suriyeli mülteciler

artik kendilerine mülteci dememek lazim belki de. benim vatanimda benden iyi hayat sürüp bizim kadar kalabalik olan bir kitleye mülteci demek yakismiyor bize.

bir an önce gitsinler buralardan, lütfen diyorum bak.
Türk halkı da neler neler atlattı savaş darbe vs. Biz toprağımızdan canımızı kurtarmak için kaçmadık çünkü zaten can kaynağımız bu toprak bu vatan nolcaksa kabullendik ölmekse ölmek. zoruma gidiyor bunu hiç düşünmeyen adamların korkak adamların vatanımda olması . Suriyeli erkek mültecilere zaten hiç kalbim sızlamıyor ama artık kadınlara da kalbim sızlamıyor. Nenem geçen yaz anlattı tam hatırlamıyorum darbeyle mi savaşla mı ilgiliydi ama köye inmiş işte eli silahlı adamlar köydeki tüm kadınlar ellerine ayaklarına yüzlerine tavuk pisliği sürmüşler namuslarını korumak o silahlı adamlara pis görünmek için. Konu o ki tamam yaşlısı çocuğu insanlıktır alınır ama diğerleri haketmedi çok mu gaddar bakıyorum bilmiyorum. Ya ülke ekonomisini alt üst ettiler, en basit mahalle arası örneği vereyim atıyorum benim mehmet abim sıvacı 50 liraya yapıyo bir işi elin Suriyelisi diyo ben 15 e yaparım iş veren ona yaptırıyo al şimdi mehmet abi işinden oldu tabi bu en basiti işte. Bazı sokaklar Suriye sokağı gibi zaten konuşulanlar anlaşılmıyo dükkan bile açmışlar her yere, isimlerini tabiki anlamıyosunuz, çalan şarkılar deseniz zaten kendi şarkıları vs. Toplama kampları yapıldı bu insanlar için her imkanın olduğu ama yok illa içimizde yaşıcaklar. Adamın 7 cocuğu var dinlendiriyo herbiri 20 kazansa günlük 140 lira yapıyo güllük gülistanlık geçiniyolar. Hayır acıyıp elbise ayakkabı yardımı falan yapılıyor adamlar yardımdan gelen şeyleri satıp paraya çeviriyor o pespaye halleriyle de dilenmeye devam ediyorlar. Benim aç sokaktaki vatandaşım fırından bayat ekmeği alıyo zar zor elin Suriyelisi elinde bir kağıt 10 -15 tane taze çıtır ekmek alıp çıkıyor. Daha üzerine konuşulsa neler neler denir de. Neyse işte sözlük zoruma gidiyor vatanımda böyle şeylerin yaşanması.
Az önce liveuamap.com'da bir habere denk geldim, suriyede savaş var öldürülüyoruz diye kaçıp Türkiye'de bizden daha bolluk içinde yaşayan suriye vatandaşları şimdi de türkiye'nin suriye sınırını ramazan boyunca açması ile nasıl oluyorsa rahat rahat ülkelerine gidebiliyorlar !! tamam mazluma kanat germek türklüğün şanındandır ancak bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, işlerine geldikleri zaman nasıl da savaş var dedikleri yere tatile gidiyorlar
Küresel göç çağının önemli aktörleridir. Henüz kendileri bile farkında değil bunun. Büyük bir nüfussal değişim çağının neredeyse öncüleri konumundadırlar.

Suriyeli mülteciler meselesinin gezegen üzerinde çözümü için henüz daha çok erken. gezegen dünya hep aynı şeyi paralel şekilde yaşar, bir döngü halinde, hatta buna bazı fizikçiler, "yaşamlarımız bir bilgisayar simülasyonu, hep aynı şeyleri yaşıyoruz" bile dediler. ama bu ayrı bir konu.

