nisa suresi

gibi geliyor bana
176 ayetten oluşan suredir. öyle kadınları dövmeyi emreden, serbest bırakan bir sure değildir ayrıca. allah’ın yazdığını bile evirip çevirip yanlış anlayanlar var ya, ayar olmamak elde değil. 34. ayete bir bakın. nüşuzundan korktuğunuz kadınları önce yatakta yalnız bırakın, yetmezse hafifçe vurun diyor.

kısacası ; durduk yere asileşen, ters davranan, aptal aptal hareketler yapan kadınla sevişmeyin. ona yatakta yalnızlık cezası verin. akıllanmazsa hafifçe vurun diyor. hafifçe. bu sizin anladığınız kaşını gözünü patlatmak ya da kemiklerini kırmak anlamına gelmiyor.

bir de bilmeden, okumadan ve de okutmadan nasıl yorum yapılıyor, anlamıyorum. buyrun okuyun. ben sırf önyargılı yazılan bir kaç entry görünce üşenmeden okudum. o devirin şartlarını düşününce, daha adil tavsiyeler düşünülemez açıkçası. 34. ayeti özellikle okuyunuz.




1- ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan rabbinizden korkup-sakının. ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz allah’tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. şüphesiz allah, sizin üzerinizde gözeticidir.

2- yetimlere mallarını verin ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin. çünkü bu, büyük bir suçtur.

3- eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). bu, sapmamanıza daha yakındır.

4- kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin.

5- allah’ın sizin için (kendileriyle hayatınızı) kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir araç) kıldığı mallarınızı düşük akıllılara vermeyin; bunlarla onları rızıklandırıp giydirin ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.

6- yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. büyüyecekler diye israf ile çarçabuk yemeyin. zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yesin. mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, onlara karşı şahid bulundurun. hesap görücü olarak allah yeter.

7- anne ve baba ile akrabaların bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır; anne ve baba ile akrabanın bıraktıklarından kadınlar için de bir pay vardır. bunun azından ve çoğundan farz kılınmış bir pay vardır.

8- (mirası) bölüşme sırasında yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları ondan rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.

9- arkalarında bıraktıkları zayıf çocuklardan dolayı korku duyanların, (vasiyetleri altında olanlar için de) içleri ürpertiyle titresin. allah’tan korksunlar ve onlara doğru söz söylesinler.

10- gerçekten, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir.

11- çocuklarınız konusunda allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. eğer onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının üçte ikisi onlarındır. kadın (veya kız) bir tek ise, bu durumda yarısı onundur. (ölenin) bir çocuğu varsa, geriye bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir, çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda annesi için üçte bir vardır. onun kardeşleri varsa o zaman annesi için altıda bir’dir. (ancak bu hükümler, ölenin) ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (bunlar) allah’tan bir farzdır. şüphesiz allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

12- eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, geride bıraktıklarının yarısı sizindir. şayet çocukları varsa, -onunla yapacakları vasiyetten ya da (ayıracakları) borçtan sonra- bu durumda bıraktıklarının dörtte biri sizindir. sizin çocuğunuz yoksa, geriye bıraktıklarınızdan dörtte biri onların (kadınlarınızın)dır. eğer sizin çocuğunuz varsa geriye bıraktıklarınızdan sekizde biri onların (kadınlarınızın)dır. (yine bu hükümler,) edeceğiniz vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır. mirası aranan erkek ya da kadın, çocuğu ve babası olmayan bir kimse olup erkek veya kız kardeşi bulunursa onlardan her biri için altıda bir vardır. eğer bundan fazla iseler, bu durumda -kendisiyle yapılan vasiyette ya da (varsa) borçtan sonra- üçte bir’de -zarara uğratılmaksızın onlara ortaktırlar. (bu size) allah’tan bir vasiyettir, allah, bilendir, (kullara) yumuşak olandır.

13- bunlar, allah’ın sınırlarıdır. kim allah’a ve elçisine itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. işte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.

14- kim allah’a ve elçisine isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. onun için alçaltıcı bir azap vardır.

15- kadınlarınızdan fuhuş yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun. eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun.

16- sizlerden fuhuş yapanların, her ikisine eziyet edin. eğer tevbe ederler de ıslah olurlarsa artık onlardan vazgeçin. şüphesiz allah, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

17- allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). işte allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

18- tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır.

19- ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. apaçık olan ’çirkin bir hayasızlık’ yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) onlarla güzellikle geçinin. şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama allah onda çok hayır kılar.

20- bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiçbir şey almayın. ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız?

21- onu nasıl alırsınız ki, birbirinize katılmış (birleşerek içli-dışlı olmuş)tınız. onlar sizden kesin bir güvence (kuvvetli bir ahid) de almışlardı.

22- kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. çünkü bu, ’çirkin bir hayasızlık’ ve ’öfke duyulan bir iğrençliktir.’ ne kötü bir yoldu o!..

23- sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi biraraya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. şüphesiz, allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

24- sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan ’evli ve özgür’ olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) bunlar, allah’ın üzerinize yazdığıdır. bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. öyleyse onlardan hangi şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini tespit edildiği miktarıyla ödeyin. miktarın tespitinden sonra, karşılıklı hoşnut olduğunuz bir şey konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. şüphesiz allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

25- içinizden özgür mü’min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) allah sizin imanınızı en iyi bilendir. öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

26- allah, size açıklayarak anlatmak, sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

27- allah, tevbelerinizi kabul etmek ister; şehvetleri ardınca gidenler ise, sizin büyük bir sapma ile sapmanızı isterler.

28- allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister: (çünkü) insan zayıf olarak yaratılmıştır.

29- ey iman edenler, mallarınızı, sizden karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka haksız ’nedenler ve yollarla’ (batılca) yemeyin. ve kendi nefislerinizi öldürmeyin. şüphesiz, allah, sizi çok esirgeyendir.

30- kim haddi aşarak ve zulmederek böyle yaparsa, biz onu ateşe göndeririz. bu allah için pek kolaydır.

31- size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin kusurlarınızı örteriz ve sizi ’onurlu-üstün’ bir makama sokarız.

32- allah’ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. allah’tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. gerçekten, allah herşeyi bilendir.

33- anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık. yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. şüphesiz, allah, herşeye şahid olandır.

34- allah’ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde ’sorumlu gözeticidir.’ saliha kadınlar, gönülden (allah’a), itaat edenler, allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. doğrusu allah yücedir, büyüktür.

35- (kadın ile kocanın) aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, allah da aralarında başarı sağlar. şüphesiz, allah, bilendir, haberdar olandır.

36- allah’a ibadet edin ve o’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. çünkü, allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.

37- onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. allah’ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. biz o kafirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.

38- ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, allah’a ve ahiret gününe de inanmazlar. şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o.

39- allah’a ve ahiret gününe inanarak allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? allah, onları iyi bilendir.

40- gerçek şu ki, allah zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (bu ağırlıkta) bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve kendi yanından pek büyük bir ecir verir.

41- her ümmetten bir şahid getirdiğimiz ve onların üzerine seni şahit olarak getirdiğimiz zaman nasıl olacak?

42- o gün, küfre sapıp da elçiye isyan edenler, yerle bir olmayı ’severek-isteyecekler.’ oysa allah’tan hiçbir sözü gizleyemezler.

43- ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. şüphesiz, allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

44- kendilerine kitaptan bir pay verilenlerin sapıklığı satın aldıklarını ve sizin de yolu sapıtmanızı istediklerini görmedin mi?

45- allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak allah yeter, bir yardımcı olarak da allah yeter.

46- kimi yahudiler, kelimeleri ’konuldukları yerlerden’ saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: "dinledik ve karşı geldik. işit, -işitmez olası- ve ’raina’ bizi güt, bize bak" derler. eğer onlar: "işittik ve itaat ettik, sen de işit ve ’bizi gözet’ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. fakat allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar.

47- ey kendilerine kitap verilenler birtakım yüzleri silip de arkalarına çevirmeden ya da cumartesi adamlarını (o gün yasağı çiğneyenleri) lanetlediğimiz gibi onları da lanetlemeden evvel, yanınızdakini (tevrat ve incil’i) doğrulayıcı olarak indirdiğimize (kur’an’a) iman edin. allah’ın emri yapılagelmiştir.

