covid-19 salgınının var olduğuna inanmamak

virüsün kendisinden çok propagandasının kol gezdiği bir durum var ortada. evet bir virüs var, öldürüyor da bulaşıyor da, ama 144p şeklinde çekilmiş dünyanın öteki ucundan ölüm görüntüleri her gün tvde. yalan olduğunu biliyorsun ama söyleyince koca tv yalan mı söyleyecek oluyor.

mehmet ceyhan

Tırnak içinde "salgın" sırasında önceden hazırlanmış sorulara verdiği önceden hazırlanmış cevaplar dışında tırnak içinde "bilimsel" faaliyetini göremediğimiz profesör.




odatv linki çalışmayabilir, o yüzden yazıyı aynen kopyalıyorum. haklarını helal ediversinler.

https://odatv.com/ekran-ekran-gezen-prof.-mehmet-ceyhani-tanir-misiniz-22042010.html

Ekran ekran gezen Prof. Mehmet Ceyhan'ı tanır mısınız

Bu aralar... En çok gözüme çarpan isim ise; bizim Ankara'dan Prof. Mehmet Ceyhan...

22.04.2020 19:18
TV seyretmeyeceğim demiştim kuzum ama...

Olmuyor şekerim! Ne oldu, ne olacak derken, akraba gibi olduk ayol Profesörler ile...

Bu aralar... En çok gözüme çarpan isim ise; bizim Ankara'dan Prof. Mehmet Ceyhan.

Maşallah; kanal kanal geziyor! Yorulmak nedir bilmiyor mu ayol?

"Bilim kurulu üyesi" dendi önce; günler geçti, birden "yok" dedi, "Bilim Kurulu Üyesi" değilim... Eee ilk ekrana çıktığın günlerde niye düzeltmedin? Bir mim koydum...

Ama üyeydi değildi ekran formunda düşüse sebep olmadı. Her akşam çıkmaya devam etti. Ben de bir tiryakilik yaratmasın mı?

Her gece bakmaya başladım televizyonlara ve inanın mutlaka her gece bir ekranda idi. İnsan hiç yorulmaz mı?

Desem ki ekrana çıkmak için "diş kirası" alıyor ama yani para yok, her kanala çıkıyor kimse para vermez bilirim torunlardan...

Bizim ankaralı profesör konuştu da konuştu.

Hatta en çok uzmanlık alanıyla konuştu, aşılar.... Aşılarla ilgili sürekli, "Salgın şartlarında bile çocukların ve risk grubundaki yetişkinlerin aşılarını ihmal etmemek gerekiyor" dedi...

Aşılarla pek ilgiliydi; biraz hafızamı zorlandım; malum çabuk unuturuz vesselam...

AŞI ÇALIŞMA GRUBU

Hatırlayın kuzum; bir oluşum vardı; Aşı Çalışma Grubu!

2005 yılında kuruldu; profesörler, doçentler vs.

Fakat...

İş sadece o kadar değildi; ilaç şirketleri de vardı; finansman sağlamak mıydı oluşuma bilmiyorum?

Bu grup Sağlık Bakanlığı'na hangi aşıların yapılması gerektiğini tavsiye ederdi...

Sonradan Sağlık Bakanlığı "bizimle alakası yok" dedi; birkaç aşı skandalı filan oldu; ondan herhalde...

Bizim Ankaralı profesör nerde bulunursa orada "kim kimle bağlantılıdır" hep karışık oluyor...

Velhasıl... Hukuki olarak bir karşılığı olmayan bu grup ilaç şirketlerinin de katılımıyla ve bazı profesörleri de vitrine koyarak neyi hedeflemişti acaba? Para değildir canım, ne diyor bizim torunlar bu işe "sosyal sorumluluk projesi!"

Kimler yoktu ki? “Sanofi Pasteur Aşı A.Ş.”- “Merck Sharp Dohme İlaçları Ltd. Şti”- “Glaxo Smith Kline” – “Wyeth” – “Novartis Sağlık, Gıda ve Tarım Ürünleri San. ve Tic. A.Ş.” – “Keymen İlaç Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.”

Ve... En mühimi belki de, “Pfizer İlaçları Ltd. Şti.”

Bu vitrindeki doçentler, profesörler de yine bugünkü gibi ekranlardaydı; aşı gerekliliğinden vs. bahsederdi.

İşte bizim Prof. Mehmet Ceyhan bu organizasyonun merkezindeydi. Aşı Çalışma Grubu direktörüydü.

Hatta... Şimdi ekranda sık gördüğünüz Bilim Kurulu Üyesi Prof. Serhat Ünal ve Prof. Levent Akın da gruptaydı... Hepsi Hacettepe'den kuzum...

