confessions
  1. toplam entry 114
  2. takipçi 0
  3. puan 679

recep tayyip erdoğan

Kendisini, kişiliğini, yaptıklarını genel olarak altında önünde sağında ve solunda imzası olan hiçbir şeyi tasdik etmesem de güçlü bir politikacı olduğunu gerçeğiyle bizleri yüzleştiren şahsiyet.

Genel olarak kendi menfaatleri için ülkeyi b.k çukuruna süreklemiş de olsa hala bir şekilde %50 lik bir kesimi sadece boş konuşmalarla arkasında tutabiliyor. Aklı başında her politikacı yaptıklarının ülkeyi iyice b.ka sürüklendiğinş görse de kimse korkusundan ses çıkartamıyor. Evet bir krallık kurdu, korku imparatorluğu ilan etti ve aklına ne eserse onu yapıyor. Ama unutulmamalı ki adam sıfırdan bir sistem kurdu kendi politikasını yönetti.

Gerçi zaten kimse iyi bir siyasetçi olduğunu inkar etmiyor. Konuşarak insanları etkileyemese(belki kandıramasa da denir) bu günlere gelmeyeceğine hem fikiriz. Ama ben sadece siyasetinden bahsetmiyorum. Uyguladığı politikalar belki ülke adına değil ama kendi adına hem güzel politikalardı. Dini tam işine yarayacak şekilde sömürdü. Halkın aydın kesimini tam lehine olacak şekilde bastırdı. Muhalefeti politikaları ile önce birbirine düşürdü koalisyonu engelledi sonra bazılarını yanına çekti, ki şuan muhalif denen bir şey kalmadı. Medyayı tamamen kontrol altına aldı. Kısaca ülkeyi bu.k edebileceği kadar b.k etti ki buna da devam ediyor ama adam hiçbir şeyden kral oldu. Bana kalırsa bundan bile ders içeriği çıkartılır.

fetö

fetö... yıllardır akp hükümetinin destek verdiği ve büyüttüğü fakat ters düşünce ise içinden temizlemeye çalıştığı, abd, ingiltere kısaca dış mihraklar tarafından desteklenen örgüt... evet günümüzde bilinen hali ile böyle. ama ben pek öyle düşünmüyorum. belki de düşünme tarzımla -örgüttekiler hariç- türkiye'de tek kalmış bir insanım. neden mi böyle düşünüyorum, açıklayayım efendim;

fetöyle alakam olmasa bile yakınlarımdan veya arkadaşlarımdan -ki herkes aynı durumdadır sanırsam- bunlarla alakalı olanlar vardı. bir kere aklıma takılan şey, gizli bir örgüt için fazla açık olmaları idi. kabul etmesem de arkadaşlarımdan gel bir ortama bak olmadı bir daha gelmezsin diyorlardı. gerçi pkk'ya da katılım serbest öyle ya, ama biz pkk hakkında ne biliyoruz. en azından pkk içinde yaşananlardan, kaçan teröristlerin anlattıkları dışında hiçbir şey, dikkat ederseniz 'kaçan' ifadesi kullandık, yani giriş serbest ama çıkış kolay değil... ama fetö de ise arkadaşım bana, gel sevmezsen bir daha gelmezsin diyebiliyordu. peki arkadaşım cübbe takke mi dolaşıyordu, yooo. hatta bizimle içerdi bile, niye gidiyorsun deyince de: iyiler diyordu, temizler, çıkarcı değiller. onun dediği bu, doğrulamasını yapamadım, geçelim.

bir diğer arkadaşım ise dershanelerine gidiyordu, hani şu soruları veriyor denen -biliyoruz ki bu yalan, en azından bunu biliyorum ki zaten buna inanan da olmamıştır-, öğretmenlerinin kalitesine diyecek var mı? teyzem açı'da öğretmen olmasa muhtemelen benim de durağım onların dershanesi olacaktı öyle ya! peki dershanede nasıl bir terör faaliyeti yapılıyordu? isteyen öğrencilere sohbet adı altında konuşma yapıldığını biliyorum fakat buradaki 'isteyen' kısmına dikkat çekmek isterim, ikincisi zaten bu dershanelerin bir cemaat kurumu olduğu biliniyordu. diğer cemaatlerin yaptığından farklı bir uygulama değildir yapılan. sadece dershane mi elbet değil, geçelim efendim.