48- gerçekten, allah, kendisi’ne şirk koşulmasını bağışlamaz. bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. kim allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.

49- kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? hayır; allah, dilediğini temizleyip yüceltir. onlar, ’bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar’ bile haksızlığa uğratılmazlar.

50- allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. bu, apaçık bir günah olarak yeter.

51- kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? onlar, tağuta ve cibt’e inanıyorlar ve diğer inkar edenler için: "bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar.

52- işte bunlar allah’ın kendilerini lanetlediğidir. allah’ın kendisini lanetlediğine hiçbir yardımcı bulamazsın.

53- yoksa onların mülk’ten bir payları mı var? eğer öyle olsaydı, insanlara ’çekirdeğin sırtındaki küçücük bir tomurcuğu’ bile vermezlerdi.

54- yoksa onlar, allah’ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? doğrusu biz, ibrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik.

55- böylece, onlardan kimi ona inandı, kimi ona sırt çevirdi. çılgın ateş olarak cehennem yeter.

56- ayetlerimize karşı inkara sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. gerçekten, allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

57- iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. ve onları, ’ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe’ sokacağız.

58- şüphesiz allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. bununla allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. doğrusu allah, işitendir, görendir.

59- ey iman edenler, allah’a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu allah’a ve elçisine döndürün. şayet allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.

60- sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.

61- onlara: "allah’ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.

62- öyleyse, nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: "kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye allah’a yemin ederler?

63- işte bunların, allah kalplerinde olanı bilmektedir. o halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.

64- biz elçilerden hiç kimseyi ancak allah’ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik. onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip allah’tan bağışlama dileselerdi ve elçi de onlar için bağışlama dileseydi, elbette allah’ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.

65- hayır öyle değil; rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.

66- eğer gerçekten biz, onlara: "kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu.

67- biz de onlara, o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik.

68- ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik.

69- kim allah’a ve resul’e itaat ederse, işte onlar allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. ne iyi arkadaştır onlar?

70- bu fazl (bol ihsan), allah’tandır. bilen olarak allah yeter.

71- ey iman edenler, (düşmanlarınıza karşı) tedbirinizi alın da savaşa bölük bölük çıkın ya da topluca çıkın.

72- şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "doğrusu allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der.

73- eğer size allah’tan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük ’kurtuluş ve mutluluğa’ erseydim."

74- öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, allah yolunda savaşsınlar; kim allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.

75- size ne oluyor ki, allah yolunda ve: "rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?

76- iman edenler allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.

77- kendilerine; "elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan allah’tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. de ki: "dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz ’bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar’ bile haksızlığa uğratılmayacaksınız."

78- her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. onlara bir iyilik dokunsa: "bu, allah’tandır" derler; onlara bir kötülük dokunsa: "bu sendendir" derler. de ki: "tümü allah’tandır." fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar?

79- sana iyilikten her ne gelirse allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak allah yeter.

80- kim resûl’e itaat ederse, gerçekte allah’a itaat etmiş olur. kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.

81- "tamam-kabul" derler. ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. sen de onlardan yüz çevir ve allah’a tevekkül et. vekil olarak allah yeter.

82- onlar hala kur’an’ı iyice düşünmüyorlar mı? eğer o, allah’tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.

83- kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan ’sonuç-çıkarabilenler,’ onu bilirlerdi. allah’ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.

84- artık sen allah yolunda savaş, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. mü’minleri hazırlayıp-teşvik et. umulur ki allah, küfredenlerin ağır-baskılarını geri püskürtür. allah, ’kahredici baskısıyla’ daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur.

85- kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. allah herşeyin üzerinde koruyucudur.

86- bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin. şüphesiz, allah herşeyin hesabını tam olarak yapandır.

87- allah; o’ndan başka ilah yoktur. kendisinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır. allah’tan daha doğru sözlü kimdir?

88- şu halde münafıklar konusunda ikiye bölünmeniz ne diye? oysa allah, onları kazandıkları dolayısıyla tepe taklak etmiştir. allah’ın saptırdığını hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? allah kimi saptırırsa, artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın.

89- onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. böylelikle bir olacaktınız. öyleyse allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. şayet yine yüz çevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün. onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı.

90- ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavme sığınanlar ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) allah dileseydi, onları üstünüze saldırtır, böylece sizinle çarpışırlardı. eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık allah, sizin için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır.

91- diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız. (ama) fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar. şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size bırakmaz ve ellerini çekmezlerse, artık onları her nerede bulursanız tutun ve onları öldürün. işte size, onların aleyhinde apaçık olan ’destekleyici bir delil’ kıldık.

92- bir mü’mine, -hata sonucu olması dışında- bir başka mü’mini öldürmesi yakışmaz. kim bir mü’mini ’hata sonucu’ öldürürse, mü’min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka. eğer o, mü’min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mü’min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması gerekir. şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü’min köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (diyet ve köle özgürlüğü için gereken imkanı) bulamayan ise, kesintisiz olarak iki ay oruç tutmalıdır. bu, allah’tan bir tevbedir. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

93- kim bir mü’mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır.

94- ey iman edenler, allah yolunda adım attığınız (savaşa çıktığınız) zaman gerekli araştırmayı yapın ve size (islam geleneğine göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: "sen mü’min değilsin" demeyin. asıl çok ganimet, allah katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; allah size lütufta bulundu. öyleyse iyice açıklık kazandırın. şüphesiz allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

95- mü’minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. tümüne güzelliği (cenneti) va’detmiştir; ancak allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.

96- (onlara) kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir.) allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

97- melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "nerede idiniz?" onlar: "biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz’aflar) idik." derler. (melekler de:) "hicret etmeniz için allah’ın arzı geniş değil miydi?" derler. işte onların barınma yeri cehennemdir. ne kötü yataktır o?

98- ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstaz’aflar olup hiçbir çareye güç yetiremeyenler ve bir yol (çıkış) bulamayanlar başka.

99- umulur ki allah bunları affeder. allah affedicidir, bağışlayıcıdır.

100- allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. allah’a ve resûlü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz allah’a düşmüştür. allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.

101- yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.

102- içlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da ’korunma araçlarını’ ve silahlarını alsınlar. küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. korunma tedbirlerinizi alın. şüphesiz, allah kafirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.

103- namazı bitirdiğinizde, allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. artık ’güvenliğe kavuşursanız’ namazı dosdoğru kılın. çünkü namaz, mü’minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.

104- (düşmanınız olan) topluluğu aramakta gevşeklik göstermeyin. siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da, sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. oysa siz, onların umud etmediklerini allah’tan umuyorsunuz. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

105- şüphesiz, allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana kitabı hak olarak indirdik. (sakın) hainlerin savunucusu olma.

106- ve allah’tan bağışlanma dile. gerçekten allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

107- kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. hiç şüphesiz allah, ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez.

108- onlar, insanlardan gizlerler de allah’tan gizlemezler. oysa o, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi ’geceleri düzenleyip kurarlarken,’ onlarla beraberdir. allah, yaptıklarını kuşatandır.

109- işte siz böylesiniz; dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. peki kıyamet günü onlardan yana allah’a mücadele edecek kimdir? ya da onlara vekil olacak kimdir?

110- kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra allah’tan bağışlanma dilerse allah’ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.

111- kim bir günah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

112- kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.

113- eğer allah’ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. allah’ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.

114- onların ’gizlice söyleşmelerinin’ çoğunda hayır yok. ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. kim allah’ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz.

115- kim kendisine ’dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. ne kötü bir yataktır o!..

116- hiç şüphesiz, allah, kendisi’ne şirk koşanları bağışlamaz. bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. kim allah’a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.

117- onlar, o’nu bırakıp da (birtakım) dişilere taparlar. onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.

118- allah, onu lanetlemiştir. o da (şöyle) dedi: "andolsun, kullarından ’miktarları tespit edilmiş bir grubu’ (kendime uşak) edineceğim.

119- onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve allah’ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." kim allah’ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.

120- (şeytan) onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va’detmez.

121- onların barınma yerleri cehennemdir, ondan kaçacak bir yer bulamayacaklardır.