Benzer mülteci meseleleri daha öncede yaşanmıştı.

vietnam savaşından hemen sonra, (değil elbette yahu epey sonra, o kadar evrilmedi henüz gezegen dünya insanları) 1979 yılında isviçre'de vietnamlı mülteci sorununa dair konferanslar başladı. asıl başlama sebebi tabi ki mültecilerin sığındıkları ülkelerdeki yarattıkları mali ve sosyolojik durum ile ilgiliydi. dünya 2013 yılından bu yana yedi denizde mültecilerin tekneler üzerinde mahvoluşunu seyredip derin bir "vah!" çekiyor ama aslında herşey hikaye, bir şekil ikyüzlülük. bu yaşananlar ilk değildi sonda olmayacak.

aynı şekilde, vietnam savaşında savaştan kaçan vietnamlılar tekneler ile diğer ülkere sığınmaya çalışmıştı, on binlercesi deniz üzerinde öldü, on binlercesi açlık ve sefalet içinde aylarca deniz üzerinde kaldı. hatta onların bir adı vardı: tekne insanları. isteyen boat people yazıp araştırabilir. ancak rakamlarına wikipediaya veya ana akım medyaya bakıp güvenmeyin. sığınmacı vietnamlılar, birçok ülkeye gitmeye çalıştı, bazıları onları aldı, bazıları geri sepetledi. hatta bazıları onları kabul etti ama sağlam bir zemin üzerinde ev kurmalarına izin vermedi. mesela kamboçya. kamboçyadaki nehir üzerindeki ayaklı yüzen evler klasik vietnam mimarisidir, vietnamlılar bu çözümü kendi ülkelerinde bulmuşlardı, önemli olan hayatta kalmaktı zaten.

aslında ilk olarak 1950'lerin başlarında dünya tekne insanları ile tanışmıştı: birinci çinhindi savaşında; yani fransızların orda ne halt ettiklerini sorgulanması gereken yıllarda! ama karşı taraf fransa olunca bu tekne insanları batı medyasında yankı bulmadı. ama vietnam savaşı ile karşı taraf rusya olunca, savaş sırasında gözlemci olan anglo-amerikan ve fransızlara göre bunun suçlusu elbette rusya'nın ve kuzey vietnamlıların saldırıları idi. güney vietnamlılar onlardan kaçıyordu. hep öyledir zaten, komünistler hep suçludur emperyalistler için. hırsızın hiç suçu yoktur.

yıl 1977'de ilginç bir olay yaşanmıştı bu keşmekeşin içinde. israil kuru yük gemisi yuval, taiwan'dan epey uzakta üzerinde beyaz bayrak salllanan bir tekneden 66 vietnamlıyı kurtarmış ve israil'e getirmişti. hatta yitzhak rabin'in ve karısının yasal olmayan şekilde yüklü döviz hesabı olduğuna dair ülkesinde skandal yaşadığı günlerdi. kurtarılan bu vietnamlı mültecilere politik sığınma hakkı verildi. bu olay iyi bir izlenim bırakmıştı, bunu görünce 1978-1979 yıllarında israil iki tur daha mülteci getirdi, toplam sayı 350 olmuştu. çoğu israil'de lokanta açtı, ama yine çoğu 1990 larda amerikaya göç ettiler. israil'deki ilk uzak doğulu restoranlar vietnamlılara aittir, ve şu anda bile orada, çince sandığınız bir lokanta ismi, sizi şaşırtabilir vietnamca olduğunu öğrendiğinizde.

işte bu şekilde kuru yük gemileri ile çıkış yolu bulamayanlar bir çok ülkenin sınırında kamplarda bekletildi. 1989 yılına kadar yalnızca güney asya ülkelerindeki kamplardaki vietnamlı sayısı, 1989 yılı cenevre konferansı rakamına göre 530.000 kişidir. bunun dışında ıraktan, kanada'ya kadar geniş bir yelpaze içinde bir çok ülkeye vietnamlı mülteci ulaşabilmiştir. kanada'ya ilk başta alınan vietnamlı mülteci sayısı 50,000 dir örneğin. amerika ise daha büyük sayıda almıştır. şu anda yaklaşık 1,5 milyon vietnamlı amerika'da yaşıyor.

