pucca

artık çantaların ,tshirtlerin üstünde, küpelerde, heryerde rastlanabilecek olan çizgi film karakteri.
hello kitty, miss piggy ve betty boop ile beraber son dönemin gözde kahramanı. kimimiz için her dönemin gözdesi kimimiz için yalnızca bu ’’şirinlik, lolita şeysi’’ bitene kadar takılacağımız bir tip sadece.

kendime baktım da ’’o kadar çok eleştiriyorum ki kıskanıyorum galiba lan’’ dedim. hep lan diye konuşurum kendimle ama başkalarına hep ’’siz’’ derim fena sınır koyarım. neyse işte pucca sadece benim olsun, kimse ellemesin, ben onun resmini 50 yaşıma da gelsem defterimin köşesine çizeyim istedim, dinlemediler, bırakmadılar, ellediler pucca’mı. hımf.

garu’yu öpmeyecekti ama hep dedim, hep. dinlemedi.
geçtiğimiz pazar cadde’de yayınlanan yazısı...

yaşarken cehennemi görmek, arkadaşının düğününde bekar olarak salınmak olsa gerek...

neredeyse bütün arkadaşlarım evleniyor, hatta bir tanesi evlenmekle kalmayıp ikinci çocuğuna hamile şu anda. hayır biz bunlarla karar vermiştik, hiçbirimiz evlenmeyecektik, evlilik zayıf kadınların istediği bir şeydi, bir erkeğe bağımlı olmak yerine çikolataya bağlı kalacaktık biz, birbirimize yetecektik. sözlerinde durmadılar ama, hoop manitaya gören duvağı taktı! üstelik onlardan önce benim evlenmem gerekirken! onlardan, kocalarından, mutlu minik yuvalarından nefret ediyorum!
hafta sonu liseden bir arkadaşımın düğünündeydim, yapayalnız kereste gibi gittim oraya. kuaförde başladı homurdanmalarım. kızla da çok yakınız diye yanıbaşından ayrılmıyorum, sürekli suratımda yapmacık bir gülümseme. ama gel sen içime sor nasıl kıskançlıklara gebeyim; o böyle “evimizi bir gör pucca harika, bembeyaz döşettik her yeri. ama çok yoruldum canım çıktı” dedikçe, “çıksın o canın pislik karı, beyaz döşetmişmiş, gelip evine lekelemez miyim o koltukları ben” diye içimden saydırıyorum. dışımdan ise gülümseyip “bebeğimsin, sen her şeyin en güzelini hakettin, yorgunluğuna değecek inan buna” diyorum!

düğünde kim güzel olabilir ki?
bir de böyle kendi gibi etrafında kızlar var onlarla toplaşıp, banyo takımı hakkında uzun uzun konuşuyorlar. aynadan kesiyorum böyle o gerizekalı sıfatlarıyla kendilerini dünyanın en güzel kızı zannedip gelinin kaynını kim kapacak yarışındalar sinsi sinsi. gerçi ne kadar uğraşsalar da düğünlerde hiç kimse güzel olmuyor. kadınlar mutasyona uğruyor tamamen, o iğrenç abiye adı altında pullu dallı kıyafetler, önden boynuz gibi çıkartılmış iki bukle saç, simler sağa sola saçılmış, gözlerinin üstünde masmavi bir far ve iğrenç ucuz bir ruj! herkes adeta seda sayan’ın ilk gazino döneminden fırlamış gibi.
bir yandan onları kestim, diğer taraftan şarapları içerken eski sevgililerimin hepsine teker teker küfür ettim. şu an o beyaz kasnaklı bezin içerisinde ben olabilirdim. ağzımı yırtarcasına gülerek, karşımdaki zengin ama düdük herifle dans edebilirdim. sonra beyaz pofidik koltuklarımızı insanlara dünyanın en önemli meselesi gibi anlatabilirdim. oysa şu an masada tek başına oturmuşum, kafam iyi, rimelim akmış, ayakkabılarımı çıkartmış, her gelenin saçmalıklarını dinliyorum.

ağzının payını verdim
düğünlerdeki “evlenmelisin kızım, bizim bir görümce var 30’unda, ıı ıh evlenemedi kaldı öyle, 20 ideal yaş, orada evlendin evlendin yoksa olmuyor, sen kaç yaşındasın, ohooo neyse kör topal biri çıkar” diyerek sana yanaşan menopozlu ablalar etrafımı sarmadan, “kalkıp gideyim kendim gibi bekar kızlarla taksim’e akayım” dedim.. gittim gelin ve damada hoşça kal demek için yanlarına... kız şöyle bir sarıldı, kulağıma doğru yaklaşarak, “ayy sıra sen de bir sen kaldın, çok geç kalırsan kimse almaz seni ben söyleyeyim hihihih” diye şuursuzca konuşunca, içtiğim şarapların etkisiyle, içimde yanıp duran kıskançlığın gazıyla, ikisiyle de göz göze gelecek şekilde “kendini birine kapaklamana en çok ben sevindim, artık evimi garsoniyer gibi kullanamayacaksın canımın içi” diyerek arkamı döndüm ve gittim. arkadan bir takım sesler duydum ama hiç sallamadım hızlanarak çıktım oradan...

yazının norma’sı:
coğrafya hocamız cadının tekiydi; “evlensin bir şeyi kalmaz pamuk olur” diye arkasından konuşurlardı. şu an çok iyi anlıyorum kadıncağızı.

http://cadde.milliyet.com.tr/2010/08/10/yazardetay/1270786/bekarlara_cin_iskencesi
o değilde, bu hanım kızımız milliyet cadde’den sonra elele dergisinde de yazmaya ba$lamı$. ya ezik büzük rezil $ekilde blogunda ba$ladığı yazı hayatına buralarda devam etmesi gerçekten bir mucize ve $anstır. ayrıca da övgü gerektirir:
helal sana!


kendisinin yazilarini twitter’dan da takip edebiliyorsunuz;

http://twitter.com/puccaa

twitter’da ki yazilari da blogundan a$agi kalmiyor.
eger yanilmiyorsam nihayet bugun imza gununde yuzu aciga cikti. hic de oyle hayal edildigi gibi bir kadin degilmi$. yok ben yaniliyorsam da hiyarligimdan olsun.

http://tinyurl.com/6u4u4k2
bugun tuyap’ta imza gunu vardi ancak tuyap yonetimi izdihamdan oturu imza gununu iptal etmi$. cok yazik oldu kiza ya, imza gunu de mundar oldu. hem imza gunu gercekle$medi, hem de kimligi de$ifre oldu.
#1031377

alakali entrydeki resim de bir $ekilde yalan olmu$ ancak elimizde daha eski resimleri mevcut kendisinin;

http://tinyurl.com/7bultl9

http://tinyurl.com/3z83dsg

edit; bak yeni resmi de milliyetten bize hediye;

http://magazin.milliyet.com.tr/iste-pucca-nin-fotografi/magazin/magazindetay/21.11.2011/1465466/default.htm

http://tinyurl.com/bltmx76
artık ismi cismi suratı her şey ortada! facebook sayfasından yüzünü görebilirsiniz:

http://www.facebook.com/puccagunluk

çirkinim ama sempatiğim mottosunda, ama çirkin falan değil aslına bakarsanız. bir aşağılık kompleksidir gidiyor, vay arkadaş.
0 /