hayat ne tuhaf vapurlar filan

hayatı tuhaf yapar vapurlar hep bi ayrılığı hatırlartırken garipleşir insan esen rüzgara karşı sıgarayı yakmıştır ve de coktan sorgulamaya başlamıştır hayatını. anlamlandıramadığı hayatı hep gerisinden bi martı gibi ondan ilgi beklerken ne yapsınki başka tüm bu tuhaflık ve hüzün bir anda sanıyede dakikada uçup gidiverir inerken vapurdan ruya yada gerçek hangisi ise vapuda yaşadıkları bitiverir. hayat ne tuhaf vapurlar filan.
öyle bir laftır ki herhangi bir zamanda ya da söyleminizde alakası olmasa bile sırıtmaz.
*şimdi bak npn transistörlerde bazın iletken olabilmesi için emetörden ufak bir akım gelmelidir.
-ya kim düşünmüş bunu böyle yahu?
* bilmem ohm denen adam olabilir. hem ilginçtir alo aslında graham bell’in sevgilisinin adının baş harfleriymiş.
-hadi yaa?
*yaa hayat aslında ne garip öyle vapurlar felan.
- valla haaa.
-hayat ne tuhaf mutluyken mutsuz huzurluyken huzursuz olabiliyorsun küçük bir olayda bozuluyorsun,küçük bir olayda uçabiliyorsun,umulmadık hain bir ağırlık çökebiliyor bazen ..
+kakan mı geldi?
-evet.
doğrusu şöyle olması gereken cenk erdem repliğidir.

cenk bey ve erdem beyler bu şarkıyı eş zamanlı söylerler. fii tarihinde show radyo’da sergilenmiş bir hayat felsefesiydi.

şöyledir kendileri;
cenk bey der ki: hayat çok garip vapurlar filan!
erdem bey de cenk bey’le aynı anda der ki:vapurlar çok garip bacalar filan.
(bkz:oncelikle iyi aksamlar diliyorum),

(bkz:anladın sen onu),

(bkz:oha falan oldum),

(bkz:tam super olucak),

(bkz:benimlen polemigine girmeyin),

toplumsal uyusturucu doneminde yasıyoruz, telvizyon, internet, din, kapitalizm, amacsız bahsedilmis vaad edilmiş guzellikler; para, ev, araba...

bu uyusturucu bizi suru yapmıs, bu surunun bir koklasma bicimi var birbirini tanıma bicimi, bu kimi zaman kıyafetlerle, kimi zaman dinlenilen muzik ile kimi zaman vakit gecirilen yerle oluyor, iste kimi zamanda jargonla.

kimisi daha genelin icinde yer alıyor anladın sen onu diyor, haftanın bir gunu yeni bolumunu, diger gunleri tekrarını izledigi bir diziye tabi oldugu icin, kimisi daha ufak bir kesime tabi oluyor hayat ne tuhaf vapurlar filan diyor, cunku onu diyince o da toplumdan biri oluyor bireylikten kurtuluyor parcası oluyor bir butunun, var oluyor bir sekilde, hic olmaktan iyidir diyor...

cenkerdem beylerin literaturume kattıgı en ihtişamlı kelime..
insanın ayık kafayla bile durup durduk yerde
yada parkta yürüyorken
denize bakıyorken hayatı sorgulamasına neden oluyor
bu cümleyi ögrenmeyenler için hayatlarından büyük bir boşluk olsa gerek.
içki sofralarının bir numaralı malzemesidir; hayatın anlamı nedir? şimdi üzerinize afiyet ama ben yarraktır diyeceğim. tabii bi mecaz bu, zira hayatımı yarrak üzerine kurmuş değilim. sadece bize sunulan “abi hayatın anlamı nedir, ben bulamadım, çok zor, karmaşık, atomlar, göktaşları, galaksiler, samanyolu, kozmos, kıl, yün, vs.” şeklindeki sanki bu yaşam denilen şey milyarlarca sihirden oluşuyormuş, çözmek için göt gerekirmiş de o bizde mevcut değilmiş gibi bir prosedürü henüz anlamış değilim ve bu durumdan fena rahatsız olmaktayım. arkadaş bu sırrına vakıf olamadığımız şeyi anlamak için öyle yıllarca, asırlarca kafa patlatmanın, saç ağartmanın, migren sahibi olmanın bir lüzumu yoktur. konu ise gayet basittir. şöyle ki; hangi yüzyıl içerisindeyiz? 21. yüzyıl. sene? 2008, ay? ağustos, kaçı? 18 i, gün? pazartesi, saat? 21:33 bir zaman aralığı belirleyin kendinize. en iyimser 1 ile 110 yıla tekabül eden bir zaman aralığı olsun. peki bu aralık içerisinde bulunanlar nedir? insan yaşamı. yani şöyle ki; içerisinde bulunduğumuz yüzyılda, 18 ağustos 2008 de, saat 21:33 itibariyle hayatta olan yaklaşık 6 buçuk milyar insan 1 ile 110 yıl arasında bir tarihte ölecektir. sadece 1 ile 110 yıl. “abi biz çözemiyoruz bi türlü” dediğin yaşam, hayat, vs. 1 ile 110 yıl gibi kısa bir zaman dilimi içerisinde yok olacak. e peki tüm bu verilerin ışığında sormak istiyorum; madem en iyimser tahminle 110 yıllık bir yaşama haizsin, o zaman bu sırrını çözemediğin sik nedir arkadaş. galaksiydi, kozmosdu neden bu kadar sikinde. lan zaten öleceksin gideceksin, 3/5 sene sonra leğen kemiğinin tozunu bulamayacaklar, peki nedir sendeki bu doyumsuzluk, bu geçmişe ve geleceğe dair anlamsız öfke ve kin. her siki de bilmek zorunda mısın? misal bugün bakıyorum cern diye bir yer var. arkadaşlar koca şehrin altına bir laboratuar inşa etmişler, tüm şehri çevreleyen bir boru hattı döşemişler ve bu boru hatlarının içerisine iki tane atom parçacı bırakıp, birbirlerine çarptırmak suretiyle karşı madde diye bi maddeyi keşfedip tanrının galaksiyi nasıl yarattığını, yaşamın başlangıcındaki sırları çözmeyi ummuşlar. e arkadaş hadi ben tanrıya inanmıyorum, yaşam denilen sürecin suda konuşlanan tek hücreli canlıların karaya çıkıp evrile evrile bu hale geldiğimize inanıyorum. beni çabucak inandırdın, zaten ben de “lan bi atraksiyon olsa da inansam” diye heyecan içerisinde bekliyorum. beni kandırman kolay oldu. peki arkadaşım onca karşıt görüşlü insanı nasıl inandıracaksın. lan şerefsiz, adam sana sormaz mı arkadaşım bu iş böyle iki tane atomu birbiriyle çarptırınca meydana geliyorsa bu tanrının hiç mi bi numarası yok, biz bunca zaman boşuna mı taptık. e madem artık sen buldun olayı sana tapalım demez mi? e sen bulmadan önce bizim mahallede karpuz sergisi olan muzaffer abi karpuzlara odaklanacağına atoma odaklansaydı da o akıl etseydi bu hadiseyi biz o zaman muzaffer amcaya mı tapacaktık diye sorsa ne cevap vereceksin lan ahlaksız. bizi mi sikiyonuz diye de ekleseler n olacak o zaman sizin şanınız şerefiniz tatlı su kurnazları. o sebeple “ovvvv biz süper bi olayı günışığına çıkardık, evrenin nasıl meydana geldiğini bulduk, yaşam sürecinin başlangıcını çözdük” kavlinden sikindirik teorilerinizle insanlığın kafasını karıştırmayın. insanoğlu, siz de “abi kafam çok karışık, düşünüyorum düşünüyorum çözemiyorum. lanet olsun” şeklinde yakınmayın a.k.. arkadaş konu gayet basit; 1 ile 110 yıl arasında şu an hayatta olan herkes ölmüş olacak. bu kadar basit, bi allah ın kulu, “insanım” diye geçinen bi canlı bulunmayacak. bu kadar basit. ha diğer mahlukatlar hakkında bi yorum yapamıyorum. misal karetta karetta denilen şerefsizler neredeyse bin yıl yaşıyor ırkını siktiklerim. hamamböceği desen radyasyondan bile etkilenmiyor, kafasını koparsan yine yaşıyor. öyle hadsizler. sözlerim tamamı ile insan ırkıyla alakalı. neyse, peki sonuç nedir? sonuç şu ki; hayat zerre tuhaf değil, vapurların da a.k. ölüyoruz işte lan.
vapurda her zaman alt salonda otururum, bu sabah bir kadın vardi balık eti civarlaında, elimde gazetem ve gözlerimde uykum ile girdim salondan içeri oturdum, kadın dizleri civarından başlayan morumsu-pembemsi bir elbise giymişti, öğretmen havası vardı, biraz sonra kadın ayağa kalkıp elbisesini düzeltmek ister gibi bir hareketle arkasını döndü, eteği toplanmış giydiği jartiyer (askısız olanlardan) gorunuyordu, oturdu dizleri hizasından jartiyer gene görünüyordu.
evet hayat ne tuhaf vapurlar filan.
nasılmıyım?

kanatları hırçın ve haylaz çocuklar tarafından sırf eğlence, sırf sadistlik olsun diye koparılan bir sinek gibiyim. öyle buruk öyle acı doluyum.

işte, hayat ne garip vapurlar filan.
life is how strange, ferries blah blah.

life is how strange, ferries and stuff.

how strange is life, ferries blah blah.