confessions
  1. toplam entry 795
  2. takipçi 0
  3. puan 2704

jean baptiste lamarck

hani belki anlamayan olur.

ek bilgi;

lamarck, bu gelişim teorisini evrim ile bağdaştırarak tepki toplamıştır. bir zebra’nın (vb) ağaç dallarında bulunan yaprakları yemek için yukarıya doğru hareket edişini, iskelet yapısının zamanla gelişmesine bağlamış ve hatta zürafa hayvancagızının zebra soyundan geldiğini iddia etmiştir.

lamarck’a göre canlılar, yaşamları boyunca kazandıkları özellikleri bir sonraki nesle aktarıyorlar. genetik bilim’in gelişmesi, dna’nın keşfi ile lamarck’ın gelişim tezi, katılım kanunları yüzünden geçerliliğini yitirmiş gibi duruyor..

jean baptiste lamarck

bazı bazı tezleri, rektum kaslarına nufuz eden biyolog.

sikini yeteri kadar verimli kullanmayan bireyin testosteron seviyesindeki önlenemez artış, bireyin sikini düşüreceğine, aksine kaldırır.dolayısıyla, sürekli seks ya da masturbasyon yapan bireyin cinsel hayatı düzene girer. en azından erken boşalma gibi sorunlar bir nebze ortadan kalkar. tabii organ deyince akla "sik getirmek", bilinçaltında yatan eşcinsel güdüleri tetitleyeceği için, tehlikeli ve yasaktır.

bu mantığa göre; sike küçük bir halter bağlayıp porno film seyretsek, ne fayda?.

aslında lamarck, ekseriyetle kas ve iskelet sistemini baz alarak bu tezi ortaya atmıştır. gel gör ki, aklı sikinde insanoğlu tezi saptırmayadursun.

misal;

bir insan sürekli sağ koluyla ağırlık kaldırırsa, sol koluna oranla (sağ kolu) daha fazla gelişir.lakin burada gelişen kol değil kastır. kas, kolun iskelet yapısına etki eder.aslında kolu çalıştıran ne kastır, ne de iskelet. beyindir efendim. otonom sinir sistemi diye bir hadise var.lakin konumuz bu değil şimdi.


motivasyonun kanserli hücreye etkisi

hücre yapısını az çok biliyoruz.

hücre; hücre zarı, stoplazma, organeller ve nükleos zart zurt.
kanser; vücut da bulunan hücrelerin kontrol dışı üreyip, çoğalıp, yayılarak, bulunduğu organın işlevini engellemesi diyelim.
motivasyon; bir eylemin vuku bulmasını istediğimizde, içimizde oluşan istek, güdü, iyici güç.

motivasyonun tıbben kanserli hücreye bir etkisi olamaz. hani kayarken board’un kontrolünü kaybedip bir ağaca tosalarsınız veya motorsikletten düşüp vertebranız zarar görür. dolayısıyla kırıklar kaynadıktan ya da gerekli komplikasyonlar uygulandıktan (ameliyat vb) sonra, fizik tedavi süreci başlar.amaç; zarar gören sinir ve kasları hareket ettirerek, eski işlevini kazanmasını sağlamaktır. motivasyon, bu gibi durumlar için önem teşkil eder. öyle ki; zarar gören omurga, ne kadar tedavi edilirse edilsin can yakar. işte burada motivasyon devreye girer ve vücudu zorlarız. ki; gerekli egzersizleri tamamlayabilelim.

misal; 2 kamyon zopa yiyen rocky.

antrenör; hadi rocky, solunla vur
spiker; ve ivan drago yerde, knock out
rocky; adrian, adrian, adrian
adrian; rocyk, rocyk, rocky

fonda, eye of the tiger çalar.

lürü lüüü, lürü lüüü; lürü lüü, lürü lüüü.. lürürlürü lüüü vs

tabii şimdi, motivasyonun ya da tanrı inancının kanserli hücreyi tadil ettiğini iddia etmek, salaklık olur.

green card

her sene abd’nin 50.000 kişiye dagıttıgı iddia edilen kart. çeşitli websiteler aracılığıyla çekilişe katılabilirsiniz. başvuru bedeli en son 25 ytl gibi bir fiyattı. abd vatandaşlığına giden yol olarak algılansa da, sadece çalışma ve oturum iznini kapsamaktadır.

şehir efsaneleri vardır.

"abd’de 5 sene çalışır ve herhangi bir olaya bulaşmazsanız green card alabilirsiniz".

8 yıldır abd’de çalışıp green card sahibi olamayan arkadaşlarımı düşünüyorum da, bu efsaneleri hangi dede korkut kılıklı karakter uyduruyor?, çözemedim. bu karta sahip olmanın en basit yolu, "abd vatandaşı" bir insanla evlenmektir.

(bkz:abd vize harcı)

abd vize harcı

abd’ye gitmek isteyen her bireyin zike zike ödediği 100 $ lık bedel. vizeyi alıp almamanız, ya da başvurunuzun reddi pek önemli değil.öyle ya da böyle, bu tutarı ödemek zorundasınız. zira, ödediğinize dair banka dekontu olmadan vize başvurusu yapmak imkansız.

işin tezat yanı, abd vatandaşları türkiye’ye girerken ne vize harcı öder, ne de vize başvurusunda bulunur.

anlayacağınız pokemonu sallaya sallaya ülkemize girme hakları var. lakin aynı hak maalesef bizlere tanınmamaktadır.

oysa recep efendi, istese çözer bu işi.

fethullah gülen

3 çeşit hayran kitlesi olan zat ı muhterem.

1) inançlı, islam’ın yozlaştığını düşünen, ve bu yozlaşmayla mücadele etmek isteyen gözü kara müminler. fethullah gülen’e ve doktrinlerine körü körüne bağlıdırlar. bağlılıklarının altında yatan sebep, fethullah hocaya duyulan sevgi değil, islamiyet’e duyulan sevgidir.

2) cemaati içinde yer alıp, cemaatin yozlaştığını, amacından saptıgını düşünen inananlar. nur cemaati’nin yeni yeni palazlandığı dönemleri hatırlıyorum. vaazlar, fetvalar, rejim aleyhine yapılan konuşmalar milliyetçi muhafazakâr kesimin pek hoşuna gitmişti. zamanla cemaat içinde yaşanan fikir ayrılıkları nur cemaati’ni ikiye böldü. bir taraf da said nursi’ciler, diğer taraf da fethullahçılar. şahsi fikrim ve gözlemlerim doğrultusunda şunu söyleyebilirim. cemaat içinde yaşanan ayrılığın büyük sebebi, fethullah gülen’in risale i nur ögretilerinin dışına çıkarak ’müctehid’ rolüne soyunmasından kaynaklanmıştır. ayrılığa sebep olduğu iddia edilen bir diğer söylenti ise, " nur cemaati" yardım kisvesi altında topladığı paraları çıkarları doğrultusunda kullanmaya başladığı yönündedir. bu ayrılık gülen hareketi’nin başlamasına neden olmuştur. gerçi bu hareketin temelleri yıllar önce nurcular tarafından atıldı diye biliyorum. ancak faal kılınabildi, ki zaten cemaatin bir acelesi olmadığını biliyorum. laik türkiye cumhuriyeti’nde palazlanan her dinsel topluluk, türk ceza kanunu’nun 163. maddesi ile içli dışlı olmak zorundadır. artık gerek yok.

3) kemalistler; birçoğu kulaktan dolma sabit bilgilerle donanmıştır. bakın kesinlikle yadırgamıyor, yer yer haklı buluyorum. zira, statüko ve militarizm’in tavan yaptığı 12 mart darbesi ile 163. maddeden yargılanan fethullah gülen, "laikliğe aykırı olarak devletin içtimai, iktisadi, siyasi, hukuki temel nizamlarını kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla cemiyet tesis, teşkil, tanzim veya sevk ve idare etmek, böyle cemiyetlere girmek veya girmek için başkasına yol göstermek" suçu ile yargılanıp 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı. ecevit hukumeti, af yasası derken, yamulmuyorsam 7-8 ay gibi bir süre hağis yattıktan sonra serbest bırakıldı. bu sebepten mütevellit kemalistler tarafından pek sevilmez ve ön yargı ile yaklaşılır.
bazı fetvalarında " ileride cemaat olarak ülkenin siyasi iradesinde söz sahibi olabilmek için eylemlerini gizli gizli ifa edeceğini ima etmesi, fethullah gülen ve cemaati’nin üzerinde dolaşan kara bulutlardan şimşek pırtlamasına neden oldu.

cemaati içinde vakit geçirmiş bir birey olarak kişisel fikrim;

cemaat kendini bozdu bu bir gerçek. ağırlıklı olarak kuran ı kerim’i işlemek yerine kendi külliyatlarını oluşturmaya başladılar. evlerde düzenlenen sohbetleri az çok hatırlıyorum. kuran, hadis ya da risale i nur’un tefsirlerini dinlemeyi beklerken, abiler (mufessir) fethullah gülen’in fetvalarını tefsir eder oldular. müçtehit rolüne soyunan elemanların konu kuran olduğu takdirde, her cümleye "benim fikrim, bence" ile başlaması sanırım kuran ı kerim’in ve koşulsuz iman faktörünün katı yapısına ters düşüyor.

fethullah gülen’in yaşamı, idealleri, ve müteakiben ideolojisini yayma stratejisi hz muhammed’in hayatı ve dahi islamiyet’i yayma hikayesi ile kısmen örtüşüyor. aralarında bana göre tek fark var. hz muhammed tanrı ile muhatap olan bir peygamber, fethullah ise cemaatinin gözünde mukaddes din adamı/posrmodern mehdi! birinin hadis i serif’i, bir diğerinin aynı ayarda lakin mukaddes olarak addedilmeyen çakma hadisleri mevcut.

