mehmet altan

babasindan ve kardesinden hic bir farki olmayan zevat.biraz tanzimatcidirlar bunlar,yok yok biraz degil bunlar tanzimatcinin onde gidenidir.
entelektuellerin ve akademisyenlerin normal sartlarda medyaya itibar etmemsi gerekir.. bizim yerimiz medya diil tercihimizde.." sozunu ali atif bir’e canli yayinda soyledigi gun ellerinden opulesi dedigim akademik kisi..
6 aydir issiz olan ogrencisinin issizligini ogrendigi an " issizlik beklemeye gelmes" deyip kollari sivamis kisi. tek telefonla ise yerlestirebilen vefali dusunceli akademisyen.
ocak 1953’te ankara’da doğdu. yazar çetin altan’ın oğlu, yazar ahmet altan’ın kardeşi. ilk, orta ve yüksek öğrenimini istanbul’da yaptı. yüksek öğrenimi sırasında özel bir şirkette ve türk haberler ajansı’nda çalıştı. 1979’da fransa’ya gitti. paris sorbonne üniversitesi’nde iktisat doktoru unvanı aldı. doktora eğitimi sırasında çeşitli gazetelerde yazılar yazdı, cumhuriyet gazetesi’nin paris muhabirliğini yaptı. 1984’te türkiye’ye döndü. 1985’te denemelerini topladığı ilk kitabı kanatlı karınca yayınlandı. türkiye’de doçent ve ardından profesör unvanlarını aldı. halen istanbul üniversitesi iktisat politikaları ana bilim dalı profesörü. sabah gazetesi’nin yazarları arasında.

eserleri

kanatlı karınca (1985)
süperler ve türkiye (1986)
marks’tan sevgilerle (1989)
darbelerin ekonomisi (1990)
matadorun ölümü (1992)
amerikan rapsodisi (2000, gezi)
birinci cumhuriyet üzerine notlar (2001)
esir çocuklar cehennemi (2001)
kıbrıs diye bir ada (2003)
kırık düşler ülkesi (2003) deneme
bir gecelik aşklar nereye gider (2004)
demokrasi mi burjuvazi mi (2004)
ertelenmiş hayatları geri verin (2004)
hiçbir şey değişmiyorsa (2004)
ii. cumhuriyet demokrasi ve özgürlükler (2004)

ödülleri

1985 akademi kitabevi deneme ödülü, kanatlı karınca ile
şu an son derece öfkeli açıklamalar yapıyor ancak söylediklerinde bir tane yanlış bir şey varsa ben de insan değilim, insanlığımdan vazgeçiyorum...
bugünkü yazısında cumhuriyet ve demokrasiyi çok iyi tetkik etmiş gazeteci-yazar:

suriye’de cumhuriyet tehlikede mi?

ilginizi çekti mi, bilmiyorum ama pazar günü suriye’de bir referandum vardı. neyin referandumu? cumhurbaşkanı esad’ın görev süresinin bir kez daha uzatılıp, uzatılmayacağının...

başka aday var mıydı?tabii ki yoktu... ve beşar esad ülkedeki fiilen tek parti olan baas’ın parlamentodaki temsilcileri tarafından tek aday olarak belirlendi.

peki seçime ne kadar kişi katıldı?

suriye’de 12 milyon kayıtlı seçmenden 11 milyonu bu referanduma katıldı.

peki, kaçı evet dedi?

referanduma katılanların yüzde 97,62’si...

böylece ‘suriye cumhuriyeti, şu andaki iktidardaki cumhurbaşkanının görev süresini yedi yıl daha uzatmış oldu.’

***
suriye cumhuriyeti’nin ‘demokrasi’ ile ilişkisinin ne durumda olduğunu bbc’nin yorumu çok berrak bir şekilde resmetmekteydi:

‘suriyeli yetkililer referandumu ülke demokrasisine örnek olarak gösteriyor. fakat oylamayı boykot eden muhalefet partileri tam aksini düşünüyor.

referandumun öncesinde ülke istikrarını tehlikeye attıkları gerekçesiyle bir grup siyasi muhalife 3 ila 12 arasında değişen hapis cezaları verilmişti.

suriye’deki 12 milyon kayıtlı seçmenden 11 milyonunun katıldığı referandumda beşar esad’ın ikinci bir dönem görevde kalmasına evet ya da hayır oyu kullanıldı.

sadece 200 bin seçmen hayır seçeneğini işaretledi ya da boş oy attı.

sonuçları duyuran içişleri bakanı bassam abdülmecid, referandumun ortaya koyduğu mutabakatın suriye’nin siyasi olgunluğunu ve çok partili demokratik sisteminin güzelliğini kanıtladığını söylüyor.

fakat orta doğu’daki muhabirimiz kim ghattas’a göre, herkesin sıkı kontrol altında tutulduğu ülkede referanduma katılmamak, cesaret işi.

muhalefetin ülke içinde neredeyse hiç varlık gösteremediği suriye’de tek bir adayın katıldığı bir seçimin demokratikliği konusunda farklı düşünenler var.

beşar esad iktidara geldiğinde ülkede yeni bir reform sürecini başlatacağını vaad etmişti. ancak muhabirler ekonomik liberalleşme politikasının son derece yavaş ilerlediğine dikkat çekiyor.

