confessions

kurabiye

Yazar

  1. toplam entry 764
  2. takipçi 0
  3. puan 3288

meli

1976 almanya doğumlu şipşirin bir şeydir. internet üzerinden ilk albüm yapan bu hatun kişisi, virgülden önceki açıklamadan da anlaşılacağı üzere namını internet üzerinden salmıştır. akide şekeri en iyi bilinen şarkısıdır. melimuzik.com isimli bir internet sitesi bulunmakta olup; şarkıları dinlenebilmekte ve indirilebilmektedir. ayrıca pikniktup sayesinde beyaz show’a da çıkmıştır kendisi. tam adı meli türkyılmaz’dır.

yatağa girince düşünulenler

düşünceler silsilesinin sizi yatakta yakalamasıdır. aynı şey bir de uzun otobüs yolculuklarında olur. düşünceler ordan oraya atlar ve müthiş bağlarla en olmadık bir yerde, birden bir düşüncede duraklamış bulursunuz kendinizi. bu en olmadık düşüncenin adı; "ulan ben buraya nasıl geldim?"dir. sonra düşündüklerinizi geriye doğru tekrar düşünmeye başlarsınız ki, yeniden düşünceler silsilesi sizi bekliyordur.
kastedilen silsile şunun gibi bir şeydir:

"ayşenin yeni boyadığı sarı saçları... ben de boyasam mı ki?... ama tenim çok esmer... ama çaçaça ayça denen ünlümsü zatın da teni esmer... demek ünlü olsam saçımı sarıya boyatsam iğrenç gibi görünmez... ünlü olsaydım sahneye çıktığımda mükrofonu tutarken elim titrer miydi acaba?... ama orta okulda tiyatroda çok korkmuştum, hep sesim titremişti... ilk aşık olduğum çocuk da gelmişti o tiyatroya. ooo! şimdi kocaman olmuştur haa! belki de evlenmiştir çocuğu falan vardır.ne iş yapıyodur acaba?belki de ölmüştür... acaba öbür dünyada beni tanır mı? ... ama orda herkes otuz küsür yaşında olacak diyorlar. ben onu hiç otuz küsür yaşında görmedim ki... acaba öbür dünyada da babama baba diyecek miyim? öbür dünya... elif şafak geldi aklıma... neden geldi ki elif şafak aklıma. cinlerden falan bahsettiği için mi acaba? bence o kadın cinlere inanıyor. ee iyi de romanı ingilizce yazmadı mı? başka kültürden biri baba ve piçi okurken anlayabilecek mi kurguyu acaba. ama başka kültürden olsam kesin saçma gelirdi romanın sonu bana... marilyn mansonın karısı o adamla nasıl aynı yatakta yatıyo ki? çok korkunç bi suratı var. cin gibi..."

sarı

bu sarı denen renk iğrenç ötesidir. ciyak olanı elbise olarak giyilirse kişi mekanlarda ışık hüzmesi kıvamında dolaşır. ayrıca yaz aylarında sarı renkli giysiler, özellikle geceleri, sinekler için mabed özelliği taşır ve üzerinizdeki çeşitli kahverengi ya da siyah böcükgillerle puantiyeli görüntülere sebebiyet verir. bir kere bunlardan öte bu renk "ben burdayıma" kırmızıda falan fark atar.
işlevselliğini maviyi yeşil yapmakta gösterir.

yirmi yaş dişi

"ulan köfte daha çıkacağın yeri bilmiyorsun, karaktersizsin bir kere hemen çürümeler, bana ne ben yan yatcam, yanağa oynayacağım demeler... çık ulan hayatımdan!" dedirten dişler kümesidir. hayır bir de dişe benzese içimiz yanmaz. sonradan geldiği yetmezmiş gibi diğerleriyle cebelleşir bir de utanmadan. daha dünkü bebe gelsin yirmi küsür yıllık bünyenin içine etsin. olacak iş değil.

kanser

yakınları için en zor anı, doktorun hastaya ömür biçtiği andır. sadece türk filmlerinde olmuyormuş yani. gerçekten varmış böyle bir şey ve çok da acıtıyormuş insanı.

etik

kavramsal olarak ahlaka karşılık gelmeyen kavramdır; ancak ilişkilidir. tek başına açıklanamaz. bir alan içinde anlamlı olur. son yıllarda küresel dürtüklemenin hararetiyle mesleklerde standartlaştırmaya gidilmesi adına gündeme sıkça gelmektedir. aslında daha doğru bir ifadeyle bütün iş alanları kavramla boğuşmaya başlamıştır. kurulu falan da vardır.
bütün bunlar dışında kavramın evrensel niteliğine inatla atıfta bulunulmaktadır.

laurence fox

aşkın kitabı ya da orjinal adıyla becoming jane isimli sinema filminde oynayan mr. wisley’dir. daha hatırlatıcı olması babında; jane austen’a aşık zengin delikanlıdır. bir diğer aydınlatıcı özelliğiyse sarı, ama çok sarı insan olmasıdır sanırım.
bir de azıcık da alık bakıyor niyeyse.