şu anda demişken, obama döneminde dört yıl içinde 1 milyon müslüman mülteci kabul edileceğini, bunlara 10,000 suriyeli ekleyebileceklerini söylenmişti. şu şekilde okuyalım haberi, "1 milyon müslüman mülteci ama suriyeli değil, 1 milyonun yanında yalnzca 10 bin suriyeli." yani vietnam savaşı sonunda yaklaşık 750,000 vietnamlıyı kabul etmiş amerikan hükümeti, suriye savaşında hiç rolü yokmuş gibi davranmaya çoktan başlamıştı zaten. Trump yönetimi ile aslında hiçbir farkı yoktur Obama yönetiminin, söylemler dışında.

bu klasik bir yaklaşımdır. emperyalist elitler yaşadıklarından ders alır kendi adlarına, maddi kazançlı çıkar, ama diğerleri için aynı şey geçerli değil. Daha bunun arkasında on yıllar var. gelecek on yıllar içinde, suriyeli mülteci sorunu cenevreden birleşmiş milletlere birçok yerde görüşülecek. insan hayatları üzerinden pazarlık yapılacak. niceleri ölecek, niceleri savrulacak. yine de bir çözüme kavuşmayacak. eğer bir gerizekalı nükleer bomba patlatmaz ve seyri değiştirmez ise, bir kırk yıl içinde suriyeli mülteci sorunu çözümünün artık sonuna geldiğini görebilirsiniz.
Ben bunların bebeklerine çok üzülüyorum. Geçen bir tanesi kadıköy belediyesinin orada hunharca dilenirken bebeği emekleyerek ana caddrye gidiyordu. Kadının resmen umrunda degil. Küçücük bebek pislik icinde yalınayak bütün gün o caddede benim içim parçalanıyor siz nasıl kendinizi tutamayıp üremeye devam demek istiyorum. Bebeği arabanın önünden son dakika alıp anneye verdim. Allaha emanet yaşıyorlar.
kimse onlarin durumuna dusmesin, kimse vatanindan yerinden yurdundan olmasin amenna ama bir kitle misafir edildikleri ulkede bu kadar aykiri, bu kadar basibozuk olabilir mi? hic mi minnet duyulmaz kendilerini kosulsuz kayitsiz sartsiz topraklarinda barindiran, besleyen, her tur ihtiyaclarini gideren bir ulkeye?

son senelerde nerede bir kavga, nerede bir cinayet vs. olsa altindan bir suriyeli cikar oldu neredeyse. az once hurriyet.com.tr de okudum, sanli urfa'da yine bir mahalle kavgasina karismislar.

