kemalizm ve ordu

gazi’den anekdotlarla açıklanabilecek ilişki.

’1911’de vardar’da alay komutanı andertin, bardağını "arnavutluk ayaklanmasını bastıran osmanlı ordusu onuruna" kaldırır. bunun üzerine mustafa kemal söze girerek:

“ türk ordusu için iç savaşta başarıya ulaşmak bir zafer değildir. bu olayın onuruna, ülkeyi seven bir adam olarak ve türk subayı olarak sevinip kadeh kaldıramam. bundan ancak üzüntü duyabilirim. arkadaşlar, bana dikkat edin, sözlerime kulak verin. osmanlı ordusu değil türk ordusu bir gün gelecek türk varlığını, türkün bağımsızlığını kurtaracaktır. işte asıl o vakit sevineceğiz, öğreneceğiz. işte o vakit türk ordusu görevini yapmış olacaktır. ”


bu sözler, atatürk’ün ordunun işleviyle ilgili genel yaklaşımını yansıtır. ama kemalizm açısından asıl önemli olan, atatürk’ün kafasındaki "ordu-siyaset" ilişkisidir. 1924’de tbmm açış konuşmasında şu tümceler vardır:

“ sayın üyeler, ülkenin genel yaşamında ordunun siyasetten soyutlanması cumhuriyetin her zaman gözönünde tuttuğu temel bir ilkedir. şimdiye kadar izlenen bu yolda cumhuriyet orduları vatanın güvenilir ve güçlü bekçileri olarak saygın ve kuvvetli kalmışlardır. ”


atatürk daha ileri yıllardaki bir konuşmasında da şöyle demiştir:

“ arkadaşlar, tüm tarih bize gösteriyor ki uluslar yüce hedeflerine ulaşmak istediklerinde bu coşkularının karşısında üniformalı çocuklarını bulmuşlardır. tarihin bu geneli içinde büyük bir istisna bizim tarihimizde, türk tarihinde görülür. bilirsiniz ki türk ulusu ne vakit yükselmek için bir adım atmak istemişse, önünde hep önder olarak, yüksek ulusal ülküyü gerçekleştirecek hareketlerin kılavuzu olarak, kendi kahraman çocuklarından oluşan ordusunu görmüştür... bu evlatlarımız arasında yarının kahramanlarını yetiştiren öğretmenlerimiz de vardır... ben büyük ordumuzun subaylarından ve onlarla birlikte olan, fikriyle, vicdanıyla ve bilim anlayışıyla ulusal kahramanlığı katılmaya hazır türk gençlerinden söz etmiş oluyorum. ”


atatürk konuyla ilgili hemen tüm konuşmalarında, orduyu ulusun üzerinde değil "ulusun emrinde" bir güç olarak tanımlamaya özen göstermiştir. ordunun "ilerici" yönünü vurgulamıştır. "ordu-siyaset" ilişkisiyle ilgili tutumunu ise, daha genç bir subayken ittihat ve terakki’nin 1909 selanik kongresi’nde ortaya koymuştur:

“ subaylar partide kaldığı sürece, ne güçlü bir partiye ne de güçlü bir orduya sahip olabiliriz. üçüncü kolorduya bağlı subayların çoğunluğu aynı zamanda partinin de üyesidirler, etkili bir güç oluşturduklarını ise söylemek zordur. buna karşılık, parti de halkı kendine çekme imkanına sahip değildir; çünkü gücünü ordudan almaktadır. partide kalmak isteyen subayların ordudan istifa etmeleri kararını burada verelim. ayrıca geleceğin subaylarına siyasal ilişkiler kurmayı yasaklayan bir kanunun kabulüne de ihtiyacımız vardır. ”


atatürk’ün "ya üniforma ya siyaset" tavrı o kadar nettir ki cumhurbaşkanı olduktan sonra, halkın karşısına hep sivil kıyafetle çıkmaya bile özen göstermiştir. üstelik "mareşal" üniformasını yaşamı boyunca taşımak hakkına sahip olduğu halde; ve asker kökenli olmayan birçok devlet başkanının bile resmi törenlerde üniforma taşıdıkları bir dönemde...’

bütün bunlara ilaveten söylenebilecek şey türk ordusunun soğuk savaş döneminde tamamen bu perspektiften ve ilkelerden -en önemlisi de kendisini vareden temel olgu olan anti emperyalizm- uzaklaşıp karşı devrim aracı haline gelmiş olmasıdır. işte bu yüzden günümüzde kemalizmin darbeciliğe yol açtığını iddia edenler 12 mart’ta tam bağımsız türkiye diyerek asılan gençleri, 12 eylül cuntasının türk islam sentezciliğini herhalde unuttuklarından pek ağızlarına almazlar.