önde gelen insan hakları eylemcileri ve muhalif aydınlardan oluşan bir gruba geçen ay verilen hapis cezaları, demokratik özgürlükler açısından da bir ilerleme kaydedilmediği şeklinde yorumlanıyor.’

***
türkiye hala cumhuriyet ile demokrasi arasındaki çok büyük farkı görmezden geliyor...

cumhuriyet hanedanın elinden iktidarı alır, ama çoğulculuğu garanti etmez.

işte suriye’nin durumu...

üstelik suriye cumhuriyeti’nde hanedanın elinden iktidarın alınmış olduğunu söylemekte çok zor.
çünkü aynı azerbaycan cumhuriyeti’nde olduğu gibi burada da iktidar babadan oğula geçti.

dün, suriye’de iktidarda hafız esad vardı. bugün ise beşar esad...

***
demokrasi ise çoğulculuğu, benzemezliği, farklılığı, ötekinin hakkını ve hukukunu güvence altına alır.

şiddet önermeyen her türlü fikrin özgürce ifadesini vazgeçilmez sayar...

bugün azınlıkta olanın yarın çoğunluk olabileceğini asla unutmaz.

bir ülkenin rejiminin demokratik cumhuriyet olması, yani iktidarı hanedanın elinden alıp bunu diktatörlere sunmak yerine çok partili bir rejime dönüştürmesi, tabii ki ideal olanıdır.

ama böyle bir olanak yoksa, demokrasinin cumhuriyetten çok daha önemli olduğu gün gibi ortada...

nasıl mı ortada?

ingiltere, cumhuriyet değil ama en gelişmiş demokrasi...

suriye, cumhuriyet ama tek parti faşizminin en koyusundan bir rejim...

***
yarın bir gün suriye’de demokrasi talepleri yükselse...

tek parti rejimi kendini tehdit altında hissetse...

baas partisi’ni...

suriye ordusunu...

suriye istihbaratını kontrol eden beşar esad...

altındaki zeminin kaydığını düşünse...

ne mitingleri yaptırırdı?

beşar esad için cumhuriyet mi tehlikede sayılırdı, yoksa demokrasi mi?

***
yarın bir gün, suriye’de ‘cumhuriyet tehlikede’ mitingleri görürseniz anlayın ki demokrasi tırmanıyor...

demokrasinin olmadığı ülkelerde her nedense cumhuriyetin tehlikede olduğu varsayılır...
emre aköz isimli şahsiyete, anayasasında şahıs isimleri geçen ülkeler konusunda verdiği ilhamla aşağıda ki yazıyı yazdırmış şahıstır.
http://tinyurl.com/2uhmal

şöyle bir bakalım kimlerin anayasası ne şartlarda hazırlanmış...

iran anayasası, islam devriminden hemen sonra hazırlanmıştır. humeyni ve kurmaylarının hazırladığı bu anayasada humeyni ismi geçmesi gayet doğaldır. bu anayasa ufak değişikliklerle halen yürürlüktedir.

kuzey kore anayasası, kore’nin ikiye bölünmesinden sonra oluşan devletle beraber ortaya çıkmıştır. küçük bazı değişikliklerle halen yürürlüktedir. devletin ilk lideri kim il song’un adının geçmesi gayet doğaldır.

gelelim ülkemize...
türkiye cumhuriyeti’nin ilk anayasası 1924 anayasasıdır. 1937 yılına kadar 5 defa değişikliğe uğramış 105 maddelik bir anayasadır. chp’nin altı ilkesi 1937’de anayasaya eklenmiştir. bu anayasa’da atatürk adı geçmez.

atatürk isminin geçtiği ilk anayasa 1961 anayasasıdır. yani atatürk’ün vefatından 23 sene sonra...

dünyanın tanıdığı en büyük türk’ün adını anayasa’dan çıkartmak isteyenlere cevabı ben değil, winston churchill versin:
(bkz:her yüzyıl kendi içinde bir dahi çıkarır ve bu yüzyılın dahisi türklere nasip oldu)

temel hak ve özgürlükler konusunda star gazetesindeki köşesinde çok güzel değinmiş yazar. şöyleki:

vicdanın türbanı


‘2002 yılında vicdani reddini açıklamasının ardından tutuklanarak adana askeri cezaevi’ne gönderilen mehmet bal burada yaşadığı şiddet nedeniyle 33 gün açlık grevi yapmıştı...’

