orhan pamuk

cyranonunburnu
pek çok tartışmanın tam da orta yerinde duran bizi bölen, kimini sinirlendiren, kimini ise onu savundukça özgürlükçü şövalyeler gibi hissettiren en hafif tabiriyle şaibeli karakter, nobel ödüllü yazar.

orhan pamukla tanışmam kara kitap ile oldu. ana hikayenin yanı sıra bütün romanı nakış gibi süsleyen ufak hikayelerden ve kitabın barındırdığı yoğun mistisizmden oldukça etkilenmiştim. beyaz kale ve benim adım kırmızı da ise hikayelerin yanı sıra klasik osmanlı dönemi ile ilgili adam gibi bir roman okumaya duyduğum ihtiyaç beni bir orhan pamuk okuru haline getirdi. bu dönemde onun kişiliği ile ilgili olarak izlenimim içine kapanık, apolitik, osmanlı aristokrasisi (ki tanzimat dönemi batı teslimiyetçiliğinin ürünüdür, dünün cariyelerinin günümüzde prenses muamelesi görmesi gibi) ile bağlantısından dolayı cumhuriyete ve atatürk’e küskün belki de kızgın bir yazar olarak şekillenmişti. sonra murat bardakçı’nın kanıtladığı özellikle beyaz kale ile ilgili intihal iddiası beni hayalkırıklığına uğrattı (medya tarafından bunların hasır altı edilişi ise orhan pamuk’un seçilmişliği ile ilgili ilk kuşkuları uyandırmaya başladı) ardından gelen kar romanı ise kötü bir roman olmasına karşın özellikle yurtdışında bu kadar gürültü koparınca orhan pamuk ile ilgili tartışma yazarın edebi yetkinliğinden politik figüranlığına kaydı. bu oyundaki başrolü kapışı ise sadece türkiye de değil sonrasındaki abuk subuk tepkilerin de yardımıyla (kitaplarının toplatılması, kerinçsiz a.ş. showbiz productions’ın sahnelediği kutsal değerlerin sömürülmesi sultanları oyunu) batı dünyasında gürültünün kopmasıyla oldu.
yine de orhan pamuk’la ilgili düşüncelerimi daha doğrusu birşeylerin tersliğiyle ilgili sezgilerimi kuvvetli bir şekilde dillendirmeme yetecek kadar veri yoktu. neydi bu sezgiler, nokta nokta belirtelim :
-intihal kanıtlarının medya tarafından görmezden gelinmesi sebebiyle orhan pamuk’un kollanıyor olduğu hissi.
-abd ile ilgili yakın ilişkisinden ve apolitik olduğu dönemlerde kitaplarına serpiştirdiği satırlardan dolayı oluşan atatürk ve cumhuriyet karşıtlığından ötürü kafalarda yarattığı kuşku(özellikle kara kitap ve yeni hayat’ta konuya, roman kurgusuna ya da çevre tasvirine herhangi bir yardımcı etkisi olmadığı halde ve bu yüzden dolayı da özellikle konulduğu izlenimini veren atatürk heykelini pisleyen güvercinler, kahvedeki uyuşuk ve işe yaramaz kalabalığı işte benim eserim der gibi gevrek bir gülümsemeyle seyreden atatürk portresi vb. ayrıntılar)
-kitaplarının emsallerinden hatta kişisel fikrim olarak ondan daha iyi yazarların (yaşar kemal, nedim gürsel...)yazdıklarından sanat, özgürlük ,edebiyat ve sömürge düşkünü batı dünyasında çok daha fazla alkışlanması.
-ermeni soykırımı hakkında söylediği o tek cümleyle başlayan ve durdurulamayan nobel yürüyüşü.

orhan pamuk’un fikirlerinde (ki çok ciddi ve tutarlı bir duruşla söylediği,sunduğu temel bir sav da yok ne yazık ki) katılmadığım yerlerin sayısı çok olsa da bununla ilgili bir problemim yok. çünkü bu konuda voltaire’in söylediği ’fikirlerinize katılmıyor olabilirim ama bunları özgürce söyleyebilmeniz için canımı veririm.’ sözündeki asalete inanıyorum. benim asıl canımı sıkan şey fransız parlamentosu’nun bugün yaptığı gibi orhan pamuk’un da insanları aptal yerine koymasıdır. fransız parlamentosunun asli amacının hümanizm, fikir özgürlüğü ya da bir halkın şövalyeliğini yapmak olduğuna aklı başında birinin inanması mümkün değil. tıpkı fransız parlamentosu gibi orhan pamuk’ta bu tartışmalı dönemde bu kutsal kavramları kendi kişisel amaçları doğrultusunda kullandığını nobel ödülünün arefesinde fransa’nın çıkardığı kendi parlementosunun dünyaya ihraç ettiği değerlerin temelini dinamitleyen bu yasa tasarısını eleştiren tek bir söz söylemeyerek kanıtlamıştır. tarihin ona sunduğu bu büyük fırsatı ödüller ve şöhret için değil sorumluluk sahibi bir aydın olduğu için kendi ulusunu rencide etmeyi dahi göze aldığını ispat edecek fırsatı kaçırmıştır. hem de ulusunun içinden çıktığı toplumun ağzının içine baktığı böylesi bir dönemde sessiz kalarak belki de( ve muhtemelen) nobel’e bu kadar yaklaştığı bir sırada bir son saniye engeliyle karşılaşmamak için susmuştur. nobel’i aldıktan onu cebine koyduktan sonra konuşmasının ise hiçbir değeri yoktur. tersine böyle bir hareket kasaba tüccarının bu doğal davranışı orhan pamuk gibi büyük konuşan bir kişinin üstünde gözünü açık tutmayı başarabilenlerin midesini bulandıracaktır.

bugün yaşanılanlar her daim muhalif görünen kişilere verilen dinamit tozundan mürekkep bu ödülün batı sömürgeciliğinin hedefi olan toplumların temellerine yerleştirilmeye çalışılan bir dinamit olduğunu kanıtladığı gibi orhan pamuk özelinde de kişilerin ihtirasları için neleri feda edebileceğini gösteren hüzünlü bir hikaye olarak tarihteki yerini almıştır.

yazdıklarımı bir fransız ve de bir insan olan jen paul sartre’nin sözleriyle bitirmek en uygunu:

“ben eserimi yaratırken yeterince ödül aldım. nobel bana bir şey katmaz, tam aksine beni aşağıya çeker. nobel ödülü, tanınma peşinde olanlar içindir. ben yaptığım her şeyi severek yaptım, en güzel ödül buydu.”
bu başlıktaki tüm girileri gör

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol