florida'da güneş panelleri kurup elektrik şebekesinden çıkmayı yasaklıyorlar.. illa abonelik ücreti ödeyeceksin vs..
http://www.wftv.com/news/local/want-solar-panels-you-still-have-to-pay-florida-utilities/276475576

evet dünyanın içine sıçılıyor.. evet atmosfer kirleniyor. evet ormanlar yakılıyor.. ama bunları yapan sen ben değiliz, doğaya karşı en ağır suçları işleyenler küresel ısınma diye korku pornosu yaratıp yeni bir vergi koymanın hesabını yapanlar. bu işin içinde bir de "bilim insanları" var ki onların kepazeliğini nasıl tarif etmeli bilmiyorum..

bu arada vergi derken aslında paraya ihtiyaçları da yok. sadece o vergiyi ödemek için çalışacağın zamanı senden çalmak istiyorlar.. çünkü bu dünyada kıymet biçilebilecek şeyler arasında en değerlisi zamandır.

mafya düzeninde yaşıyoruz gençler.. etrafınızdaki yalanlara gözünüzü açın.

mahkeme

tecavüze uğrayan, dövülen, öldürülen, sömürülen kadınları koruyamayan ama topluma katkısı sıfır, egosu şişirilmiş, uyuz ve çirkin biçlerin saçma sapan arzularını şippidak yerine getiren lüzumsuz bina.

güldüren batıl inançlar

çok uzun zaman önce birisi kulağıma üfürdü. "çorapla uyuyanın bahtı kapalı olur" diye.. uyumam uyuyamam. isterse exi 50 derece olsun yapamam yani. hayır bahtımızın da çok süper olduğu filan yok.

tırcı fentezisi olan kadın

gerçek bir karakter mi bakılsa iyi olur...

buna sinirlenip akp tarafını aşağılayan benzer bir mesaj gerçek bir kişiden gelirse akp medyası bunu alır bir güzel mağduriyet şovuna çevirir. gerçi gerçek bir mesaj olmasa bile trol ordusu sahte bir cağapeli karakteri yaratıp onun üzerinden de istediği mağduriyet şovunu gene sergiler yani.. neye şifa tedbirli olmak.

bu siyasal islam böyle bişe işte, uzun süre maruz kaldığında mossad taktiklerinde uzmanlaşıyorsun.

ispatlamayan şerefsizdir

en yavşakça karşı iddia biçimi..

bunu söyleyenler genellikle muslukbaşlarını tutmuş tipler olur. nasıl olsa bilgi, belge benim elimde kim neyi nasıl ispatlayacak, icabında çok canımı sıkarlarsa kulaklarından tutar geçmişlerini siker atarım rahatlığıyla söylerler.

bu lafı ederken bir de böyle kendisine iftira atılmış da çok sinirlenmiş rolleri keserler.. ama ne zamanki iddia küllenir, bunların da siniri geçer gider. halbuki normal bir adama iftira atsan kendini temize çıkarıp, karşıdaki insanın yalan söylediğini cümle aleme göstermeden uyuyamaz.