orhan veli

3 /
manaste

"içkiye benzer bir şey var bu havalarda
kötü ediyor insanı , kötü
hele bir hasretlik oldu mu serde
sevdiğin başka yerde,
sen başka yerde
dertli ediyor insanı , dertli
içkiye benzer bir şey var bu havalarda
sarhoş ediyor insanı , sarhoş..."

durum
bir iş var
her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
her zaman güzel mi bu kadar,
bu eşya, bu pencere?
değil,
vallahi değil;
bir iş var bu işin içinde.
idiamin
şiirlerini yazarken nasıl bir kafa yasadıgını kavramanın imkansız oldugu şair. en az 10 şiiri için okudugum en guzel şiir demişimdir.
arh negatif



dedikodu

kim söylemiş beni
süheyla’ya vurulmuşum diye?
kim görmüş, ama kim,
eleni’yi öptüğümü,
yüksek kaldırımda, güpe gündüz?
melahat’i almışım da sonra
alemdara gitmişim, öyle mi?
onu sonra anlatırım, fakat
kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
güya bir de galataya dadanmışız;
kafaları çekip çekip
orada alıyormuşuz soluğu;
geç bunları, anam babam, geç;
geç bunları bir kalem;
bilirim ben yaptığımı.
ya o, mualla’yı sandala atıp,
ruhumda hicranını söyletme hikayesi?


bir orhan veli şiiri olmakla birlikte levent yüksel sesiyle daha da güelleşmiştir...

igor
ben orhan veli
"yazık oldu süleyman efendiye"
mısra-i meşhurunun mübdii..
duydum ki merak ediyormuşsunuz,
hususi hayatımı,
anlatayım:
evvela adamım, yani
sirk hayvanı falan değilim.
burnum var, kulağım var,
pek biçimli olmamakla beraber.
bir evde otururum,
bir işte çalışırım.
ne başımda bulut gezdiririm,
ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
ne ingiliz kralı kadar
mütevaziyim,
ne de celâl bayar’ın
sabık ahır usağı gibi aristokrat.
ispanağı çok severim
puf böreğine hele
biterim
malda mülkte gözüm yoktur.
vallahi yoktur.
oktay rıfat’la melih cevdet’tir
en yakın arkadaşlarım.
bir de sevgilim vardır pek muteber;
ismini söyleyemem
edebiyat tarihçisi bulsun.
ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
meşgul olmadığım ehemmiyetsiz
sadece üdeba arasındadır.
ne bileyim,
belki daha bin bir huyum vardır.
amma ne lüzum var hepsini sıralamaya?
onlar da bunlara benzer.
igor
aşk resmi geçiti


birincisi o incecik, o dal gibi kız,

şimdi galiba bir tüccar karısı.

ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.

ama yinede de görmeyi çok isterim,

kolay mı? ilk gözağrısı.

ikincisi münevver abla, benden büyük

yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları

gülmekten katılırdı, okudukça.

bense bugünmüş gibi utanırım

o mektupları hatırladıkça.



............................çıkar

............................durduk mahallede

..........................................halde

...........................adlarımız yan yana yazılırdı duvarlara

.......................................yangın yerlerinde.


dördüncüsü azgın bir kadın,

açık saçık şeyler anlatırdı bana.

bir gün de önümde soyunuverdi

yıllar geçti aradan, unutamadım,

kaç defa rüyama girdi.

beşinciyi geçip altıncıya geldim

onun adı da nurünnisa.

ah güzelim

ah esmerim

ah

canımın içi nurünnisa.



yedincisi aliye, kibar bir kadın

ama ben pek varamadım tadına,

bütün kibar kadınlar gibi,

küpe fiyatına, kürk fiyatına.

sekizincisi de o bokun soyu:

sen elin karısında namus ara,

kendinde arandı mı, küplere bin.

üstelik kendinde de

yalanın düzenin bini bir para.



ayten’di dokuzuncunun adı,

barlarda göbek atar

iş başında şunun bunun esiri,

ama bardan çıktı mı,

kiminle isterse onunla yatar.



onuncusu akıllı çıktı

bıraktı gitti beni.

ama haksız da değildi hani,

sevişmek zenginlerin harcıymış

işsizlerin harcıymış.

iki gönül bir olunca

samanlık seyranmış ama,

iki çıplak da - olsa olsa -

bir hamama yakışırmış.



işine bağlı bir kadındı on birinci.

hoş, olmasın da ne yapsın?

bir zalimin yanında gündelikçi;

adi luksandra

gece odama gelir,

sabaha kadar kalır.

konyak içer, sarhoş olur,

sabahı da, işbaşı yapardı şafakla....



gelelim sonuncuya.

ona bağlandiğim kadar

hiçbirine bağlanmadım.

sade kadın değil, insan.

ne kibarlık budalası,

ne malda, mülkte gözü var.

eşit olsak, der,

hür olsak, der.

insanları sevmesini de bilir,

yaşamayı sevdigi kadar.


bu son siiri tamamlanmamistir. musvettesi olumunden sonra bir dis fircasina sarili bir kagitta bulunmustur.36 yasinda oldu. oldugu zaman cebinde 28 kurus vardi.
derketa
bir gece vakti ankara sokaklarında kanalizasyon çukuruna düşen ve bunu önemsemeyerek kalkıp yoluna giden; ancak istanbulda iç kanama nedeniyle bir kaç gün içinde yaşamını yitiren, garip akımının baş şairi, önemli insan...
aello
orhan veli, ömrü boyunca her türlü kazanın kurbanı olabilmiştir, şöyle ki;
5 yaşındayken dadısının kızarttığı köfteleri aşırmaya çalışır ama çatal kayar ve kolu tavanın içine girerek yanar. uzun süren bir tedaviyle iyileşir.
7 yaşındaki sünnetini kazadan saymasak bile 9 yaşında kızamık olur.
12 yaşında beykoz çayırında oyun oynarken diz kapağını dikenli tele takınca ağır yaralanır.
13 yaşındayken, 20 yaşındaki hizmetçileri fatma’yı flober tabancasıyla korkutmak ister, tabancayı şeytan doldurmuştur ve genç kız ciddi bir biçimde yaralanır.
sonra, 25 yaşındadır ve melih cevdet’in kullandığı araba, ankara’da çubuk barajı tepesinden aşağı yuvarlanır. yirmi gün komada numune hastanesi’nde yatar. mucizevi bir şekilde iyileşir.
29 yaşındayken attan düşer. bir kaç günde kendine gelir.
bir başka kazada ise ahmet hamdi tanpınar ile sarıyer’de kayık sefası yaparken kayık devrilir, denize düşerler. bazı gazeteciler orhan veli’ nin kayığı bilerek devirdiğini iddia ederler ancak o gazeteciler kadar salaklardır ki, bir kayığı kasıtlı alabora etmek oldukça güçtür ve bunu bilmeden kanık’ ı boş yere suçlamışlardır.


aello
her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
her zaman güzel mi bu kadar,
bu eşya, bu pencere?
değil,
vallahi değil;
bir iş var bu işin içinde.
3 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol