confessions

gitaraskisi

Yazar

  1. toplam entry 49
  2. takipçi 0
  3. puan 164

9999 kere ayetel kursi okumak

"niçin 10 bin değil de 9999 ayetel kursi?" sorusunun cevabı için reklamclık ve prefrontal kortex ilişkisi üzerine yapılan birkaç çalışmadan bahsetmek faydalı olacaktır.

gumroad'ın çalışmalarına göre tam sayılar yerine küsüratlı sayılar insanlar için daha cazip yani 9.95 ve 9.99 gibi küsuratlı sayılar 10 ve 20 gibi tam sayılara göre daha çekici.

janiszewski'nin çalışmaları ise tam sayıların popüleritesinin düşmesini alıcılarda oluşan güvensizlik hissine bağlıyor. yani alıcı sorguluyor (alıcı sorgularsa gönderici sıçar çünkü gönderici art niyetli bir puşt.). tam sayılar bir grup denekte sayının rastgele seçildiğini düşündürürken bir diğer grupta kazıklanma endişesi oluşturuyor. tabi sorgulamayan bir grubun varlığından söz etmezsek olmaz.

monroe ise farklı bir noktaya dikkat çekiyor. on, yüz, bin gibi az heceli sayılar dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz gibi çok heceli sayılara nazaran daha az tercih ediliyor. sanırım bir çoğumuzun kafasında fruko'nun "on yüz milyon baloncuk yuttum." mottosuyla bir dönem piyasayı sarstığı reklam canlanmıştır.

özetle 1 tane daha ayetel kursinin sevapla ya da üşengeçlikle falan alakası yok. tamamen algınızı kontrol etmek amacıyla din adamlarının kullandığı psikolojik bir teknik. bunu bilinçli mi yapıyorlar bilmiyorum ancak işe yaradığı kesin.

sözlük yazarlarının rüyaları

unutmamak için sözlüğe yazdığım çoğu zaman saykodelik bazen erotik, anlamdan yoksun rüyalardır.

bu vesileyle rüyanız hayrolsun ablasını göreve davet ediyorum.

karşı komşumuzun evinde uzun zamandır görmediğim eniştemle karşılıklı sohbet ederken eniştemin yüzü hafif güleç bir haldeyken kaskatı kesiliyor. adamcağız far görmüş tavşan gibi bana bakarken boğazını tıkayan bir şey olduğunu sanıp ilk yardıma başlamak için pozisyon alıyorum. o anda eliyle yüzümü gösteriyor, anlam veremiyorum. koşarak evden çıkıyorum ve çıktığım eve 400 km uzaktaki evime 10 snde gidiyorum. aynaya bakıyorum bir gözüm odaklanmak istediğim noktaya bakarken diğeri beynimden bağımsız olarak bir o yana bir bu yana bakıyor. kırparak düzeltmeyi umuyorum parmağımla korneamı kaydırmaya çalışıyorum başaramıyorum. sonrasında aynadaki yansımam parmağımı takip et diyor ve yansımamın parmağını takip ediyorum her şey yoluna giriyor sanki göz küremin içinde raylı bir sistem var ve göz bebeğim o raya oturuyor. kendi durumuma sevinemeden eniştem aklıma geliyor ve sokağa fırlıyorum. bronz rengi gökyüzüne bakıp kıyametin kopuyor olduğunu hissediyorum. sokakta eniştemi (130 kilo obez) 5 kişiyle birlikte elektrikli bisiklete bindirmişler hastaneye götürecekler. durun diye bağırıyorum "enişte bak düzeldim sen de düzel." diyorum. düzeliyor, "çok korktum gitaraskisi düzelmeyeceksin diye, tipini sikiyim" diyor. rüyanın sonunda küfredip kaçıyor.

edit: yazım yanlışını düzelttim.

sevdiği erkeğe çıplak fotoğraf atan kız

cinsellik cahili ülke insanının derdidir. örnek vermek gerekirse milli gururumuz osbirci tayfanın "gavurlar hep veriyo hepicüğü orusbu" yaklaşımı üzerine eğilmek lazım.

özendiğimiz ülkelerdeki aileler gençlere henüz çocukken bu eğitimi veriyor ve gençler kiminle birlikte olacağına ya da olmayacağına doğru düzgün karar verebiliyorlar. bizim ülkemizde malesef mekanizma sağlıksız yürüyor. yanlış partner seçimiyle başlayan hatalar silsilesi telafisi çok zor olan ya da mümkün olmayan hatalarla sonlanıyor. boğaza bıçak dayamalar şantajlar şiddet vs... neler görmedik ki ?

o jessicalar dudayevalar fotoğraf atmıyor mu? atıyor ama ayrılınca türlü pisliklere maruz kalmıyorlar. sözün özü eğitim şart.

laktoz intöleransı

laktaz sentezini sağlayan lct geninin ekspresyonunu kontrol eden mcm6 geninin inaktivasyonu ya da ekspresevitesinin azalmasıyla ortaya çıkan hastalık.

laktaz eksikliği/yokluğu sebebiyle duodenum ve jejenumda laktoz sindirimi aksar. sindirim aksadığı için emilim de azalır, lümende laktoz birikir. laktoz birikimi lümenin osmotik basıncını artırır. enterositlerden lümene sıvı kaybı gerçekleşir ve diyareyle sonuçlanır.

ayrıca barsakta biriken laktoz, flora bakterileri tarafından fermente edilir ve o2 (moleküler hidrojen), h2 (moleküler hidrojen), ch4 (metan) açığa çıkar. fermantasyon sonucu açığa çıkan gaz midede ve barsakta şişkinliğe sebep olur.

laktoz intöleransının belirtileri:

şişkinlik, mide krampları, aşırı gaz çıkarma, ishal, kusma, karında ağrı ve yanma.

olayı biraz da evrimle ilişkilendirirsek:

insan evriminde tarıma geçiş süreci büyük önem taşır. ılıman iklime sahip olan bölgelerde tarımsal faaliyetler başlarken soğuk iklime sahip bölgelerde coğrafi koşullar tarımı mümkün kılmadığından insanlar hayatlarını devam ettirmek için avcılığa devam ettiler ve hayvanları evcilleştirmeye başladılar. dolayısıyla zaman içinde üst enlemlerde yaşayan toplumlarda mcm6 ve lct genleri işlerlik kazanırken ekvatora yakın kesimlerde köreldi.

hastalığın görülme sıklığının toplumlar arasında değişmesi evrimsel hipotezi kanıtlar niteliktedir. hastalığın insidansı uzak asya ülkelerinde %100'e yakınken iskandinavya'da %2'dir.

yazarların kaliteli başlıklara itibar etmemesi

merak ettiğim ya da çalışmam gereken bir konuyu kitaplarımda, notlarımda bulamadığımda internette arıyorum ve sözlükte buluyorum. bilgi içerikli entry girmenin elzem olduğu çok açık bu yüzden elimden geldiğince bilgi içerikli entry girmeye çalışıyorum. ancak diğer tüm sosyal medya unsurları gibi sözlüklerin de amacına uygun kullanılmaması kaliteyi oldukça düşürdü.

üzüldüğüm nokta bilgi içerikli entrylerin, goygoy amaçlı entryler arttıkça değerini yitirmesi. sözlükleri twitter'a (twitter'ın da amacına uygun kullanılmadığını düşünüyorum.) çeviren güruhun bir şekilde etkinliği azaltılmazsa yarın öbür gün somut kaynaklarda aradığını bulamayan insanlar sözlüklere yönelmek yerine yeni alternatifler arayacak. yazarların bilgi verme amacı gütmeyen başlıklara yönelmesi ise uzun vadede sözlüğü çöplüğe çevirecektir.

sözlük moderasyonlarının ne kadar görüntülenme o kadar para mantığıyla hareket etmemesi gerekir (yakın zamanda bu yüzden kendini yiyen bir sözlük biliyorum). fazla uzatmak istemiyorum kısacası moderasyonun entry kalitesi ve yazar alımı konusunda seçici olması gerekli.

türklerde eğreti duran hareketler

bilmek, iyi bir meslek sahibi olmak, para kazanmak.

ülke genelinde eğitimli insana muhalefet var. insanımızda sürekli bir gömme ya da bok atma çabası mevcut.

b: ben
yt: yaşlı teyze

yt: ne iş yapıyon yivrum?
b: tıp okuyorum teyze öğrenciyim.
yt: aman 6 yıl okuyolar onlar da sonra sağlık ocağında ilaç yaz dur. 2 ilaç yazıyo 6 yıl okucak ne var?
b: uzmanlık için çalışıyorum kısmetse vs...
yt: al bi de 4 yıl ordan 10 sene be yivrum. bak nesibe teyzenin oğlu memur oldu başladı bile. hem ne doktoru olcan sen?
b: genel cerrahi sonra onkoloji vs.. düşünüyorum.
yt: aman insanların ağız kokusunu mu çekicen?
b: ---mavi ekran---
yt: neyse boğazlarımız şişince sana geliriz yazarsın bi parol.
b: ---mavi ekran x2---
yt: evlenmeyi düşünüyo musun bak buse var şuayip'in yeğeni.
b: sen söyleyene kadar düşünüyordum teyzecim. (değerli köpek gülüş efekti kıskıskıskıs)
yt: o nasıl laf hayırsız. (tansiyon 18/11)

özel hastane

canım ve yaşam kalitem söz konusu olduğunda devlet hastanesine tercih edeceğim sağlık kurumu.

gerek düşük maaş gerek kötü çalışma koşulları sebebiyle donanımlı hekimler özele kaçmanın yolunu arıyor.

devlet hastanesinde, maaşını ben veriyorum adam gibi tedavi et diyen hasta; babamı kurtaramazsan gerisine karışmam diyen hasta özel hastaneye gelince sevgi pıtırcığı oluyor (sanki özel hastanede faturayı ben ödeyeceğim).

üniversite hastanesinde 20 bin lira alan hocam özel hastanede daha rahat koşullarda 90 bin lira alıyor. dolayısıyla fırsatı bulduğunda vuruyor voleyi geçiyor özel hastaneye.

olan kime oluyor ? hastane sahibine, siyasilere ya da hekimlere mi oluyor ? yoksul ya da orta direk ailelere oluyor. asistanlığı boyunca birkaç spesifik vaka görmüş (belki onu da görememiş) hekimin eline kalıyorsun.

sağlık sistemindeki bozukluk sosyal adaletsizliği de beraberinde getiriyor. çözüm ise toplumun eğitilmesinden geçiyor. siyasilerin halkın sağlığını oyuncak olarak görmemesi gerekiyor.

okuma oranı arttıkça afakanlar basıyor

odtü'yü protesto eden üniversitenin rektör yardımcısının deli saçması beyanı.

bu adamlar cehalet kavramının vücut bulmuş hali, ülkemin geleceği adına endişeye düşmemin sebebi. üniversitelerdeki eğitimin kalitesini nasıl artıracaklarını düşüneceklerine bilgisizliği yüceltmek için çabalıyorlar ve açtıkları bok çukurunun içine çekecekleri milyonlar var. türkiye adına olumlu bir şeyler yapılacaksa ilkin bu zihniyeti ortadan kaldırarak işe başlanmalı.

türkiyede müziği en iyi yapan insanlar

göz önünde olmayan (olmaktan kaçınan) bir soundcloud çetesi var sanıyorum ki türkiye'de emek/dinlenme oranı en yüksek olan müzisyenleridir.

yeşilçam edit, saykodelik mix, alternatif, blues ve beat dolu bir şarkı listesi yapmak için soundclouda ya da bu insanların dahil olduğu herhangi bir mecraya ışınlanınız.

1) inan6666
2) bigeira eternelle
3) pikapta raks
4) çiçek atlas
5) tumturak bey
6) das ayranci soundsystem
7) waltvillion
8) sinem güngör
9) kaç canım kalmış
10) beatmucit ceyhuni
11) tucinella
12) mütenahi
13) emtal beats
14) maninsoul
15) at hırsızı
16) ömer ata
17) cihanmurtezaoglu
18) hakan özer
19) bke
20) son sümer kralı
21) veramor
22) standart_loser
23) alien hand
24) apostel brâu
25) esatbargun
26) daphead
27) bosnakov

daphead- deniz tekin'i ve bosnakov- kaan boşnak'ı tanıyan bir çok yazar olduğunu düşünüyorum ancak müzik piyasasında sessiz sedasız bekleyen birçok şarkılarını ve coverlarını bulabilirsiniz.

iyi dinlemeler bilgisözlük.