confessions
  1. toplam entry 115867
  2. takipçi 62
  3. puan 280407

cigarayi bırakma kampanyası

cığara içmek için bu millet
yılda bir trilyon 200 milyar sayıyor...
bu zebella meblağın yüzde altmışı
dolaylı vergi olarak kaydediliyor
bütçenin yüzde yani...
madem emir büyük yerden geliyor
be bakın bütün kokarcalar

’zehir bu içtiğiniz!’ diye bas bas bağırıyor,
sağlığımızı geçik, yok ya zaten!
sırf görülsün diye kim mert, kim namert
bırakalım çocuklar, bu mereti,
şu dr. nikotin denen kafirin icadını
bırakalım hep birden allah aşkına!
dişimizi sıkalım biraz!

gün gelir, püfürdetiriz sonra
neşemiz neşe,
elcağızımızla ekip derlediğimiz,
iplere dizip güneşlerle kuruttuğumuz
güzelim sarı sarmalarımızı
tüttürdüğümüz fabrika bacaları gibi
bu rejimin cenazesine karşı
günahı yöneticilerin boynuna!
emir onlardan,bizden uyması!...
.

can yücel

cankurtaranla

yardın be cancağzım
yardın sonunda şu beyoğlu trafiğini
ilkyardım pamuklarıyla
o ölümcül acelenden
korna çiçekleri açıyor şimdi
yaralarının üzerinde
ölen yok sen gibi güzel
sınıfsal ecelinden

can yücel
.

can yücel

can yücel den

bilmelisin ki...
duvarda asılı diplomalar insani insan yapmaya yetmez.

bilmelisin ki...
aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

bilmelisin ki...
karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

bilmelisin ki...
gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. gerçek aşkların da!

bilmelisin ki...
tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

bilmelisin ki...
aile hep insanın yanında olmuyor. akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
aile her zaman biyolojik değil.

bilmelisin ki...
ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. onları affetmek gerekir.

bilmelisin ki...
bazen başkalarını affetmek yetmiyor. bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

bilmelisin ki...
yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

bilmelisin ki...
şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz

bilmelisin ki...
iki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

bilmelisin ki...
her problem kendi içinde bir firsat saklar. ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

bilmelisin ki...
sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
.

can yücel

bunaydın

bir limon kalmış güneşten
bi de dal uçlarında buhur
bulutlar ki kar
bulutlar yağıyor
dizdüşümlerime...
bir tahtaboştasın loş
sarmanlar gelip gidiyor
silüsler beyazdan da yılan
sen bu tipiden çıkmıyacan...
bir limon kalsada güneşten
bide ölümcül umut
sen bu umuttan iflah
olamaya
can. . .
.

can yücel

brahms a

dünyada senlen yaşaması zor
ellerini tutuyorum ellerim yok
ayaklarını okşuyorum
ayaklarım kayboluyor
dudaklarım dudakların
gökyüzüne bakıyorum dudakların
bulutlar
bu işte
bu işte kerem ile aslının hikayesi
bu hikayenin aslı sana dokundukça
tutuşuyorum
sana dokundukça tutuşuyorum.
benim bütün yaptıklarım yanan bir kor
seni içimden seviyorum
aynada bakmıyorum sana
sen bensin
gel yürüyelim kekliklerle
aşkım benim şiirim
.

can yücel

bir siyasinin şiirleri

bugün ondokuz mayıs,
mayısın ondokuzu!
sen ey türk ülkemizin geleceği,
ulusumuzun gözbebeği,
sen ey demir parmaklıklarda barfiks yapan
ranzalarda parende atan
sportmen ve kahraman türk gençliği
önünde senin bütün kilit-bahirler açık
ama her zaman samsun’a çıkılmaz a
bu sabah da avluda volta atmaya çık
.

can yücel

bir ölümilani

zaten hayalet olan
gölge yazar oğuz’un ölümü de
herhalde kendinden rivayet

oğuz’un cenazesi mi
hayret!

hem o hiç uyumaz ki
belki de ilk kez oradan
kendi kendini türkçeye çevirecek
yeni dikilmiş bir kalem selviyle
ya da en eski daktilosuyla gecenin
yıldızları tuş
.

can yücel

bir doğaç daha

ben bu evi
bu baba evini
manolyalarıyla, fıstık ağaçlarıyla, gülibrişimleriyle
ve televizyonun üstüne asılı onun resmiyle
helasının işlemeyen sifonuyla
kitaplarıyla ve rütubetiyle
güler’le aşktan her zaman dağınık yatağıyla
anılar değil, gelecek çocuklarımızın kokularıyla
ben bu evi saksofon solosuyla yıkıyorum
duvarların nasıl çökeceğini
damının göğsüme nasıl ineceğini bile bile
ben bu evi yıkıyorum cemil bey’in bir taksimiyle
kardeşlerimle taksim edilemeyen bu evi
yıkıyorum nihaventten bir taksimle
izale etmek için bir izale-i şuyuyu
yıldıldı mı bu ev toprağın, kayanın üstüne
benim tamburumla borazanımla
görünecek açılan damından
gündüzleri güneş
geceleri yıldızlar
aşkı taksim edilmesin diye bu evin
cemil bey’in taksimiyle ben bu evi yıkıyorum
yıktığımda da yıkıntısı altında değil
üstümde güler var
altımda toprak
.

can yücel

bir cin şiiri

davaci zengin, davali yoksulsa
zenginden yana isler yasa

davaci yoksul, davali zenginse
davalida kalir yine nizali arsa

davaci da davali da zenginse davada
ozur diler cekilir aradan kadi.