islam ülkelerinde "büyük adam" olmak kolay. gereken yegane unsur, dine sırtı dayayıp kitlelere nüfus etmektir. evet, fethullah hocada farklı bir şey yapmıyor. bugün fethullah gülen’in ba$vurduğu strateji iran’da sökmez. afedersiniz adamı vinçin uçunda pipisinden sallandırırlar.

türkiye enteresan bir ülke. farklı kültürlerin, farklı inanışların iran benzeri devletlere oranla daha yaşanabilir olması bir örnektir. bir çeşit dinsel/kültürel mix. bir bölümü islamiyet’e sıkı sıkı baglanan, diğer kısmı ise inançlarını tam olarak icra etmeyen, yarı avrupai müslümanlar.

tıpkı hz muhammed gibi fethullah gülen’in zekası da burada devreye giriyor. hz muhammed diyorum ama, hz musa ya da hz isa’da örnek olarak gösterilebilir. sirke farkı var bilmeyen. swh

biraz analitik düşünsek, ve hatta çorbaya biraz da rasyonalizm katsak, sanırım işkembe ile paça arasındaki farkı çözebiliriz.

olayın dinler arası diyalog hareketi kısmına da değinmek isterim. gönül ister ki komplo teorilerinin dibine vuralım.
tsk’nin rant peşinde gollum olması da işleyeceğimiz konular arasında!

yo be cont...

emine şenlikoğlu

(bkz:fatih altaylı vs emine şenlikoğlu)

fikir özgürlüğünü dilediği gibi kullanan kadın. fikir beyan etmekle saçmalamak arasındaki ince çizgiye dikkat etmesi lazım. zira canım ülkemde, bu kadının söylemlerini ciddiye alacak primitif beyinler var.

her islamcı yazar gibi, bireysel özgürlüğünü kısıtlayan mefhumun laiklik olduğunu deklare ederek kolaya kaçmış.

sözleri;

"türkiye’yi küçük beyinler çok karıştırıyor. geniş ufuklu değiller. dar ufukla bu gemi yürümez.herkes ufkunu açmak zorunda. laiksen laikliğini bil, bana hakaret etme, ben sana yasak getiriyor muyum?, sende bana getirmeyeceksin".

ad hominem bir bakış açısı olacak.

emine hanım demiş ki; laiklik, dini, tanrıyı ve dahi biz inananları öcü ve tehdit olarak algılayan bir mekanizma.türkiye’nin siyasi tarihini, kitlesel ve ideolojik devinimlerini iyi kötü gözümüzün ününe getirirsek, bu ülkede turan dursun, bahriye üçok, ugur mumcu gibi adını hatırlamadığım nice aydın, nice entelektüel insanlar dinci örgütlerce öldürülmüştür. aziz nesin’i protesto etme ayağına bilinçli ve organize olarak 37 insanı yakan ve dahi alevler arasında çığlık atan onlarca insanı seyredip "tekbir" çeken zihniyeti, laiklik elbette tehdit olarak algılar.

çorum, malatya ve kahramanmaraş olaylarının kahramanları kim?. kimse insan öldürürken "türkiye laiktir laik kalacak" naraları atmıyor. ekseriyetle atılan tek nara var. o da, "tekbir" ve müteakiben "allahu ekber"...

çevrenizde tanıdığınız türbanlı ya da cübbeli insanlara laikliğin tanımını, bakış açılarını sormanızı tavsiye ediyorum. laikliği "dinsizlik" laiki "dinsiz" olarak tanımlarlar. en basit tanımı ile nedir laiklik?; al sana camii, al sana ibadethane, al sana imam hatip, git dinini özgürce yaşa, lakin devlet yönetimine dini karıştırmam. anayasayı, kanunu ve kaideleri dini hükümlere, ilahi emirlere göre düzenlemem. vakti zamanında engizisyon mahkemeleri devlet yönetimine karıştı da ne oldu?!. bugün imrenerek baktığımız muhtelif avrupa ülkesinin devlet düzeni laikliğe dayalıdır.

emine hanım demiş ya, "dar ufukla bu gemi yürümez" diye. kesinlikle katılıyorum. zira türbanla ya da başörtüsü ile jeoloji ya da arkeoloji bölümünde okuyan öğrenciye, dünyanın 7 günde oluşmadığını, adem’in kaburgasından türemediğimizi nasıl öğreteceksin?!. şimdi çıkıp "yahu eder, ben turban takmıyorum fakat dinin buyurduğu yaradılış terosini benimsiyorum. inanırım inanmam bu benim seçimim. eğitim kurumu olarak bana da aynı hizmeti sunmak zorundalar" derseniz, "haklısın canım kardeşim. bir insanın üniversite’de eğitim alamamasının nedeni bir çabuk parçası olmamalı" derim.

ha senin hükumetin ota boka sansür uygular, her köye bir camii kampanyaları düzenler, medrese tadında imam hatip liseleri açar, devlet okullarında öğrenim gören ermeni ya da alevi talebelerin inanışlarını hiçe sayıp din dersinde islamı işler, azınlıkların taleplerini hiçe sayar, alevilerin cemevi isteğini islam’da yeri yok diye geri çevirirse, mum söndü oynuyorlar benzeri talihsiz açıklamalar yaparsa " kusura bakma canım kardeşim, sende universite’nin kapısından girmeden önce başındaki yazmayı çıkarıver" deme hakkına sahip olurum.

laik devlet yapısı her dine, her inanışa, ve her millete ve dahi sorunlarına eşit olarak yaklaşmak, çözüm bulmak zorundadır.

evet emine hanım, dar ufukla bu gemi yürümez. eğer ben "gemide" adlı filmi mozaiksiz, sansürsüz seyredemiyorsam, sorun bu dar ufuklarda sanırım.alkol ve sigarayı özendirmemek maksadı ile medyaya sansür uygulamak istemeniz gayet güzel bir fikir. fakat medyaya sansür getirerek bunu başaramazsınız. her köşe başında " mal lazım mı abi" replikleri ile gezen kafası güzel torbacılara müdahale etmek dururken, 3. dünya ülkelerinde görülen basın özgürlüğüne getirilen yasaklar hastalığın merhemi olamaz. bizim köyde buna takiyecilik deriz.

sonuç; sen bana dinsiz dersen, bende sana gerici derim. sen bana hakaret edersen, bende sana yobaz derim. sen bana yasak getirirsen, bende seni türbanla üniversiteye sokmam. sen benim insanımı diri diri yakarsan, ben senin insanını yakmam, sizleri çok sevdiğiniz tanrınıza havale ederim.

işte aramızdaki fark bu!

"geniş ufuk ve dar beyin"

düşünce özğürlüğü mü?, kafanın arkasında kurşun deliği olmadan, dilediğin gibi kendini ifade ediyorsun zaten. unutmadan turan dursun ve aziz nesin’i de analım. ve nicelerini!


part 2;

(bkz:kadir çelik vs emine şenlikoğlu)


açık açık din´i kullanarak $ov yapan ve bundan rant elde eden, yazar bozması. insanlar, elbette çeli$ebilir. lakin çeli$mekle tükürdügünü yalamak ve saçmalamak arasında fark var.

olay mahali; fox tv´de yayınlanan objektif programı.

kadir çelik; kç

emine $enlikoglu; eş

kç; laik dinsizliktir dediniz
e$; evet dedim
kç; laikligi benimseyen müslümanlara "dinsiz" demek ne derece dogru?
e$; dogru degil tabii ki
kç; ama siz dinsiz dediniz
e$; bakın kuran´ı reddeden dinsizdir
kç; laiklik kuran ı reddediyor mu?
e$; bakın ben reddediyor demedim
kç; ama laikligi dinsizlik olarak tanımlıyorsunuz
e$; olayı farklı boyutlara çekmeyin lütfen. bakın ben çok okunan bir yazarım... bla bla bla $eklinde devam ediyor.

yazar dedigin fikir ve beyanatlarının arkasında durur. ha kendini ifade edemeyecek kadar potansiyelin yoksa eline kalem alıp okunan bir yazarım edebiyatı yapmayacaksın.

seni ve senin gibi din´i kullanıp $ov yapanları milletvekili seçen gerzekler oldugu sürece, sırtınız ne yere gelir, ne de küfeniz bo$ durur.

din bilgisine ayrıca taktım kafatı; " kuran ı reddeden dinsizdir".. ademogluna tevrat ve incil´i, uçan spagetti canavarı mı gönderdi?!. bu mantıga göre; museviler ve hristiyanlar dinsiz.



bir ba$ka sıçı$ için;


kç; size yobaz diyorlar
e$; yobaz degilim
kç; ama laikligi dinsizlik olarak tanımladınız
e$; bakın yanlı$ aksettiriyorsunuz
kç; okuyucularınız sizi "islamcı yazar" olarak tanımlıyor
e$ kesinlikle bu yakı$tırmayı kabul etmiyorum.

sanırım bu kadın esctasy içip programa çıkıyor.ya da $izofren. daha hangi kitleyi ve hangi ideolojiyi benimsedigini ifade edemiyor.

assolist sendromu

afiyetle yersen bir sindirim sistemi hastalığı.

oral yolla alınan katı gidalar, uzun süre midede muhafaza edildiği takdirde mukoza yırtılır. beyin, mukozada bulunan sinirlerin deforme olmasını sinyaller aracılığı ile algılar. ne sinyali olduğunu bilmiyorum. sen radyo sinyali de, ben arka stop.