8 haziran 2008 pazar günü akşamı tekrar polis tarafından gözaltına alınan vicdani retçi mehmet bal, ertesi gün götürüldüğü hasdal askeri cezaevi’nde, cezaevi yönetiminin gözetiminde ve kışkırtmasıyla 5-6 asker-mahkum tarafından linç girişimine maruz kalmıştır.’

***

‘bal, 8 haziran gecesi polisler tarafından teslim edildiği beşiktaş jandarma karakolu’nda geceyarısı, nöbetçi askerlerce dövülmüştür.’

***

‘9 haziran gecesi de hasdal askeri cezaevi’ndeki mahpus koğuşunda, askeri görevlilerin bilgisi, onayı ve teşviki dáhilinde diğer mahpuslar tarafından ağır derecede dövülerek darba uğramıştır.’

***

‘10 haziran sabahı gümüşsuyu askeri hastanesi’ne sevk edilen bal, yoğun şiddet görmesine karşın aynı günün akşamında linç edilmek istendiği

hasdal cezaevine tekrar gönderilmiştir.’

***

‘psikolojik ve fiziksel olarak işkenceye maruz kalan mehmet bal’ın yaşamış oldukları, askeri cezaevlerinin bugüne kadar vicdani retçilere ve her türden ‘itaatsizlere’ karşı uyguladığı ‘adam etme’, ‘yola sokma’ işkenceleriyle bilinen özelliğini bir kez daha ispatlamıştır.’

***

bilgisayarıma düşen mehmet bal ile ilgili yüzlerce elektronik postadan biri olan bu metin şöyle devam ediyor:

‘konuyla ilgili gelişmeler sonucunda mehmet bal’a destek vermek ve şiddet görmesini engellemek amacıyla geniş bir kampanya başlattığımızı duyurmak amacıyla yarın saat 13.00’de istanbul galatasaray lisesi önünde basın açıklaması yapacağımızı duyuruyoruz.’

***

mesaja bir ‘faks metni’ eklenmiş:

‘genelkurmay başkanlığı’na

milli savunma bakanlığı’na

tbmm insan hakları komisyonu başkanlığı’na

hasdal askeri cezaevi komutanlığı’na

2002 yılında vicdani reddinin açıklayarak adana askeri cezaevi’nde tutuklu kalan mehmet bal, verilen hava değişiminin ardından hakkında açıklanan gıyabi tutuklama kararı nedeniyle 8 haziran akşamı gözaltına alınmıştır.

8 haziran akşamı beşiktaş jandarma inzibat karakolu’nda kötü muamele ve işkenceye maruz kaldığını öğrendiğimiz mehmet bal’ın daha sonra hasdal askeri cezaevi’ne nakledildiğini avukatları aracılığıyla öğrenmiş bulunmaktayım.

nakledildiği 9 haziran akşamı hasdal askeri cezaevi’nde sorumlu bir astsubay denetiminde diğer tutukluların bulunduğu koğuşa götürüldüğünü, görevlinin ‘gerekeni yapın, ne yapacağınızı biliyorsunuz, cezaevi kurallarını hatırlatın’ diye talimatta bulunduğunu, ve koğuşa girer girmez mahkumların saldırısına maruz kaldığını öğrendim.

mehmet bal yaşadığı şiddet nedeniyle10 haziran sabahı gümüşsuyu askeri hastane’ye sevk edilerek aynı gün akşamüzeri taburcu edilerek tekrar hasdal askeri cezaevi’ne gönderildi.

yoğun biçimde darp edilerek linç girişiminde bulunulan mehmet bal’ın bundan sonraki tutukluluk halinin devamında kendisine yapılacak her türlü şiddet içeren davranışın takipçisi olacağımı belirtirim...

konunun ulusal ve uluslar arası kamuoyuna duyurulduğunu ve gerekli hukuki çalışmaların başlatıldığını da belirtirim... isim... tarih.’

ayrıca...

bu metne isminizin eklenmesi için [email protected] adresine mail de atabileceğiniz hatırlatılmakta...

***

avrupa konseyi üyesi 34 ülkede sıradan bir ‘temel hak ve özgürlük’ sayılan, ‘inancı nedeniyle askerliğini eline silah almadan yapma hakkı’ bizde hala hayatları zindana çevirebiliyor, acımasız bir muamelenin sebebi olabiliyor.

türbandan vicdani redde...

‘temel hak ve özgürlükler’ buralarda yaşamıyor.

yaşamasını istiyor musunuz?

o zaman sadece türbana ya da vicdani redde değil, tüm temel hak ve özgürlüklere sahip çıkın.

bakın işler nasıl hızlanarak çözülmeye doğru akacak.

bu topraklarda eksik olan evrensel hukuk hayata geçecek...


14.06.2008

marksist liberal adlı kitabı önemlidir. bizim gerzek klasik liberallerin aksine marksizm’le ilişkilendirir liberal görüşlerini.
"Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına carptirildi. cezasinda indirime gidilmedi.
0 /