zamanında polis teşkilatında çok fazla fetöcü olduğunu amcamdan biliyorum. kendisi fetöcü olmasa bile karşı olduğunu da zannetmem, peki neden? araya bir dipnot girmek gerekirse, fetö'nün yaptığı darbede ölen polislerden biri bizzat amcam yakını bir fetöcü imiş ama buna zaten geliriz. demem o ki bu polislerin vatanı sevmekten ve haftada bir bir sohbete gidip inandıkları değerler hakkında konuşması terör müdür? - hafta da bir konuşma kısmından emin değilim, ama amcama göre böyle toplanmalar oluyormuş- burdan sonrası sallamaya gireceği için geçelim efendim...

yurtdışında birçok yere okul açan insanların hikayesini yabancılardan dinlediniz mi bilmiyorum ama ben bu aralar bayağı araştırdım. işin bir güzel yönü ise yabancıların türkçe röportajlarının olması! adamların bahsettiklerine kısaca değinilecek olursa, onlar bize pınarı getirdiler diyorlar. gerçi röportajların yanlı olduğunu düşünecek olursak biraz daha orta yollu olan yazılara göz atalım. oraya giden öğretmenlerin çoğunun yabancı dili bile yetersiz diyen bir araştırmacının yazısı hoş gelmişti. araştırmacı dediysem öyle harvard lı değil, afgan birisi. hemen küçümsemeyin adam eski afgan ordusu generali, dediğine göre daha ülke iç savaştayken açılmış ilk türk okulu. biliyorsunuz o zamanlar kendi müfredatları dahi yok. iç savaşın ortasına giden dil bilmeyen abd ajanları, sizi bilmem ama ben artık inanmıyorum buna.

peki ya darbe yapmadılar mı onun bunun çoğu diye girecek bazı arkadaşlar olabilir ama onu da fazla fazla düşündüm, darbe sonrası tutuklamalara göz attınız mı hiç? mevcut türk hakimlerinin yarısı gözaltına alındı mesela, polislerin ise binlercesi veya darbe yapanın 4 5 katı kadar asker tutuklandı. şuraya getireceğim lafı, eğer ki siz bu kadar devletin içine sızmışsanız bu kadar aptal bir darbe girişimi yapmazsınız. gidip aptal gibi köprüyü kapatıp şov yapacağınıza bürokrasiyi dondurursunuz. jetlerle bilmem kaç dönümlük sarayın kapısını değil içini bombalarsınız, ki bildiğiniz üzere ses bombası kullanıldı. ya da trt ye 15 asker göndermezsiniz. bunlar haricinde işin bir de şu yönü var; darbe sonrası muhalefet resmen 3 ay kurudu, millet tamamen rte arkasına saf durdu, ohal ilan edildi. düşünüyorum, bu kadar kin bilmeyen fetö neden ekmeğe yağ sürdü. bakınız fetö vardır, desteklenmiştir fakat o öğretmenlerin suçu olduğuna inanmıyorum arkadaş ben, veya çok haberlerimize çıkmadı ama, içerideki kocasına ziyarete giderken tutuklanan kadının 4 yavrusu kapıdaki arabadaydı. bu mu bizim adaletimiz ve temizliğimiz. anlayamıyorum artık, fetö diyenlere şöyle bir bakıyorum her seferinde. iyi oldu gebersin diyenlerin evlatlarını süzüyorum derinden.

şahsi kanaatim ve araştırmamdır. klasik olduğu üzere fetöcü damgası vurulacağı kanaatindeyim, ama bilinsin ki onlar iyiyken yanlarında değildim şimdi aptal mıyım da saflarına geçeyim.

son olarak islam'da bir kural vardır, bir gemide 9 cani bir masum var ise o gemi batırılamaz!

prof.dr.ahmet akgündüz'ün kuveytli gence verdiği ayar

biraz daha kafalarda oturması açısından, birkaç 'yabancı' düşünürden osmanlı:

-corci zeydan : “müslümanların gösterdiği adalet, hoşgörü, ibadet ve takva, büyük başarılarının en büyük sebeplerindendir.”

-çiro truhelka : “müslüman türklerle vahşet isnat edenler, onları kıskananlar ve çekemeyenlerdir. bu milletin balkanlarda ve avrupa'da vahşet göstermiş olduğu iddiası, iftiraların en iğrencidir. müslüman türkler avrupa'ya mazbut bir din ve gayet mükemmel bir devlet teşkilatlarıyla gelmiş, yerleştirdikleri ülkerleri medenileştirmişlerdir.”

-grenard : ” osmanlı imparatorluğu'nun kuruluşu insanlık tarihinin en hayrete değer ve en büyük olaylarından biridir.”

-gibbons : ” hoşgörüleri, ister siyâset, ister hâlis insaniyet neticesiyle meydana gelmiş olsun, osmanlıların, yeni zaman içinde milliyetlerini tesis ederken dîni, hürriyet ilkesinin siyâsetinin temel taşı olarak kabul eden ilk millet olduğu îtiraz kabul etmez bir durumdur. hıristiyan dünyâsındaki arası kesilmeyen din savaşları ve engizisyona rağmen, osmanlı idaresinde hıristiyan ve müslümanlar, ahenk ve uygunluk, içerisinde yaşıyorlardı.”

-d'ohsson : “kur'ân-ı kerîmi tanıyanların zihnine ve hâfızasına nakşedilmiş olan prensipler, onları yeryüzündeki insanların en insâniyetlisi en hayırseveri hâline getirmiştir. bütün bu faziletlere rağmen ecnebilerin (avrupalıların) barbar demesi, yırtıcı bulması, savaşlarına göre hüküm vermesinden ileri gelir. gerçekten müslümanlar canlarını esirgemeden savaşırlar, düşmanları aynı zamanda dinlerinin de düşmanıdır. bu şecâat türklere sâdece dinlerinden değil, aynı zamanda millî karakterlerinden gelir. ama bir milletin gerçek karakteri savaş alanının silah gürültüleri arasında tayin edilemez. türkleri gerçekten tanımak isteyenler, onların faziletlerini değerlendirmeli, törelerin karakter ve fiillerindeki tesirlerini muhâkeme etmeli, onları barış zamânındaki örf ve âdetleri içinde incelemelidir. filhakika türkler, savaşta ne kadar sert, ne kadar mağrûr ve yırtıcı iseler, barışta da o kadar sâkindirler. en büyük kahramanlıkları gösteren, gözlerini kırpmadan ateşe atılan bu insanlar, günlük hayatlarına döndükleri zaman gerçek karakterlerini alırlar. o zaman onların beşerî duygularla dolu hayırsever kimseler olduğu anlaşılır. içlerinde en kötüsü en hasisi bile yine de bir vazife olarak iyilik etmekten çekinmez.”

-toynbee : “osmanlı türklerinin bu kadar küçük bir başlangıçtan, o kadar elverişsiz şartlar altında, bu derece sürekli bir devlet haline erişmesi, dünya tarihinin en fevkalede tezahürlerinden biridir. osmanlıların yakın doğu'da yerlerine geçen avrupalı veya yerli hiç bir devlet, bu bölgeyi osmanlılar kadar iyi idare edememiştir. avrupa devletleri osmanlılardan aldıkları ülkeleri ancak zulümle yönetebilmişlerdir. “

-benoist mechin : “sultan süleymân öyle bir orduyu emri altında bulunduruyordu ki; kuruluşu ve silahları bakımından, dünyânın bütün diğer ordularından dört asır ilerideydi… her türk askeri yalnız başına seçkin bir avrupa taburuna bedeldi.”

-edmondo da amicis : “paşasından sokak satıcısına kadar istisnâsız her türk'te vakâr, ağırbaşlılık ve asillik ihtişamı vardır. hepsi derece farkları ile, aynı terbiyeyle yetiştirilmişlerdir. kıyâfetleri farklı olmasa, istanbul'da bir başka tabakanın olduğu belli değildir… istanbul'un türk halkı, avrupa'nın en nâzik ve kibar cemâatidir. en ıssız sokaklarda bile bir yabancı için küçük bir hakârete uğrama tehlikesi yoktur. namaz kılınırken bile bir hıristiyan, câmiye girip müslüman ibâdetini seyredebilir. size bakmazlar bile, küstahça bir bakış değil, sizinle ilgilenen mütecessis bir nazar dahi göremezsiniz. kahkaha ve kadın sesi duyamazsınız. fuhuşla ilgili en küçük bir tezâhüre şâhit olmak imkân dışıdır. sokaklarda bir yerde birikmek, yolu tıkamak, yüksek sesle konuşmak, çarşıda bir dükkânı lüzûmundan fazla işgâl etmek, ayıp sayılır.”

prof.dr.ahmet akgündüz'ün kuveytli gence verdiği ayar

neden yine hiçbir yere bakmadan yazı yazılıyor anlamıyorum. en azından osmanlı ordusunun askeri teşkilatına bir göz atılabilirdi. neyse yine ben küçük bir anlatım geçeyim. ne de olsa yine araştırılmayacak.