alınan bu sinyaller beyinde kalıcı tahribata yol açar. tahribatların yol açtığı sinirsel deformaysona müteakiben surmenaj belirtileri başlar.rahatsızlığın son safhası unutkanlıktır.

içimdeki potansiyel hekim olma güdüsünü bir nebze dinginlik seviyesine getirdikten sonra asıl konumuza dönelim.

bir petek dinçöz var. kütür kütür yerim onu ben.
assolist’in tanımını hatırlayalım; bir musiki şölenin icra edildiği sahneye en son teşrif eden kalontor sesli sanatçı. pavyonda gördüklerinizle karıştırmayın.

bir assolistte olması gereken meziyetler basittir aslında; önce ses!. ses eşektede var. gayette güzel böğürüyor hayvanoğlu hayvanat. hele bir de gözleri var ki, insanın zikesi geliyor. oha lan, gözden etkilenip eşek zikmek nasıl bir sapkınlık, nasıl bir fantezi akımıysa kendimden utanıyorum.

assolist tanımına örnek gösterebilecegimiz muazzez ersoy var. her ne kadar soyu danny devitogiller’e dayansa da, muazzez ablamızdaki ciğer, bronş ve ses, sur borusu’ndan çıkacak ve dünyada yaşayan tüm insanların duyacağı "yarağı yediniz kaçın" desibeli ile identik. tabii sûr borusundan çıkacak bu naranın ses ahengi çok önemli. o boruyu muazzez ersoy üflese, sesinin güzelliğinden dolayı kimse infiale kapılmaz. la ne izdiham olur, ne de irtica. buradan çıkaracağımız sonuç; cebrail’in ses ahenginin iğrenç olduğudur.bu yüzdendir ki; insanoğlu infiale kapılacak, kaos ve kargaşa yaşanacaktır.

kitlelere hitap ederken, sesin ne denli önemli bir etken olduğunu hepimiz kavradık sanırım.

burada aristokrat ve hekim çizgimi bozuyorum sözlük;

ne idüğü belirsiz üçüncü sınıf manken bozmasına, zoraki assolist yaftası yapıştırıp izleyiciye sunan zihniyetin ta amına koyim.

sabah televizyonu açıyorum bu karı, akşam açıyorum ana haber’de, bi’ dizisi eksik ecdadını zikim. yahu manken olup olmaması beni ilgilendirmiyor. türkiye’de, herhangi bir mankenin, herhangi bir sanat dalına geçişini yadırgayan kitleden değilim. aksine onları çok seviyorum. bir şenay akay var. arap atı ile merzifon eşeği karışımı bir canlıya benzese de inanılmaz şuh, cekici ve seksi bir kadın! bu beğenimi arkadaşlarıma deklare ettiğimde " travestiler hakkında ne düşünüyorsun" sualini yönelttiler. ibneler akılları sıra senay’ıma akay!ıma laf sokacak, mecazi ya da bodoslama zevk kriterlerimi eleştirecekler. ne şenay’ı, ne de kendimi meşakatli bir duruma düşürmemek için, bir aristokrasi neferi olarak soruya cevap vermedim. şenay’ın çenesindeki sakal olurum.

konudan saptık biraz, lakin duygularına gem vuranı sevmem. bir şarkıcının assolist mertebesine ulaşabilmesi için, kaliteli bir eğitmenden (pedagog) ileri seviyede şan dersi alması gerekiyor. şan dersi deyip geçmeyin ahali, zira nefes kontrolünden tutun, diyaframa kadar bir çok organ-elinizi terbiye ediyor ve dahi geliştiriyorsunuz. daha sonra ses telleri yapılan pratikler ile açılıyor, oktav yükseliyor vs vs ...

bülent ersoy, petek dinçöz için son assolist demiş. etik olarak, bülent ersoy’un veliaht ilan edebilmesi için assolist olması gerekiyor. bülent hanım tenör lan.hele melül melül bakıp, pandaya benzeyen suratını ekşittiği vakit, sur borusunu üfleyecek aslan parçasının bu olduğunu düşünüyorum. karı konuşmuyor kükrüyor.

türk assolisti zeki, güzel, yetenekli ve diksiyonu düzgün olmalıdır. ilk hedefiniz maksim gazino’sudur ileri. yaşadığım geçici hezeyan için özür dilerim.

yukarıda saydığımız özellikler ile petek kızımızı karşılaştırıyorum. zeka yok, şenay akay sever olarak güzel bulmuyorum, yetenekli değil; zira ikinci bir ses tonu yok.hep aynı tondan okuduğu için az detone oluyor. hah" işte benim en uyuz olduğum noktaya geldik. (ara:diksiyon)

bazen arım balım peteğim adlı programı izliyorum. gülmek, neşelenmek, yarım yarım yarılmak isterseniz sizlere de seyretmenizi öneririm. assolist olayını aştı programcılığa başladı abla. abla diyorum ama bu karı daha çocuk lan.

24 yaşında bir kadın hayatın hangi tecrübelerini tatmıştır ki?; yarak affedersin benzeri kötü, negatif enerjiyi atın beyin loblarınızdan. şimdi oturup domalın, kollar yere paralel vaziyette derin derin nefes alın.vücudu kıpırdatmadan kollarınızı yana doğru açıp derin derin nefes alın ve kaslarınızı gevşetin. alabildiğiniz kadar derin bir nefes alıp, soluk borusunu müteakiben diyaframı kasarak basıncı göte iletip "börttt" osurun. bört yerine bırt olabilir.bu efekt, sizin dötünüzün ve yediğiniz gıdaların farklılığı ile alâkalı değişkenlik sergileyebilir.benim icat ettiğim postmodern reiki dir bu. yalnız ıkınırken dikkat edin, çevreye evrensel yasam gucu enerjisi yayacağız diye şıçmayın.

keşfettiğim postmodern reiki alternatif tıpa giriyor. telif hakkını almadan bu sırrı neden sizlerle paylaştım?.. çünkü petek dinçöz’ü seyrettiğimde ancak osurarak rahatlayabiliyorum.

23 yaşında hayat tecrübesi cinsel uzuvlardan ibaret olan bir insanın, 40 yaşında kadınlar gibi ahkâm kesmesini, öğüt vermesini asla kabul edemem. vereceği tek ders, çalışan vibratör yutmuşcasına dans edişidir.koreografi deyip geçmeyin, önümüzde nurhan damcıoğlu örneği var.


gelelim programda kullandığı edebi dile. konuklar şarkılarını bitirdikten sonra " wuuuu, hööytt enerjiii, enerjii " benzeri nazaraları dikkatımi çekti. ok, studyodaki ambiansa uygun hengame yaratmak gayet normal. lakin aynı sanatçının ikinci parçasının bitmesi ile attığı "wuuu, höyytt, sinerjiii, sinerjiii" narayı çözümleyemedim. studyodaki hengameyi ikiye katlamak istemesi de normal.

lakin, geçenlerde programına mahmut tuncer’i konuk almış. mahmut abiyi severim, delikanlı adamdır. valla mahmut abi bi ağlak parça söyledi "vüle vüle çok fe-enayım, yüreğim cıbır cıbır" benzeri nakaratı vardı tam hatırlamıyorum. parça bitti petek "wuuu enerjiii, sinerjiii wuuuu" demez mi?.. kapattım televizyonu, 2 saat posmodern ederleziavela reikisi yaptım.. anca geçti sinirim, cidden çakmak çaksam aranızda olmayabilirdim.o derece negatif enerji yaydım salona.

panta rhei

yunan filozof herakleitos’in söyledigi iddia edilen söz. eski yunanca, "her $ey akar" anlamını ifade eder.

diyalektik materyalizm’in, tez-antitez ve sentez üçleminde önemli bir rolu olan "ayni nehirde iki kez yikanamazsin" varsayımı, panta rhei’ye bir örnektir.

bu varsayımın antitezi olarak, "butun genellemeler yanlistir" paradoksunu örnek gösterebiliriz. her antitezin yeni bir sentez olu$turdugunu dü$ünürsek, genelleme paradoksu’nun antitezi de "asla asla deme" paradoksu olsa gerek.

böyledir i$te;

(bkz:kafa siken filozof sözleri)

oray eğin

2007 model ahmet hakan coşkun gti.

bu sektörde "saldırganlık" prim yapar mı?, sualinin canlı kanıtı.

evvela bugünkü yazısısını okuyalım.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=108334,10,6

akp ve recep tayyip erdoğan hakkında iyi kötü tespitler, analizler ve inceden yalakalık var. yalnız benim takıldığım nokta, akp’nin türban meselesi yüzünden milleti gerdiği bir gerçek. evet, empati ve sağduyu yoksunu oldukları da bir gerçek. iktidar hırsları yüzünden millet (laik-dinci) birbirini kırmış geçirmiş, ortalık gerim gerim gerilmiş, pek de umurlarında değil. buraya kadar mütabıkız.

bilhassa benim takıldığım husus;


necmettin erbakan bugün akp’de olsaydı, emin olun, o bile ortalığın bu kadar gerilmesine izin vermezdi. kendilerini refah partisi’nin liberalleri gibi gösterip "dinozor" takımından kurtulan ve bugünkü akp’yi kuranlar ne büyük bir hata etti tecrübeyi dışlayarak... aralarında bir tek bilge isim, bir tek tecrübeli siyasetçi yok. hepsi deneyimsiz ve toy oldukları için hata üstüne hata yapıyorlar...

bir oğuzhan asiltürk, bir şevket kazan olsaydı eminim akp adımlarında çok daha metanetli davranırdı. bu insanlar yıllarca türkiye’nin dinamiklerini görmüş, nerelerde durulması, nerelerde hareket edilmesi gerektiğini bilen insanlar.


yahu sen, tayyip ve kurmaylarını empatiden uzak, sağduyu yoksunu olarak tanımlıyorsun. lakin verdiği şevket kazan örneğine bakıp dumur oluyorum. bu şevket kazan’ın, sivas katliamı’nı gerçekleştiren failleri savunduğunu ne çabuk unuttuk. savunabilir de gayet normal, zira kendisi mesleğini icra ediyor. sürekli aydınlık için bir dakika karanlık eylemi yapan insanları hedef alıp "mum söndü oynuyorlar" diyen bir adam nasıl empati ve sağduyulu olabilir?. hadi onu da geçtik, bir dönem "ölüm orucu" tutanlar kastederek, "onlar aşağıda çaktırmadan yemek yiyorlar" demek, nasıl bir empati ya da sağduyu örnegidir. sivas katliamı’nı, "normal bir olay" olarak tanımlayan şevkat kazan efendiye sağduyulu demek, her gazetecinin harcı değil.

recep tayyip erdoğan’ı, türkiye’yi ötekileştirmekle suçlayıp, kompetan olarak şevket kazan’ı göstermek nasıl bir zihnin ürünüdür?!.

nazgül e binip deh diyen grameri kifayetsiz köylü

(bkz:köylü nazgül ün efendisidir)

eğitim sistemimizin mahcuriyetine örnek teşkil eden kırsal kesim insanı. ayrıca, akp hükumetinin bir ayıbıdır. türkiye’de, ehliyet alabilmek için aracı yerinden oynatmamız yeterli. radyatörün su kaynatmasından işkillenip itfaiyeyi arayan bir bayan arkadaş tanıyorum. " `kızım aç kaputu, radyatör kapağını dikkatlice gevşet`" desem de ikna edemedim. daha sonra itfaiye tutanak tutup işgaliye cezası kesmişti.

sen yeterli eğitim vermeden ehliyet ver. daha sonra ceza kes, ne alâ mualla. bu nasıl düzen, bu nasıl hükumet?.

insan "nazgül kullanma kılavuzu" falan çıkarıp, köylüye dağıtır. kurs neym verir. "deh" dersin gitmez, "çüş" dersin durmaz. lan hani, nazgül’e zopada atamazsın ki, adamın dötünden kan alır kamil kan.

elbette, böyle bir köylü aslında yok. kendi çapımda sosyal mesaj vermeye çalışıyorum.

(bkz:sauron un gözünü sikeyim orta dünyaya bir şey olmasın)

bizler din devleti peşinde değiliz

bir adet "recep tayyip erdoğan" kelamı.

erdoğan, 5 yıl başörtüsü konusunda ses çıkarmadıklarını, ’’hep sabır, sabır sabır’’ dediklerini ifade ederek, ’’ama biz hiçbir zaman kalkıp da özgürlükler noktasında senin özgürlüğün iyi, benim özgürlüğüm kötü veya seninki kötü, benimki iyi, böyle bir kıyaslama yapmadık. fakat, 5 yıl bu bizden istendiği halde dedik ki, ’toplumsal mutabakat var, ama biz kurumsal mutabakatı sağladığımız anda bu adımı atarız.’

http://www.kentgazetesi.com/yukle.php?name=kats&h=43206&kat=haber

.........................................................

icraatlarına müteakiben, fikirlerim nasıl değişmeye başlamış, okuyalım ve ibret alalım.

iddia ediyorum; "akp, şimdiye kadar tbmm’nin gördüğü en başarılı partidir". hedeflerine ulaşmak için ne gerekiyorsa yaparlar. din’i kullanırlar. suni gündem yaratıp, (ab üyeliği, ekonomi, kürt sorunu, terör, hrant dink, vakıflar yasası) gibi sorunları hasır altı yaparlar.

mustafa kemal atatürk; "ey efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, türkiye cumhuriyeti şeyhler dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.en doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır. uygarlığın emrettiğini ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir!"

tayyip erdoğan; biz bu ülkede ezan sesleri altında camilerimize gidebiliyorsak,özgürce ibadetlerimizi yapabiliyorsak bu atatürk sayesindedir.birinci dünya savaşında arap ülkeleri sömürgeci ingilizlerle iş birliği yaparak türk’ü arkadan vurmuştu.şimdi bu ülkeyi beğenmeyenler çekip gitsin beğendiği arap ülkelerine.

bilindiği üzere; rte hakkında çeşitli rivayetler var.

recep tayyip erdoğan vol 2; "ben muhammed müslüman ümmetindenim. türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. hayatımı mustafa kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, kemal paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriatdevletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, allahım ve bütünmukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim."

yahu bu adamlar "din devleti" peşinde olsalar dahi, "tsk" olduğu sürece nihai hedeflerine asla ulaşamayacaklarının bilincindeler. militarizm; her ne kadar demokrasiye aykırı olsa da, benimsemesem de, tsk; türkiye cumhuriyeti’nin en güçlü kurumu. inanın tbmm’den çok daha kuvvetli.tbmm nedir ki?, ordu tarafından bir günde alaşagı edilebilir. geçmişte bunun örnekleri yaşandı, hepimiz tanık olduk.

benim takıldığım husus; genç kemalist ve laikciler, akp hükumetinin şeriat getireceğini zannediyor. ahahaa, 70 yıllık müesses nizam’ın hüküm sürdüğü türkiye’ye, şeriat getirmek göt ister. emin olun kimse getiremez de! zira, şeriatla yönetilen hiçbir ülkeye, ab üyeliği tanınmaz.

akp’nin zoruna giden, atatürk’ün tabulaştırılmasıdır. tüm mukaddes olgulara rağmen millet, hz muhammed ile atatürk’ü mukayese eder oldu.valla benim soyum araplara dayanmıyor. biz türkler, zorla müslümanlaştırılan şamanist bir milletiz.bu yüzden islamiyet, şahsıma oldum olası cazip gelmemiştir.fakat halimden şikayetçi de değilim.

en basit tanımı ile türkiye’de, gerici - ilerici çatışması hüküm sürüyor. islamiyet’in bazı katı kaideleri anti çağdaşlık olarak addediliyorken, kendini ilerici-çağdaş olarak tanımlayan laikler, üst düzey inanç sahibi zümreyi, sırf dinsel kaidelerin katılığı ve akla mantığa uygun olmayışı nedeni ile gerici olarak tanımlıyor. hal böyle olunca, zıtlığın yarattığı ideolojik fikir ayrılıkları, recep tayyip ve deniz baykal gibi iktidar hırsıyla yanıp tutuşan, ego sahibi zevatları karşı karşıya getiriyor ve getirecektir de! tabii, iğne ile çuvaldız vatandaşın tekelinde maalesef.

sanıldığının aksine recep efendi öyle çok dinine düşkün, şeriat yanlısı biri değil bence. zira, öyle olsa idi, bugün filistin’de yaşamını idame ettiren müslümanların, çoluk-çocuk demeden tepesine bomba yağdıran israil ve işbirlikçisi abd’nin yalakası olmaz, aksine müslüman ülkelerden yana tutum sergilerdi.ve ayrıca, şeriat düşkünü hiçbir hukumet ab’kapısında gollum olmaz idi.

kitlelere nüfus etmek için inanç ve ideoloji farklılıklarını kullanan siyasetçiler olduğu sürece, asla götümüzdeki yama kapanmaz, kapanmayacaktır da!

işte kemalizm’in önemi burada devreye giriyor. kemalizm, insanlara aklın yolunu aşılarken, din; insanı ve toplumları geliştirecek yolun, "inanç" olduğunu aşılamaya çalışır. tabii 10 yaşındaki kız çocuğunun iradesine tecavüz edip, daha o yaşlarda kara çarşaf giydirmek, seçim şansı tanımamak pek rasyonalist bir davranış değil.

burada doğanın diyalektiği devreye giriyor. doğa derken aklınıza börtü, böcek gelmesin. evrendeki her objenin atomlardan oluştuğunu ele alırsak, insanda doğanın bir parçasıdır ve irade sahibidir.

elif şafak’ın, zıtlığa dair "mahrem" adlı romanından küçük bir kesit.

"göze sormuşlar: "en çok ne görmekten hoşlanırsın?" "zıtlık" demiş, "bana zıtlık gösterin." yaratıcı tanrıça afrodit ile yıkıcı tanrı ares’in yasak aşkını göstermişler.afrodit ile ares sadece geceleri buluşup, gün ağarmadan ayrılarak ilişkilerini gizlice sürdürüyorlarmış. ama bir gece uyuyakalmışlar. güneş gökyüzünde yerini aldığında, hala yan yana uyumakta olan aşıklar yakalanmışlar gökyüzüne. güneş, gördüklerini hemen yetiştirmiş afrodit’in kocası surat yoksulu hephaistos’a. iki çıplak aşığı bir fileyle kıskıvrak bağlayıp, teşhir etmişler ihanetleri ibret i alem olsun diye. "siz buna zıtlık mı diyorsunuz şimdi?" demiş göz. "sizce afrodit’in yıkıcı tanrı ile kaçamağı mı zıtlık, yoksa ruhu da kendi gibi çirkin hephaistos’a sadık kalması mı? siz bana zıtlık gösterin, zıtlık yok mu?"

"bizler din devleti peşinde değiliz" demiş, çakma mutasavvif.kırmızı kitapların varlığı olduğu sürece olmazsınız da! yanlış anlamayın, bu kitapların varlığını tasvip etmiyorum ya da militarizm yanlısı değilim. demokrasi bu değil. tsk ya da derin devlet, ideolojiler arasındaki terazi olmamalı.
0 /