bir seyler yapilmali bu insanlar ile alakali.
gençleri bizden daha çok bu ülkenin evlatları olan insancıklar. bizlere bir tarafımızı da yırtsak geri ödemeli kredi çıkar, gece gündüz çalışıp bir devlet üniversitesinin kaliteli bir bölümüne girmeye uğraşırız, hastanelere işimiz düşerse ömrümüz çürür, ulaşım salakca bir sekilde pahalıdır ve daha nice örnekler, örnekler. bu kişilere ise üniversite sınavsızdır, kyk nın kaç katı para yardım alır, ücretsiz ulaşım karti vardır, sağlık hizmeti ücretsizdir.
gerekliliklerden oturu kendileri ile ozellikle denizde bolca karsilastigim insanlar butunu.
denizde yunandan dayak yiyip bogulmak uzere iken kurtarildiginda dahi minnetle bakmayan kadina deger vermediklerini ayan beyan belli eden kurtarildiktan bes dakika sonra atar yapmaya baslayan sahsi gorusum olarak arap kulturunun son yillarda orta dogu bolgesinde siddetle kavrulmasi sonucu igrenc mide bulandirici halini almis insanlar butunu olarakta tanimlanabilirler. cocuklari ozellikle ilk kurtarildiklarinda hala masumdur. ellerine verdiginiz buskivi ya da sutu aldiginda utanarak tebessumle bakar. ebeveynlerininse aksine surekli olarak buralar benim hakkim senin dandik ulkende zaten kalmak istemiyorum bana pasoport kanuna muhalefetten islem yapamazsin kanunlar bana islemez vb tutumlari sebebiyle az once bahsettigim siddetle kavrulmus arap kulturu etkilerini yuksek oranda gostermektedirler. en azindam benim karsilastiklarim bu ve benzeri sekilde davranmakta idi.
dipnot: bu ulkede kalmaya istekli olanlarda (gecenlerde marangozluk yapan bir suriyeliye denk geldim ailecek gelmisler ve 3 kardes is kurmuslar) bu gozlemlere sahip olmadigimi belirtmek isterim
bence genç erkeklerden düzenli bi ordu kurulup savaşın seyri değiştirilebilir en azından biz bu bataklığa girmemiş oluruz
bi yandan düşünüyorum aynı duruma biz düşsek ne olurdu halimiz iyi yapıyoruz sonra bi duruyorum meğerse rüyadaymışım kendime geldiğimde diyorum hangi zaman dış bi ülkeden insanlık gördün boşver sen ilk önce kendi gencine sahip çık
hiç mülteci gibi davranmayan insanlardır. hatta bazı şehirlerin belli mahallelerini kendi ülkeleri gibi görüp biz türklere sanki öcüymüşüz gibi bakmaktadırlar. devletten destek aldiklari halde hala çocuklarını dilenciliğe çıkarırlar. 10 liraya fuhuş yaparlar. bunlar da müslüman işte.
hem kendi canlari icin hem de bizim vatandaslarimizin canlari icin buyuk risk tasiyor bu insanlar. gectigimiz gunlerde gaziantep’te bir tanesi ev sahibini öldürmü$tü de gaziantep bildigin feci karismisti. e dun de 3 tane suriyelinin cesedi bulundu bir evde, ucunun de kafasina sıkılmıs;

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27051023.asp

nasil alabilirsiniz ki bu olaylarin onunu? bizimkiler suriyelilere zaten kil, e suriyeliler desen karinlarini doyurabilmek adina her yol mubah diyorlar, olaylar durulmuyor. ilerleyen zamanlar daha kotu gunlere gebe, soylemis olayim ben.
istanbul’da eminonu’nde dilenenler zabita tarafindan yakalanip vapurla kadikoy’e gonderiliyorlar. e bu sefer kadikoy’de dilenmeye basliyorlar ki kadikoy zabitasi da yapisiyor yakalarina, hop bu sefer ver elini yine vapurla eminonu.

bu islem her gun bir kac kere devam ediyormus ustelik.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26757850.asp
multeci kamplarinda olmaksizin sinirlarimiz icerisinde ekstradan 1 milyon multecinin daha var oldugu soyleniyor.

bak dikkat et, multeci kamplari haricinde diyorum, resmi kayit altinda olmayanlardan bahsediyorum, istanbul’da ankara’da izmir’de kohne yerlerde calismak yahut dilenmek zorunda kalan insanlardan bahsediyorum.
ne yazık ki son bir kaç yıl öncesine kadar halk olarak aşina olmadığımız " yabancı düşmanlığı " kavramıyla tanışmamıza sebep olmuş insanlardır.
şimdiye dek istanbul içinde en fazla pendik’te gördüm kendilerini. dilenci olarak hayatlarını sürdürmektedirler. yakında özerklik talepleri olur ise şaşmamak lazım, sonuçta azınlık olarak değerlendirilmemekteler ülkemiz içi nüfus yoğunluklarına bakılır ise.
0 /