Pfizer'in koordinatörü Mehmet Ceyhan isminde biri var mesela. Acaba Prof. Mehmet Ceyhan ile bir akrabalığı mı var diye düşündüm; sordum soruşturdum...

Ayol, kimse Prof. Mehmet Ceyhan hakkında bir şey bilmiyor ya!

1981 yılında Hacettepe'den mezun olmuş!

Eee, öncesi?

Işınlanmadı ya bu adam ayol!

Nerelidir? Kimlerdendir hiç bilmiyoruz mesela...

Türkiye'ye akıl veren "bilim insanının" nerelerde görev yaptığı filan bilinmez mi? Akademik makaleleri filan... Yok bulamadım.

Ayrıca... En kafama takılan, Mert Ceyhan nesidir?

PFIZER YARIŞMASI

Geçtiğimiz Eylül'dü; Ankara'da Sheraton Hotel'de görmüştüm Prof. Mehmet Ceyhan'ı; bir yarışmanın bilim kurulu üyesiydi.

Ödül de tabi “Pfizer” olunca Mert Ceyhan da oradaydı; pek yakındılar!

Hayır, mazileri de eski hani, tesadüfi değil o bakımdan!

Prof. Levent Akın jürideydi hatta... O da şu an bilim kurulunda biliyorsunuz!

Hatta... Kendisi de Aşı Çalışma Grubu'dan idi; yine bilim kurulundan bir tanıdık isim daha size: Prof. Serhat Ünal!

Günümüzün ekran yıldızları!

Bu arada... Bu aşı çalıştaylarını filan Sağlık Bakanlığı ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği ortaklaşa yapıyordu, 2015'den beri; dernek başkanı da yine Prof. Mehmet Ceyhan; Genel sekreter de Prof. Ateş Kara...

BOZUK AŞILAR

Hatırlayın kuzum...

2017 yılında Sayıştay'ın Sağlık Bakanlığı'yla ilgili yayınladığı denetim raporunda, 2018 yılında toplam 1 milyon 628 bin doz aşının il sağlık müdürlüklerinin depolarında bekletilirken miatlarının dolduğu belirtilmişti. Bayatlayan aşıların kızamık, grip ve hepatit b ve PPD gibi dozlardan oluştuğu, maddi değerlerinin ise 11 milyon liranın üzerinde olduğu hatta.

Sayıştay raporuyla belgelenince bu “aşı skandalı”nı Meclis'e taşıyan isim İyi Parti Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal oldu.

Sağlık Bakanlığı'nın konuyla ilgili açıklamasının kamuoyunu tatmin etmediğini söyleyip, "Bakanlık resmi bir rapor ile ortaya çıkan skandalı araştırmak yerine muğlak açıklamalar ile konuyu geçiştirmeye çalışıyor. Ancak ben açık ve net soruyorum. 63 bin yavrumuza süresi dolmuş aşı uygulandı mı uygulanmadı mı?” diye sordu.

Sonra ne oldu bilmiyorum, bir ses çıkmadı...

Fakat... Bildiğim şu “Aşı Çalışma Grubu” ortadan kayboluverdi...

İnternet sitesini filan kapattılar, sanki hiç var olmamış gibi; gerçi Enfeksiyon Hastalıkları Derneği'nin sayfasında isim duruyor ama site yok artık!

Demem o ki; nasılsa her akşam bir kanalda gördüğümüz ve göreceğimiz Prof. Mehmet Ceyhan'ı; bir zahmet sorsun sunucular, gazeteciler kimdir bu profesör?

1971 yılından öncesinde neler yapmış mesela? Neler çıkacak merak ediyorum... Hadi gazeteciler beni meraktan kurtarın lütfen...

Son sözüm Mustafa Kemal Atatürk'ün umudu bugünün çocukları geleceğin aydınlık Türkiye'sinin büyüklerine...

Güzel çocuklarım; 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramınızı kutlar; hepinizin gözlerinizden öperim...

Nice nice bayramlara...

Hürrem Elmasçı

Odatv.com

29 nisan 2020 antalya korona zirvesi

Öncelikle değerli kurucumuz independence'e ve sözlük sakinlerine selamlarımı ileterek kralların geri döndüğünü bildirmek isterim. (bkz:Uzun zamandır yoktum biri demiş öldü; şimdi de yazsınlar krallar geri döndü)

Evet, mustaitbiradam ile bir kez daha gerçekleştirdiğimiz bir zirveyle karşınızdayız. Canına yandığımın dünyasında sanki yaşanacak bir hayatımız varmış gibi bir de ırkını gondiklediğimin koniçivalılarının yediği bok püsür yüzünden çıkan virüs belasına gömüldük. Bu süreç mustaitbiradam ile planladığımız tüm sosyal, kültürel, felsefik, spesifik ve sportif faaliyetlerimizi baltalamış olsa da Giresunlu Tiktokçu lavuktan feyiz alarak "Türküz biz Türk. Corona, sen mi büyüksün biz mi?" düşüncesiyle virüse meydan okuyup tam teçhizat kendimizi yürüyüşe vurduğumuz zirvedir.

Bu zirvede yine çeşitli saykoluklar, hayaller hayatlar ikilemleri, aile evi terörü, hayat kaygıları, varoluşsal sancılar, Hikmet abi, Yusuf abi, Arap Turan üçlemeleriyle birtakım troll fikirler, söylemler ve eylemler vuku bulmuştur.

Dipnot: Bu zirve sosyal mesafe kurallarına uygun olarak gerçekleştirilmiştir.
Dipnot 2: Bu zirve 20 yaş altı ve 65 yaş üstü kişilere armağan edilmiştir.

Arap Turan kim mi?
O tanıtır kendini size yarın.

10 nisan 2020 31 ilde sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi

bazen düşünüyorum neden yazıyorum diye.. neden vaktimi harcıyorum? neden sivriliyorum? neden kendimi suyun akışına bırakıp gitmiyorum diye.. cevabını ben de bilmiyorum.

bildiğimi düşündüğüm bir şey var nasıl bir kötülükle karşı karşıya olduğunuzun farkında olsanız uyuyamazdınız. yazamadığım şeyler aklımdan bir saniye bile çıkmıyor, bazı geceler uyuyamıyorum. belki de yazmanın nedeni budur.. kabusumun ağırlığını sizinle paylaşmaktır..

sonra kabusun ağırlığı azalmadığında anlıyorum aslında kabusumu değil umudumu paylaşmak için yazdığımı. çünkü bir umudum var.

herkes kalemleri bıraksın..

hepinizin kaç kere duymuş olduğu bir cümle bu.. içinizi pek rahatlatmayacak biliyorum ama ölüm de aşağı yukarı budur. sınavın sonu.

inaçlı biri misiniz bilemiyorum.. ama şunu bir kere daha hatırlatayım, inançlarımızın gerçekler üzerinde bir etkisi yoktur.. yani bir yaratıcı yoksa ben inanıyorum diye var olmaz, bir yaratıcı varsa da siz inanmıyorsunuz diye yok olmaz. o yüzden boşver inanmayı.. inanmak hiçbir şeydir, bilmek her şey.

benim bildiğim şey de şudur; dünya size anlatılan top değil. yaratılmış bir yerde yaşayan yaratılmış canlarız. bilmenin ötesinde bunu size kanıtlarım, daha da güzeli sizin kendi kendinize kanıtlamanızı sağlarım. sağlardım... keşke imkanımız vaktimiz olsaydı daha detaylı yazabilseydik ama hepimiz insanız sonuçta bizi sınırlandıran şeyler var vakit, para, güç... şimdilik bu kadar geldi elimden.

yazılanların çizilenlerin bir anlamı var mı onu da bilmiyorum.

malesef kötülüğe tapanlar bu dünyadaki tüm anlamlı şeylerin içini birer birer boşaltmaya kararlı.

açlıkla terbiye çağına hepimiz hoş geldik.

işin özü şu bu bir yaratıcınızı reddettirme savaşıdır. ya bu dünyayı seçip tırnak içinde "yaşayacaksınız" ya da teklifi reddedip tırnak içinde "öleceksiniz".

biliyorum bu söylediğim de içinizi rahatlatmayacak ama hep aklınızda olsun; "dünyada kişi başına düşen ölüm oranı 1'dir". o yüzden, rahat olun, hayatınızın tadını çıkarın. belki de ölümden öte köy vardır.

ve dua edin. tertemiz bir kalple dua edin.

ölmezsek, vaktimiz olursa, gücümüz olursa devam ederiz.

5g

quentin karantino günleri için uzun bir yazı.. çayınızı kahvenizi alınız.

soru: 80 kiloluk bir arkadaşınız var. tek elinizi kullanarak arkadaşınızı yerden 1.5 metre yükseğe kaldırabilir misiniz?

cevabı "hayır" değil mi?

şimdi biraz süsleyelim;

soru aynı…. ama fakat;

https://previews.123rf.com/images/ljupco/ljupco1601/ljupco160100215/51639776-delighted-young-guy-swinging-on-a-wooden-swing-and-looking-at-the-camera-isolated-on-white-backgroun.jpg


cevabınız değişti mi?

iki durum arasındaki farkı yaratan şey nedir? cevap: frekans.

düzgün tekrarlanan hareketlerin bir frekansı vardır.

salıncağı nasıl salladığınızı bir düşünün.. salıncak ileri gidiyor, sonra tekrar geri, size doğru gelmeye başlıyor, tam önünüzde en yüksek konumdayken ittiriveriyorsunuz ve salıncak biraz daha hızlanıyor.

salıncağı rastgele konumlarda itmiyorsunuz. yani ortadayken ya da size daha tam ulaşmamışken vs değil. tam doğru konumdayken itiyorsunuz. diğer bir deyişle salıncağın hareketine, yani "frekansına" uymanız gerekiyor. ancak o zaman uyguladığınız o küçük küçük kuvvetler birikerek etki etmeye başlıyor.

salıncağın frekansına tam uyduğunuzda, salıncakla "rezonansa" girmiş oluyorsunuz.

rezonansın önemi şu; salıncağın frekansına uygun darbeleri verdiğiniz sürece salıncağın hareketi daha da şiddetlenecektir. kumbaraya para atar gibi düşünün. çok devam ederseniz en sonunda salıncağın ipini parçalayabilir, arkadaşınızı 5 metre ileri fırlatabilirsiniz..

rezonans önemli yani..

şimdi bir terim daha görelim, hertz. saniyede 1 kere olan şeyin frekansı 1 hertz'tir. örneğin duvar saatinin saniye kolunun frekansı tam olarak 1 hZ'tir. saniyede 1 kere oluyor.

hareket saniyede 2 kere tekrarlıyorsa 2hertz, 1000 kere tekrarlıyorsa 1 kilohertz, 1 milyonsa megahertz, 1 milyarsa gigahertz..

bu büyüklükleri şöyle basitçe gösterelim.




dalgaboyu ve frekans özünde aynı şeyi anlatan iki farklı terim. ha "hoca ali", ha "ali hoca" der gibi düşünün. yarın bugün biriyle bu konuları konuşursanız frekans yerine yanlışlıkla dalgaboyu diyebilirsiniz.. sorun yok.. günlük sohbet bağlamında çok da kritik bir hata yapmadınız yani, merak etmeyin.


en bildiğimiz dalga tiplerinden biri olan ses dalgalarının da bir frekansı var. ses dalgaları da tekrarlayan bir harekettir.

şöyle bir işitme testi vereyim. biraz bu frekans meselesine hakimiyetiniz artsın.

öncesinde bir küçük bilgi.. yaşınız arttıkça tiz sesleri, yani yüksek frekanslı sesleri duyamaz hale gelirsiniz. yalnızca bas sesleri, yani düşük frekanslı sesleri duyarsınız. nedeni nasılı uzun hikaye.. yapın bakalım kulaklarınıza bir yaş testi. 13 bin hz civarını duyabiliyorsanız ergensinizdir. orta yaş için 8000'e kadar duymanız yeterli ve iyidir.




devam edelim. elektromanyetik radyasyon nedir?

elektromanyetik radyasyon bir dalgadır. ses dalgasından farklı ama özünde yine tekrarlayan bir hareket. çok basit bir ifadeyle radyo dalgası.

radyo dalgası derken her şey içinde; radyo yayınları, televizyon yayınları, telsizler, mikrodalga fırınlar, cep telefonları..tüm dalgalarda olduğu gibi frekansı var, dalgaboyu var vs.

radyo dalgası denince aklınıza evinizdeki ampul ya da mum ışığı veya güneş gelmeyebilir. ama onlar da birer elektromanyetik radyasyon kaynağı. yani bildiğiniz ışık da aslında elektromanyetik radyasyondur.

şöyle bir elektromanyetik spektrum resmi koyalım.



elektromanyetik spektrum çok geniş bir dalga boyu aralığını kapsıyor.. gözümüzle gördüğümüz ışık yani "görünür bölge" bunun çok küçük bir kısmı.. radyo yayınları, televizyon yayınları, telsizler, cep telefonları filan bunların hepsinin çalıştığı belirli frekans aralıkları var.

aklınızda tutmanız gereken önemli bir yer mikrodalga aralığı.. yani çok kabaca 1 gigahertz ile 1000 gigahertz arasındaki bölge.

sorumuzu soralım: elektromanyetik radyasyonla insan vücuduna zarar verilebilir mi?