davaci da davali da yoksulsa, bak,
sade o zaman iste yerini bulur hak.
.

can yücel

bi sen eksiktin ayışığı

bileklerimizi morartmis yeni alman kelepceleri,
otobusun kaloriferleri bozuldu kaman’dan sonra
sekiz saat oluyor karbonatli bir cay bile icemedik,
basimizda perensip sahibi bir bascavus.
nigde uzerinden adana cezaevine gidiyoruz...

bi sen eksiktin ayisigi
gumus bir tuy dikmek icin manzaraya!
.

can yücel

bi kosu

doğdum doğalı yürüyordum
adım adım ölüme doğru
ama şimdi dışarda evvel-bahar
çiçeğe durmuş badem ağaçları
içerde masanın üstüne eğilmiş dalgın başım
sırılsıklam yeleleriyle
doludizgin gidiyorum gayrı
.

can yücel

bi damlacik

duru bir yeşildi ortalık
akşam güneşi kırılmış bir mızrak boyu
ve çocuk sesleriyle iniyordu ışık,
ağlarda sanki dargın bir kılınç balığı
pullarını döküyor üstüme
bir sessizliği anlatmak için yazıldı bu şiir
belki de anmak için
bi damlacık bir sessizliği
.

can yücel

benzetmeyi benzetme

“susurluk” ismi su sığırından geliyor
“manda” demek yani
3 kasım 1996`da
susurluk yolunda
o iblis mercedes`in
masum kamyona çarpmasıyla
gazi tarafından vaktiyle
vaktinde sittir edilip de
sonradan harimimize
sinsi sinsi sokulan
manda var ya
işte o manda göle sıçtı
.

can yücel


benden de koyu mai bir blues

senlen raks rakına kalktıkta
başım ayaklarınla
ayaklarım başınla beraber,
ve oran orama değdikçe,
evler boşalıyor
sokaklar boşalıyor
bahçeler masalar boşalıyordu
ben boşalıyordum,
bizden gayrı kalan
bi tek rüzgar vardı
yaprakları üfleyen rüzgar…
senden ayrılınca anımsadım
dünyanın bu kadar kalabalık olduğunu…
.

can yücel

bereket versin

yaşama bir gitardır
tellerine vurdukça yediveren
güneş nasıl doğarsa
ve yeşil ne kadar solaksa
saksofon ne kadar benziyorsa asma kabaklarına
bir sebzevat kokusu sarıyor ortalığı
sanki sırık tomatları biz kızardık diyorlar
santana çaldıkça
kurbağalar ötüyor tosbağalar yürüyor

beni bir bostana gömün
gübre olmak istiyorum
.

can yücel

parkta serenad

istek ve aşk onları kavramış saçlarından
sürüklüyordu. gök mordu;
ayışığı ihtiyar çınar ağaçlarından
yüzlerine düşüyordu.

fısıl fısıl binlerce dudaktı yaprakları
dalcıkların kuytularda;
onların da kopmuş birer yaprak, dudakları
akıp gidiyor sularda.

sürükleniyordu aşkın sesine doğru;
aşkın çağrısı tez, keskin.
bir ateş yanıyordu sibiryalarında bu
işıksız serserilerin:

- içimi gıcıklıyor bu ıhlamur kokusu
bu ıhlamur kokusu, ah!
ya görünmez güllerin kokuları! .. - hep pusu
hep pusu bana, kah kah kah...

- bir kedi sever gibi okşasın istiyorum
parmakların saçlarımı.
bu gece bütün ömrüm yaşasın istiyorum
doyur bütün açlarımı!

birleşelim bu gece tek bir göğüste atan
kalbinde bin sevişmenin.
içsem şu damlayan ayışığını dallardan
ak südü sanki memenin.

ölsek bile ne çıkar! tek böyle sarmaş dolaş
şuracıkta sabah sabah
birbirinde başlamış, birbirinde tükenmiş
iki ölücük... - kah kah kah...

erkek susamış yılan gibi sokulgan, kıvrak
uzanıyor gözlerine;
bir şey boşalıyor lık lık lık, kadında sıcak
bir kan gibi ta derine.

ahmet muhip diranas

portre

bir bahara açık duran penceresinde
belki bir gün gelir geçmiş zamanı arar
diyerek bu portreyi çizdi sanatkâr,
bir oda içinin ışık ve gölgesinde.

verdi bir başka renk,başka biçim,hasından;
diledi ki bir ölümsüz ömür yaşasın,
geçsin geceleri kışın,günleri yazın,
süzgün gözlerini seyredip aynasından.

severdi,ağlardı,güler ve hatırlardı
değişmeden önce sanatın fırçasında;
onun bu güzel’ e gebe rönesansında
günler birbirini güden hoş anılardı.

şimdi çerçevede mahpus yaşamaktadır,
alnında o yaman ölmezliğin zaferi;
uzak bir rüyada yüzer gibi gözleri,
artık ne gülmekte ne de ağlamaktadır.

ahmet muhip diranas

rüzgar

bu ne yeşil, ne mavi bu, ne sarı? yolumuzda.
nasıl koyup gitmeli bu denizi, bu kırları?
uğulda, uğulda, uğulda sonbahar rüzgârı,
bir dal kırabilir misin bakalım, gönlümüzde?

bu şarkılar, bu hâlis sözler varken, dilimizde.

ahmet muhip diranas