ovmek maksatlı sövmek

- lan şerefsiz piç bu ne cillopluk a. k. !
- teşekkürler.
- ya bir de teşekkür ediyor ibnetor! lan allahsız bilmiyor musun ne kadar şekil bir herif olduğunu? peahhhh!
-
- sırıt lan şerefsiz piç! hakkın tabi.

bu sırada etraftakilerden oluşmuş düşünce korosu hep birlikte yuh çeker.

ela

kaypak bir göz rengi. ne giyilirse o renge yaklaştığından arada kalmış bir hali vardır. ama kaypaklığı güzel olmasını engelleyemez.

yaran diyaloglar

uykunun en samimi yerinde telefon çalıyor(zıııııırrrrr).
bilinçaltıyla cebelleşilmekte. rüyada yapılmış bir mantık hatası bütün vücudunuza yansımış durumda.telefon sesi zaten rüyaya konu olmuş çoktan. ama telefonun ısrarla çalışı gerçek hayata geri dönmenize neden oluyor güya. ve lakin bilinç olarak hala çok yarımsınız tabi...
- alo!
-x hanım merhaba. ponpanız geldi mi?
o sırada düşünülen şey tam olarak şu: "allhım pompa neydi?" "pompa ne demekti?"
-pompa?
-evet pompa. ben bıdı bıdı sudan arıyorum. pompa vereceklerdi size ama vermemişler.
- haaaaaa. ha?
- pompa diyorum. size kalmamış o gün verememiş arkadaşlar.
bir an için yarım bilinç saçmalıyor ve duruma üzülüyor. kendini dışlanmış gibi hissediyor.
-offff! evet ya vermediler bana pompa. nap’cam ben şimdi?
fakat kadın işini çok ciddiye almış. pompa olayını çözecek.
-merak etmeyin siz. ben hemen halledeceğim o işi.
sonra bir ara bilinç azcık canlıyor ve hatırlıyor ki pompa var evde.
-ya ama benim pompam var ki?
-e vermemişler ya?
of allahım gel de açıkla. mümkün olduğunca en kısa yoldan açıklama yapmak için:
-vardı işte?
-ha tamam o zaman. e peki kart verdiler mi?
düşünülen şey: "kart ne ya?"
- kart. numaranız var mı yani?
bilinç yine sıfır o an:
-ev var bi de cep var.
-hayır abone no.
yine bilinç aşırı saçmalamaya tepkileri kontrol edememeye konuşmayı kendince bir şeylere yormaya başlıyor:
-ayyyyy... offf! vermediler valla. nap’caz peki? niye vermediler ki sanki?
-e bize ulaşabileceğiniz bi numara var mı peki?
-vardır heralde.
-e var tabi de x hanım. sizde var mı diye soruyorum?

- bi’ dakka düşünmem lazım.
-ben anladım. o da yok. tamam x hanım arkadaşlar sizi o gün çok ihmal etmişler.
-yaa. (yarım bilinç bu duruma bir üzülüyor bir üzülüyor). e nap’caz peki?
- ben bu işi hemen çöz’cem siz hiç merak etmeyin.
kadın yaptığı işi ciddiye alırken komikleşiyor. fakat gelen cevap çok daha vahim:
-tamam ama çabuk olun!

sertifika

- kandırmaca diploma karne benzeri şey.
- iş görür mü?
- görür.
- parayla mı veriliyor?
- evet parayla.
- ne kadar peki?
- gerçekten iş görmesini istiyorsan fiyatlar uçuk.
-heiii.
-anladın mı sertifika neymiş?
-hı hı.

orospu oldum aspirin içsem geçer mi

gripinin eski kapak resmindeki kadının şuh tavırlarını akla getiren ironik başlıktır kendisi. ancak aspinin kapak tasarımı konuyu esgeçmiştir. dolayısıyla halkın merak ettiği soru an itibariyle ikiye çıkmıştır:
1. gripin resmindeki şuh kadının asli görevi nedir?
2. gripinle aspirinin kardeş ya da kankigillerden olduğu varsayımından hareketle, bir aspirin kutusunda; şuh tavırlarıyla başını tutup dudağını hafif aralayan kırmızı rujlu hatun kişisi rekabet ortamını tetiklemez mi?

zira şuh bir soru var ortada, bakınız uydurmuyor aynen alıntılıyorum:
orospu oldum aspirin icsem gecer mi ?
çok alakasız gibi görünmekle birlikte ayrıca aynı nitelikteki başka bir sorunun bizzat gazetenin şuh köşesinden aynan alıntılanmış hali de şu şekilde:

"bel soğukluğu varmış bende, ama belimi üşüttüğümü hatırlamıyorum. sıcak tutsam geçer mi ?"

insan kaynak değildir

kapitalist söylemlerde insanın her şekilde kavramsallaştırılması olasıdır. "insan kaynakları" denilen şey ise tam da bunun göstergesidir. bilim kılıfında akademik çevreye işleyen kapitalizmin insan söylemri için yarattığı ekstra kavramlar ise;meta, unsur, denek, yüz kişiye sorduk... şeklinde kendini gösterir.
mal kavramının metayla alakası var mıdır biilimez. ama görünen o ki; metanın argolaşmış hali de hayatın bir tarafından fırlayarak "hello angut!"kıvamında ce e yapıyor.
0 /