1-osmanlı zamanı eyaletlerinde güvenliğini sağlayan askerlere tımarlı sipahi denmekteydi ve tımarlı sipahiler maaş almazdı. bunlar bulundukları eyaletlerin tarım gelirlerinin bir kısmını alırlardı. osmanlı ordusunun çok büyük bir kısmını oluşturan bu birliklerin asıl görevi barış zamanı bulundukları eyaletin güvenliğini sağlarken, savaş zamanı ise savaşa gitmekti. peki savaş zamanı eyaleti kim koruyordu. elbette küçük birlikler kalmakla birlikte, genel olarak 2 3 yıl bölgeden uzaklaşan-ki savaşlar o zaman için bu civarda sürüyordu- tımarlı birliği gelene kadar asayiş bozulmaz idi. yani şunu biliyoruz ki bölgeyi korumaktan sorumlu birlikler savaş zamanı bölgede bulunmaz.

2-ankara savaşında bilindiği üzere ordunun yarısından çoğu imha edilmiştir (bkz:fil gücü). diğer kısmının ise büyük bölümü ya firar etmiş ya da diğer şehzadelere biat etmek için edirne ve istanbul gibi o zamanın merkez şehirlerine gitmişlerdir. elbette geriye dönen askeri birlikler olmuştur. fakat isyan dediğimiz şey düzenli bir ordu olmadan, - ki bunu türkiye ilk kurulduğu zamanlarda da fazlası ile yaşadı türkiye- engelleyebilecek bir şey değil.

şimdi iq'da zirveye oynayanlar için bahsetmek gerekir ise;
ordusunun çoğu imha olmuş ve yerel yönetimlererin de elinde kalan askeri birlikler yeterince azken -çünkü şehzadelerin her biri hükümdarlığını ilan etmiş ve seferberlik başlatmıştı.- neden bu 11 senede ayaklanma çıkmamıştır.

sonuç:osmanlı bir aile imparatorluğudur, tamam. kendilerini insanlardan üstün görüyorlardır, elbet olmuştur. o zaman için dünyanın büyük bir gücüne sahip olmak bana kalırsa bu sonuçlara gayet de götürür. doğru mudur, hayır ama doğaldır. yanlış yapılmış mıdır, elbette. ama bu yanlışlar dış insanlara zulüm şeklinde olmamıştır hiçbir zaman. mesela fazla vergi alırken askerden muaf tutulmak gibi bir denge hep korunmaya çalışılmıştır-dikkat çalışılmıştır-. fakat unutulmamalı ki tarih her zaman beslenmeyi hak eder. evet roma imparatorluğuna italya tarafından sadece göz kırpılıyor olabilir. fakat günümüzde ingiltere'de, fransa'da resmen tarihe tapılırken-şuan yurtdışında olduğumu onlarla konuşmak isteyen olursa haber vermesini ekleyerek devam edeyim-, neden italyan gibi olmamız gerekirken, ingiliz gibi olmaya çalışmıyoruz.


dipnot:ülkü ocaklarına hiç yolum düşmedi. soyuma gelince de kayseri ermenilerindenim. fakat atatürk milliyetçiliğine bağlı ve osmanlı tarihi ile yetişmiş bir ermeniyim. (bunu ekleme sebebim insanlarda türkler yine kendilerini yere göğe sığdıramıyor düşüncesinin oluşmasından korkmuş olmam. yoksa ırkçılıkla işim olmaz.

prof.dr.ahmet akgündüz'ün kuveytli gence verdiği ayar

osmanlı hakkında hiçbir bilgisi olmadan, forum bilgileri ile muhalefet yapılmaya çalışılması garip.

öncelikle osmanlı zaten doğu avrupa'nın ötesine hiç geçmedi. neden avrupa'da müslümanlık yok lafı zaten yersiz. osmanlı'nın islam'a sokma politikasının tamamen insanların tercihlerine bağlı olduğunu anlamak gerekir ki, o devirler de caminin, kilisenin ve havranın yan yana olması da bunun bir yansımasıdır.

ayrıca herhangi bir tarih kitabını okuyanın bileceği üzere, dördüncü padişah olan yıldırım bayezid'in zamanında yapılan ankara savaşında, bayezid'in timur'a esir düşmesiyle fetret devri'ne girilmiş, ve bu dönem 11 yıl sürmüştür. bunu neden anlattım. çünkü 11 yıl padişahsız bir devlet var. ve düşünün o tarihlerde, bırakın padişahsız bir devleti; bir padişah yaşlanınca bile bir sürü imparatorluk ve devlet parçalanma eşiğine gelirdi. fakat o dönemde gariptir ki osmanlı'nın başında bir padişah olmamasına rağmen bağımsızlığını ilan eden bir balkan devleti veya ırkı olmamıştır. e o zaman? hem başka bir milletin hakimiyetinde olacaksınız, hem sömürüleceksiniz, hem de o devletin kralı esir düşmüş ve devlet başsız iken ayaklanma dahi çıkarmayacaksınız. mantıklı mı, tabiki hayır. demek ki o zamanın insanları ve halkı gidişatına gayet de memnun imiş.

daha da anlatılır fakat, zaten merak edilse birçok kaynakta bulunabilecek bilgiler olduğu için burada kesiyorum.

numan kurtulmuş'dan evrim yorumu

öncelikle bazı kavramlara açıklık getirmek gerektiği kanaatindeyim,

bilimde teori; bir olgunun, sürekli olarak doğrulanmış gözlem ve deneyler baz alınarak yapılan bir açıklamasıdır.

yani teori belli aşamalardan geçmiş -bunun başlangıcına hipotez deniyor.- ve doğruluğu saptanmış (*=yanlışlanana kadar.) hipotezlerdir.

bu durumda bilimsel teoriyi, evdeki konuşmalarda eniştenin söze girdiği "olum benim teorim şu bak..." tarzı ifadelerde karıştırmamak gerekiyor.

çin halk cumhuriyeti

çin hakkında edindiğim bir kaç çerezlik bilgi ;

-bilinenin aksine dillerinde harf veya alfabe bulunmuyor. bunun yerine "karakter" denen şekiller ile yazıyorlar ki günümüz çincesinde 17.000 küsür farklı karakter var deniliyor. (ne kadar karakterli bir dil...)bu karakterlerin kombinasyonları ile de kelimelerin oluştuğu hesap edildiğinde önümüze çıkan tablo korkunç.

dip not: çinliler de genelde bu karakterlerin yarısından azını biliyor panik yok.

-evlerde yemek dahil ev işlerinden kadınlar değil erkekler sorumlu.

-kurulanmak için sıcak ve ıslak havlu kullanıyorlar.

-misafirlere geldiklerinde sıcak su ikram ediyorlar.

-bisiklet kullanma oranı %57 -ki bu devasa bir rakam.-

-evi olmayana kız verilmiyor.

-emlakçılar gözetimi olmadan ev satılmıyor veya kiraya verilemiyor.

şimdilik bu kadar yeter. diğerleri başka çaya artık.

prof.dr.ahmet akgündüz'ün kuveytli gence verdiği ayar

kuveytte prof. dr. ahmet akgündüz'ün, konferans verdiği sırada arap bir gencin sorduğu soruya verdiği 'ayar' niteliğinde cevaptır.

kuveytli bir genç söz alarak "kuveyt mi daha büyük ve güçlü idi, yoksa osmanlı mı?" diye sorması üzerine ahmet akgündüz şu cevabı vermiştir:
-osmanlı devleti 36 eyalet idi ve bağdat, bu eyaletlerden birisiydi. bağdat ise 29 sancaktan oluşmaktaydı.basra da bu 29 sancaktan birisiydi. basra da 31 kazadan oluşuyordu. bu kazalardan birisi de şuan suudi arabistan sınırları içinde bulunan lahza'dır. lahza kazası da kendi içinde 80 köye ayrılmaktaydı. bu 80 köyden biri ebulhayr köyüdür. ebulhayr da 15 mezradan oluşuyordu. işte bu mezralardan birisi de kuveyt idi.

edit:bilmiyorum biraz fazla propaganda amaçlı duruyor ama yine de fena durmuyordu.

numan kurtulmuş'dan evrim yorumu

"evrim tek bir delili olmayan dinsiz avuntusudur, bugüne kadar bir tane yarı maymun - yarı insan vb. ara geçiş formu bulunamamıştır. tek argümanınız da ülkeyi bunlar yönetiyor demek" sözlerini de atlamamak gerek.

burayı iyice kuzey kore belledi bunlar. dünya başka telden çalıyor, türkiye başka telden.

numan kurtulmuş'dan evrim yorumu

'evrim teorisi eskimiş ve çürümüş bir teoridir' demek sureti ile yapmış olduğu yorumdur.

muhtemeldir ki kendileri, ne bir evrim kitabı ne de konu hakkında bir makale okumamışlardır. neyse ki, bu tarz cahil saçması açıklamalara bünyemiz alıştırıldı da gülüp geçebiliyoruz.
0 /