122- iman edip salih amellerde bulunanlar, biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. bu, allah’ın gerçek olan va’didir. allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?

123- ne sizin kuruntularınızla, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla değil. kim kötülük yaparsa, onunla ceza görür; o, allah’tan başka bir veli (dost) ve bir yardımcı bulamaz.

124- erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir ’çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’ bile haksızlığa uğramayacaklardır.

125- iyilik yaparak kendini allah’a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan ibrahim’in dinine uyandan daha güzel din’li kimdir? allah, ibrahim’i dost edinmiştir.

126- göklerde ve yerde ne varsa tümü allah’ındır. allah, herşeyi kuşatandır.

127- kadınlar konusunda senden fetva isterler. de ki: "onlara ilişkin fetvayı size allah veriyor. (bu fetva,) kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size kitapta okunmakta olanlardır. hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz allah onu bilir.

128- eğer bir kadın, kocasının nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca yoktur. barış daha hayırlıdır. nefisler ise ’kıskançlığa ve bencil tutkulara’ hazır (elverişli) kılınmıştır. eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

129- kadınlar arasında adaleti sağlamaya -ne kadar özen gösterseniz de- güç yetiremezsiniz. öyleyse, büsbütün (birine) eğilim (sevgi ve ilgi) gösterip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. eğer arayı düzeltir ve sakınırsanız, şüphesiz, allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

130- eğer ikisi ayrılacak olurlarsa, allah her birine ’genişlik (rızık ve ihsan) kaynaklarından’ kazandırır (ihtiyaçlardan korur.) allah, (rahmetiyle) geniş olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

131- göklerde ve yerde ne varsa allah’ındır. andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "allah’tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. eğer inkara saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa allah’ındır. allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamde layık olandır.

132- göklerde ve yerde ne varsa allah’ındır. vekil olarak allah yeter.

133- eğer dilerse, ey insanlar, sizi giderir (yok eder) ve başkalarını getirir. allah, buna güç yetirendir.

134- kim dünya sevab(yarar)ını isterse, dünyanın da, ahiretin de sevabı allah katındadır. allah işitendir, görendir.

135- ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü allah onlara daha yakındır. öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

136- ey iman edenler, allah’a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. kim allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.

137- gerçek şu, iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar… allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir.

138- münafıklara müjde ver: onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır.

139- onlar, mü’minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. ’kuvvet ve onuru (izzeti)’ onların yanında mı arıyorlar? şüphesiz, ’bütün kuvvet ve onur,’ allah’ındır.

140- o, size kitap’ta: "allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. doğrusu allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır.

141- onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. size allah’tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "sizinle birlikte değil miydik?" derler. ama kafirlere bir pay düşerse: "size üstünlük sağlamadık mı, mü’minlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. allah, kafirlere mü’minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.

142- gerçek şu ki, münafıklar (sözde), allah’ı aldatmaktadırlar. oysa o, onları aldatandır. namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. insanlara gösteriş yaparlar ve allah’ı ancak çok az anarlar.

143- arada bocalayıp dururlar. ne onlarla, ne bunlarla. allah kimi saptırırsa, artık sen ona yol bulamazsın.

144- ey iman edenler, mü’minleri bırakıp kafirleri veliler (dostlar) edinmeyin. kendi aleyhinizde allah’a apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz?

145- gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. onlara bir yardımcı bulamazsın.

146- ancak tevbe edenler, ıslah edenler, allah’a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü’minlerle beraberdirler. allah mü’minlere büyük bir ecir verecektir.

147- eğer şükreder ve iman ederseniz, allah azabınızla ne yapsın? allah şükrün karşılığını verendir, bilendir.

148- allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. allah işitendir, bilendir.

149- bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz allah, affedicidir, güç yetirendir.

150- allah’ı ve elçilerini (tanımayıp) inkar eden, allah ile elçilerinin arasını ayırmak isteyen, "bazısına inanırız, bazısını tanımayız" diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler.

151- işte bunlar, gerçekten kafir olanlardır. kafirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.

152- allah’a ve resûlü’ne inananlar ve onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayanlar, işte onlara ecirleri verilecektir. allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

153- kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. musa’dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. demişlerdi ki: "bize allah’ı açıkça göster." böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. yine bundan dolayı onları affettik ve musa’ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik.

154- kesin söz vermeleri dolayısıyla tur’u üstlerine yükselttik ve onlara: "bu kapıdan secde ederek girin" dedik ve onlara: "cumartesinde haddi aşmayın" da dedik. ve onlardan kesin bir söz aldık.

155- onların kendi sözlerini bozmaları, allah’ın ayetlerine karşı inkara sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları lanetledik.) hayır; allah, inkarları dolayısıyla ona (kalplerine) damga vurmuştur. onların azı dışında, inanmazlar.

156- (bir de) inkara sapmaları ve meryem’in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri,

157- ve: "biz, allah’ın resulü meryem oğlu mesih isa’yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. ama onlara (onun) benzeri gösterildi. gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. onu kesin olarak öldürmediler.

158- hayır; allah onu kendine yükseltti. allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

159- andolsun, kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır.

160- yahudilerin yaptıkları zulüm ve birçok kişiyi allah’ın yolundan alıkoymaları nedeniyle (önceleri) kendilerine helal kılınmış güzel şeyleri onlara haram kıldık.

161- ondan nehyedildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri nedeniyle (öyle yaptık.) onlardan kafir olanlara pek acıklı bir azap hazırlamışızdır.

162- ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü’minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, allah’a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz.

163- nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. ibrahim’e, ismail’e, ishak’a, yakub’a, torunlarına, isa’ya, eyyub’a, yunus’a, harun’a ve süleyman’a da vahyettik. davud’a da zebur verdik.

164- ve gerçekten sana daha önceden hikayelerini anlattığımız elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik). allah, musa ile de konuştu.

165- elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). öyle ki elçilerden sonra insanların allah’a karşı (savunacak) delilleri olmasın. allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir.

166- fakat allah, sana indirdiğiyle şahidlik eder ki, o, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. melekler de şahittirler. şahid olarak allah yeter.

167- şüphesiz, inkar edenler ve allah yolundan alıkoyanlar gerçekten uzak bir sapıklıkla sapmışlardır.

168- gerçek şu ki, inkar edenler ve zulmedenler, allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir.

169- ancak, onda ebedi kalmaları için cehennem yoluna (iletecektir.) bu da allah’a pek kolaydır.

170- ey insanlar, şüphesiz elçi size rabbinizden hakla geldi. öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. eğer inkara saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü allah’ındır. allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

171- ey kitap ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. meryem oğlu mesih isa, ancak allah’ın elçisi ve kelimesidir. onu (‘ol’ kelimesini) meryem’e yöneltmiştir ve o’ndan bir ruhtur. öyleyse allah’a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. allah, ancak bir tek ilah’tır. o, çocuk sahibi olmaktan yücedir. göklerde ve yerde her ne varsa o’nundur. vekil olarak allah yeter.

172- mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler, allah’a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. kim o’na ibadet etmeye ’karşı çekimser’ davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır.

173- ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. çekimser davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azapla azaplandıracaktır ve kendileri için allah’tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır.

174- ey insanlar rabbinizden size ’kesin bir kanıt (burhan)’ geldi ve size apaçık bir nur (kur’an) indirdik.

175- işte allah’a iman edenler ve o’na sarılanlar, onları kendisi’nden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları kendisi’ne varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir.

176- senden fetva isterler. de ki: "allah, ’çocuksuz ve babasız olanın (kelale’nin)’ mirasına ilişkin hükmü açıklar. ölen kişinin çocuğu yok da kız kardeşi varsa, geride bıraktıklarının yarısı kız kardeşinindir. ama (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, kendisi (erkek kardeşi) ona mirasçı olur. eğer kız kardeşi iki ise, geride bıraktıklarının üçte ikisi onlarındır. ama (mirasçılar) erkekler ve kız kardeşler ise, bu durumda erkek için dişinin iki payı vardır. allah, -şaşırıp sapmayasınız diye- açıklar. allah, herşeyi bilendir.
bu başlıktaki tüm girileri gör

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol