confessions
  1. toplam entry 30
  2. takipçi 0
  3. puan 132

tahammül edilemeyen şeyler

cehalet ve ihanet, vesayet ve aptallık harmanlı cesaret. kırmızı ışıkta yolcusu varken durmayan taksi şoförü ve yeşil ışıkta geçmesi gereken, yolcusuz taksi şoförü. doksan dakikalık futbolu hayatına yayan, dudaklarını büzerek konuşan kızlar, kız taklidi yapan kadınlar, yayık olmayan ayran, -yok bu değil- ar damarı çatlak olan kişi veya kişiler. politikacılar ve din adamları da ekli bu listeye.

zeus çapkınlığı

kadını yaratmasını akıl melekesi ile aldığı bir karar değil, aksine vücudundaki ikinci başı ile aldığı bir karardır. bundan mütevelli; erkekleri cezalandırmak için kadını yarattı ve cezanın çapkını oluverdi. tanrıcık işte, ne yaparsın, yaratma işi bu kadar boş bir meşgale olmamalı. fakat bunu mitolojisi ehline izah edemiyor insan.

karaköy kafeleri

karaköy fareleri olarak okuduğum kafeler. farelerden kasıt torbacılar geldi aklıma da yahu iyi de karaköy'de torbacılar ne arar. perşembe pazarından dolayı tornavidacılar var. demek kafeler de varmış. iskelenin sola giden dehlizlerinde, kıyıda çok güzel balıkçı ve şişe şarabı vardı da başkan topbaş istimlak etti oraları. oysa kubbe gölgesinde, minare panaromiği karşında şarap içmek çok başka bir güzellikti. şehir tükendi, mekanlar kafe oldu. bir de süleymaniye camiisini kapatan o metroyu kim yapmış ise ona girsin!

göz morarması

patlıcan renginde olan morluk. aslında ilkin kara, katran karası bir şey olur, sonrasında kızıl ve kırmızı, son olarak da patlıcan moruna döner. kavganın, patırtı ve gürültünün vesikası olan bu morluk; sahibinin kapı çarpması, düşme ve bilumum deyişler ile bahsi olur. yani kimse çıkıp, dayak yedim demiyor. ilginç. oysa ki, bir erkek kavgaya girmeden önce selâmet üzere kalmalı. hoş, uzak olsun gözümden bu morluk da, benim meramım, kadınların gözüne yakışmıyor ve bir toplumda gözü morarmış bir kadın varsa, bu toplumun ayıbıdır. ülkemizdeki kadına şiddet olayı herkesin malumu ve herkes bu şiddete karşı. tuhaf. iyi de kim bunlar? erkeklerin ekserisi bu şiddet karşıtı ise şiddet uygulayan erkekler sanıyorum uzaylı. hülasa, beden üstünde renk olan güneş halkaları varken, gözde morluk, ayıptır, günahtır. şiddete hayır.

gıcırdayan yatak

sevişmek için ideal bir tarafı olmayan yatak. eklem bölgelerinin bedene baskısı ile gıcırtı artacak ve gıcır gıcır sevişme seslerine aykırı sesler düşecek. diz topukları, dirsekler, bel ağrısı, boyun ağrısı tercih edilir, zeminde devam etmeye. zira o yatak konu komşuya tahayyül sermayesi verir, eşeğin kulağına karpuz kabuğu düşürür, sessiz yataklarda kavga sebebi olur.

edit: imlâ.

nokta

virgülün nefes olduğunun aksine, virgülün es olmasının karşıtlığını yaşayan nihayet. keskin bir duruş, kararlı bir son, bazen yenilgi, bazen hüsran, bazen kırıklık, çoğu zaman ise cümleyi kesen nihayet. cümlenin içeriği yazana ve okuyana kalmış. insan nokta olmasını bilmeli, aksi halde virgül gibi sersemce nefes tüketir.

edep

temiz ahlak, kendini bilme, haddini aşmama, temiz lisan. insanın dilinin altındadır ve gözlerinin içinde bulunur. her insanın haiz olması gereken beşeri bir hasleti olmakla birlikte, tüm herkesin bu çizgi üzerinde olması, edebin ''edep' olmasından öte yüzeysel bir algı olduğunun işareti olur. bundan dolayıdır ki; edebi edep yapan edepsizliğin ta kendisidir. tıpkı kötülüğün iyiliği bir nimet olarak göstermesi, çirkin olan bir şeyin güzeli doğurması gibi. işte bundan ötürü edepsizlik ve edep, güzel ve çirkin, iyi ve kötü her zaman olacak ve bu terazi minvali üzere hal devam edecek.

edepli olmak güzeldir. edepsizlik güzel olan edebi daha bir güzelleştirir.
benim edepsizliğim senin edebini yücelten yegane şey.

allah

hûda, îhvâde, ilâh, tanrı, yehova. müslümanların değil, âlemlerin rabbidir. doğmamış, doğurmamış, o'na denk ve eş yoktur. kâinat içinde koymuş olduğu tabii zincir halkalarına (sünnetullah) en çok riayet eden ve insanı yeryüzünde şerefli bir mahluk kılan rabb, yerin, göğün ve arasında olanların, genişleyen, büyüyen, yoktan var olan devranın sahibidir. en güzel liman, en ulu dost, en râhim ve en rahman, en bağışlayıcı ve esirgeyici varlıktır.

o'nun adına yeryüzünde dinini peşkeş çeken ve tanrıcılık oyunu oynayan kulları vardır. azap ve cezayı tehir eder, haddi aşan kimseleri helâk eder.

üç senedir söz eden olmamış. söz edin ismini, ki ismi dudakta başlar, ciğerde biter. dudak ciğer arası bin bir nefes.

sevişirken telefon çalması

çaylaklar sevişmesini bölen çağrı. oysa uçuş moduna alınıp, sahiden de uçuş modunda olmalı bir sevişme. veya sessize alınıp çıkan seslerin sadece sevişmeden kaynaklı olması gerekir. ki çağrı sevişmeyi böler, çarpar, eksiltir ve toplanmış tutku iflas eder.

uçuş modunda veya sessizde olmalı telefon. savaşan bir dünyada sevişmek için mücadele etmek esastır.

rakı şalgam

anason kokusuna birebir olan ikili. rakıdan anason kokusu alındığı zaman aslan sütü olur, bu oluş da şalgam ile olur. ama siz yine sofraya ağırlık vererek, çilingir mahallini renkli kılın. şalgamsız olur, mezesiz olmaz.

yarın öleceğini bilsen

duş alır, kefenlenir, gül suyu kokar ve uyurum. uyumadan evvel birkaç mektup yazarım ve elbette vasiyetimi de karalarım. uyurum, uykuda ölümü beklerim. güzel ve capcanlı bir rüyanın ortasına düşer mi ölüm bilinmez, ama can yanığı, can çekişi olmadan, tereyağından kıl çeker gibi bir ölüm nihayet olur. temiz bir çarşaf ve mis gibi kokan yastık kılıfı da şart.

fatiha okumayın derim vasiyetimde, ki fatiha diriler içindir. dua edin, günahkâr yanım için dua edin.

pişman olmak istemeyenlere tavsiyeler

kılı kırka yarın, yarılan her kırkta bir üzerinde düşünün, taşının, artı eksi diye tartın, ölçün, biçin. burnunuzun ucuna bakarak hareket etmeyin, sorun, soruşturun, kişileri kale alın. tecrübe ârif olanındır, ârife sorun, tarif ettiğini belleyin. belden kasıt belleme değil, bellekten kasıt belleme.

pişmanlık tecrübe ve pişmektir, pişman olmak bir yerde pişman olmamayı getirir. üç kuruşa beş köfte mi? yok öyle bir hayat.

aşk

hâr bir derya, duru bir ahmaklık, esmer bir rüzgâr, -o rüzgâr ki insanın içindeki çocuğu mutlu eden- tutkulu ve tutuklu bir hissiyat. kalbin kalbe tek değil, kalbin her bir şeye öykündüğünün resmidir. insana salt duyulmaz, zatî insana salt duyulanı, beş duyu organını, bunun yanında da kalbi heder eder. aşk teklidir, insana duyulan aşk münferit bir çıkmazdır. insanın insana duyduğu naif şey ise sevgidir.

argo

etkileşim ile büyüyen, genişleme yaşayan, kişilerin kendi aralarında konuştuğu ve dışarıdan biri için soru işaretli bir kalıp olan dil katmanı. küfür ile karıştırılır, küfür olarak tanımlanır, oysa ki argo küfür değil bir sokak dili hitabı ve sokağın içindeki zümrenin kişisel sözcük dünyasıdır. lubunya argosu, kerhane argosu, senfoni argosu, doktor ve hemşire argosu ve saire: argo çeşitleri kapalı çevrenin dahili içindeki giz kalıbıdır. mesela: uyuşturucu müptelası için satıcı profesördür ve tedavi olmak ameliyat olmakla eşdeğerdir. bu hem kullanıcı için, hem satıcı için gizli bir dildir. yaralı olduğunu söyleyen bir müptelaya, ambulans çağıralım mı? diye sormak, onun acı acı gülmesine neden olur.

argo dilin cilvesidir. yalnız küfür dili kirleten leş yığınıdır. hele ki yazınsal küfür çekilecek dert değil. argo bilin, küfre yol vermeyin.

türkiye de kitap okunulmamasının sebebi

silsilesi olan sebepler. bu silsilenin en depdebelisi ve en başta bulunanı, şüphesiz dinlemesini bilmeyen bir toplum olduğumuzdan dolayıdır. kitap okumak başlı başına dinleme ve onunla birlikte anlamayı gerektirir. dinlemesini bilmediğimiz sokaktan, caddeden, beşeri ilişkilerimizden, meclisten, açık oturum ve ekranlardan kendini belli eden bir olay. silsile birçok gerekçesiyle sürer ve herkesin kendince bir sebep sonuç ilişkisi var bu konuda. benim gerekçem çok gerçek, hayattan gerçek bir kesit. dinlemesini bilmeyen okumaya tahammül edemez. bunun için ilkin dinlemesini öğrenecek, hazmedecek ve sonrasında kâri olacağız. bu da zor bir ihtimal. ki anadolunun şöyle bir deyişi var: okuyup komünist mi olacan lan! bu deyiş yerin dibine batsın!

diyeceğim o ki; köhnemiş, yozlaşmış, örümcek ağı bağlamış zihinleri durulamak zor iş. yeni nesil diyeceğim de; net olayı hazırcı ve kahve kitap fotoğraflı bir nesil peyda ettirdi.

okuyalım, okuyun, oku.
mürekkep kokmayan bir yer pis kokar.
0 /