confessions

akasha

Yazar

  1. toplam entry 394
  2. takipçi 0
  3. puan 1527

house md

6. sezon ilk ve ikinci bölüm aynı anda yayınlanmıştır, pek de güzel olmuştur.
ama house kişisi artık çok farklı bir adam olmuştur. belki eski haline geri döner, hem son 5 sezon süperdi diye izlenesidir, hala tavsiye edilir.

how i met your mother

5. sezonun ilk bölümüyle beraber bit artık nolur bit ve ted hayır artık komik diilsin, barney bile komik değil, robin zaten kilo almış, hepiniz hala aynı esprileri yapıosunuz zaten!! dedirten dizi.
öte yandan sırf gelenekleşti diye gece 3 sularında torrente düşer düşmez indirilir (the big bang theory ve house m.d. ile beraber) ertesi sabah mısır gevreği eşliğinde izlenir. gelenek iyidir?

2693

anlamı epey ortada olan sayı, hele 3 ve katları düşünülecek olursa.
nickin sahibinin niye bu kadar heyecan yaptığı konusunda açıklama yapması kapak olabilir bana, yanlış anlamış gece gece fesatlaşmış olabilirim zira.

placebo

3 yılda bir gelme ekollerinden şaşmayıp yine geldiklerine dair bir rivayet var. (bkz:23 haziran 2009 placebo konseri). yamuluyor olmam epey olası ama sanki sırasıyla 2000de park ormanda mor ve ötesi ile beraber, 2003te creamfieldsa ve 2006da rock n coketa sahne almışlardı. ilk izleyişteki gazla olmasa da koşarak gider bırayıın diye çığıra çığıra eğlenirim konserlerinde dediğim gruptur.

steve hewitt artık yok arada. son albüm çalışmasının ilk singleı da çıktı, ama adını unuttum aramaya da üşendim şimdi.

uçurtmalar

elif şafakın yazdığı daha ilk iki cümleden belli olan sözler şöyle.

en sevdiği renk mor olan kadın
en sevdiği kelime "asi"
en sevdiği oyun incitmek beni
hıncı, çocukluktan kalma bir yara izi gibi

ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk, başına buyruk
senle ben

zamanı, yaralarla ölçen kadın
geçmişiyle kavgalı
gündüz isyankar
geceleri tanrı’ya sığınan kız çocuğu
kırdığı kalpleri dizmiş ipe
gene en büyük zararı kendine

en sevdiği ses, çocuk sesi
güneşli, billur, neşeli/ oysa, yıllar var ki kendi
anne olmayı istememiş
çekip gidebilmek için bir gün
geride ekmek kırıntıları bırakarak
kuşlar yesin diye ayak izlerini
kalmasın ne bir sızı ne kalp yarası

sevişirken taşkın bir nehir
öpüşürken kor bir alev
uykusunda melek gibi masum
bakmaya kıyamadığım
kaç gece göğsünde uyuduğum
ama beraber uyanamadığım kadın

ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk, başına buyruk
senle ben

her hasretten sonra
başka başka sevdaların kollarında
yemin etmişken bir daha konuşmamaya
gene bulup birbirimizi
sabahı olmayan gecelerde
aldatma pahasına sevdiklerimizi
ağlayarak seviştiğim kadın
senle ben ipleri dolaşmış uçurtmalar misali

ipleri dolaşmış uçurtmalar misali
ne beraber uçabildik, boşverip şu dünyayı
ne gidebildik kendi yolumuza
rüzgarda savruk, başına buyruk
senle ben

bestesiz bir şaheser. müziğiyle beraber ise yeter artık bit bit nolur şu nakaratı bir kez daha miyavlayarak tekrarlama teoman çığlıklarıma neden olan ninni. eskiden hastası olduğum bir müzisyendi, beklemezdim veya daha iyisini beklerdim belki ne bileyim.

i hate you dont leave me

ilk başta tutarsız gözüken mantıklı bir nida olarak da algılanabilir esasen.
"senden nefret ediyorum, beni bırakma."
perde arkası: beni bırakırsan nefretimi hissedemezsin, hissetmeni istiyorum. senden nefret ediyorum çünkü sana rağmen sana bağlıyım. senden nefret etme nedenlerimi her an hatırlatman için sana ihtiyacım var. gidersen senden nefret edemem böyle, beni bırakma.

kin tutabilenlerin repliği olsa gerek. bilemem.

ikizler burcu

yorucudur. sırf kendisini değil, çevresindekileri de yorar değişkenliğiyle. yakın dostları beyin fırtınasına dayanabilen, pratik zekayla uydurduğu hikayelere ayak uydurabilen tek tük insanlardır, arkadaşları ise tanıştığı aşağı yukarı herkes, yani en azından karşıdaki taraf genelde öyle hisseder.
kova burcuyla uyumuna dair rivayetler rahatsız edirici derecede doğrudur, galiba.

bir de o kadar şişirilmiştir ve dedikodusu yapılmıştır ki, burcun mensubu olduğunuzu söylemek illaki bir önyargıya neden olucaktır, olur.

six feet under

tekrar söylüyorum, en bir güzel dizi. lost most bırakın baştan sona bunu izleyin. özellikle türk örf adet yapısı içinde yetişmiş insanlar izlesin. türk aile yapısına bok atanlar, dışarıyı göklere çıkaranlar, çıkarmayanlar, herkes izlesin. gelin ben izleticem 5 sezonu da. kaçmayın.

who is to know

unbelievable truth un koyan şarkılarından yine.

i never was a true believer
i never asked you to come with me
you can find your own way home
you cannot use my indecision
belated promises and wisdom
you can find
your own
way home
who’s to know
you dont live here anymore
who’s to know
you don’t live here
anymore
your home
is out there
somewhere
hope you
find it
coz nobody is going to help you
hope you find it
hope you find it
in time
i can’t accept the things you gave me
they would only suffocate me
you can find
your own
way home
who’s to know
you don’t live here anymore
who’s to know
you don’t live here
anymore
your home
is out there
somewhere
hope you
find it
because nobody is going to help you
hope you find it

your home
is out there
somewhere
hope you find it
in time

stone

taş demek efenim ingilizcede. aynı zamanda unbelievable truth’un güzel bir parçası.

the words
that i deliver,
always out of breath
out on a limb.

life out of the mainstream,
i declare it dead and gone,
out of the scene.

none of this is harder
than knowing about you.
if you were someone else i could live without you

come back later.
be the stone around my neck.
up-set.
up.

and theres something
you dont notice.
what it is i
never said.

come back later.
be the stone around my neck.

none of this is harder than knowing about you.
if you were someone else i could live without you.

come back later.
be the stone around my neck.
come back later.
be the stone around my neck.

up-set.
up.

mademoiselle carole

kendine özgü * kullanma üslubuyla dikkatimi çekmiş yazardır. acaba abkz mi kullanmaya çalıştı olmadı, yoksa o * lar bir şey açıklarken herkesi salak zannedenlerin vurgu için kullandığı iki parmakla gösterilen tırnaklar gibi şeyler mi bilemedim ama hoşgelmiş sözlüğe.

lost

en bir nefret ettiğim dizi, hatta bazen en nefret ettiğim kelime olabiliyor.
*durun vurmayın açıklayabilirim*

ilk çıktığından beri hakkında yapılan yorumlar, sınavdan çıkmış cevapları tartışan öğrenci edasıyla kendi çözümünün doğru olduğunu ispatlamaya çalışan tipler, oturup aynı bölümü 88. kez izleyenleriyle çileden çıkardı bu dizi beni. sayısız muhabbetten kalkıp uzaklaştım, kaş kalkık "aa izlemedin mi o zaman dur bu bölümü izleme baştan başlarsın" diyen insanların yanından da uzaklaştım, mütemadiyen uzaklaştım.
işin kötüsü hakikaten bir gün oturup baştan izlemek istiyorum. ama bu sefer de sol framedeki başlıklardan ailecek yenen yemek diyaloglarına her yerde spoilerlara maruz kalma sorunsalı beliriyor. (izleyeceğimi düşünmesem salıp rahat rahat dinleyebileceğim her şeyi) hayatımı çok zorlaştırdı kısaca, çok.

(bkz:spoiler vermeyin yeter demeye getiriyor yazar)

sigur ros

grubun adı ros’un zaferi, veya kırmızının zaferi anlamında, grup elemanlarından birinin çocuğunun adı diye bir rivayet var ama sözlüğe yalan atıyor olmayayım şimdi.
izlanda’da yapılan tüm yürüyüşlerin en başarılı soundtrackleri onlara ait. izlanda’ya gitmemin başlıca sebebi, ülkenin en büyük reklamı hatta. #776429 çok doğru, ve ait oldukları dünyayı merak ettiriyorlar insana işte.

teşekkürler anlamındaki takk’ın ve sözlerinin tamamı hopelandic olan ( )’ın yeri ayrı, ama tüm albümleri inanılmaz.
0 /