önce biraz kimya görelim ama daha öncesinde bir itirafta bulunayım.. ben bize okullarda öğretilen şeylerden artık pek emin değilim güzel dostlar. yani moleküldür, atomdur bilmem nedir, bunların ne kadarı gerçek, ne kadarı saptırılmış bilgi, ne kadarı tamamen fantazi bilemiyorum. ama yine de aşağıdaki metinde hepimizin anladığı anlamda moleküldür, atomdur, elektrondur gibi terimleri kullanacağım. maksat hem gönüller hoş olsun hem de anlaşabilelim.


size bir molekül göstereyim



molekülün adı hcn, hidrojen siyanür.. evet. zehirli. hem de çok.. siyanürle zehirlenen insanların kullandığı bu değil, buna yakın başka bir molekül..potasyum siyanür veya sodyum siyanür.

hidrojen siyanürün içinde hangi atomlar var? hidrojen h, karbon c ve azot n.

şimdi de vücudunuzda olan bir molekül görelim.

glisin.. vücudunuzda doğal olarak bulunan bir amino asit.



fark ettiyseniz onun içinde de hidrojen, karbon ve azot var.

madem vücudumuzda azot var, hidrojen var karbon var, neden siyanür zehirlenmesinden ölmüyoruz?

çünkü kimya öyle işlemiyor.

moleküller atomların bir araya gelmesiyle oluşuyor ve her bir molekülün oluşması için özel basamaklardan geçilmesi gerekiyor. atomları lego parçaları gibi düşünün.




lego parçalarını bir kovanın içine atıp çalkaladığınızda karşınıza yapılmış bir ev çıkmıyor.. legodan ev yapmak için tek tek uğraşmanız gerekiyor. atomlardan belli bir moleküle ulaşmanız için de aynı şey geçerli.. hele vücudumuzdaki devasa moleküller gibi binlerce atomun belli bir düzende bir araya getirilebilmesi için çok çok çok çok çok özel basamaklar gerekiyor.

yanisi; evet vücudumuzda en azılı zehirleri oluşturabilecek atomlar bile var ama zehir filan oluşmuyor, endişe etmeyin.

ama bu demek değil ki dışarıdan bir müdahaleyle vücudumuzda hiçbir şey yapılamasın..


devam ediyoruz. şu molekül işine geri dönelim.

molekül demek iki veya daha fazla atomun bağlanması demektir. iki atom yan yana geliyor ve birbirlerine bağlanıyor. ama bunu atomlar çiviyle çakılmış gibi sabit duruyor olarak düşünmeyin.. aslında atomlar şöyle bağlanıyor.





frekansı görebildiniz mi? görmüşsüzdür..

frekans, salıncak, şiddet vs.. ortadaki kırmızı atomla yanlardaki beyaz atomlar arasındaki bağı nasıl kırabileceğiniz konusunda bir fikir belirdi mi aklınızda? dürteceksiniz değil mi? belli bir frekansta.. neydi onun adı? rezonans.


bir video daha var. doğrudan 2. dakikaya da gidebilirsiniz. su molekülünü anlatıyor, daha spesifik bir bilgi veriliyor, genç kulaklarınızı iyi açın.


suyun titreşimleri hangi frekans aralığındaymış? mikrodalga. şimdilik bunu not edin.

teorik olarak düşündüğünüzde; madem ki bir moleküldeki atomlar belli bir frekansla hareket edip duruyor, o halde tam o frekansta bir etkiyle moleküldeki atomları ayırabiliriz.

peki gerçekten de spesifik bir reaksiyonu, spesifik bir dalgaboyuyla (frekansla) başlatabilmek, yönlendirebilmek, hızlandırmak, yavaşlatmak mümkün mü?.. cevap "evet". birazdan gözümüzle göreceğiz.

başka bir moleküle bakıyoruz. HCL… hidroklorik asit. günlük hayatınızda da karşılaştığınız bir asit. tuz ruhu..

şimdi çok sağlam bir bilimsel bilgi veriyorum: hidrojen gazı ve klor gazı bir araya konduğunda çok şiddetle tepkimeye girerek hidroklorik asit oluşturur.

önce bunun kimyasal ifadesini görelim..

h2+cl2 ---> 2 hcl

dikkat edin h2 ve Cl2 yazıyor. tek başına h ve cl değil.

sol taraftaki 2'lerin anlamı şu.. gazlar doğal hallerinde molekül olarak geziyor, yani yan yana iki atom birlikte olacak şekilde. tek tek atomlar şeklinde değil.

burayı da anladık.. o zaman soru soralım;

"bir kabın içine hidrojen gazı ve klor gazı koyup çalkalarsan hidrojen ve klor çok şiddetle tepkimeye girerek Hcl oluşturur.." doğru mu yanlış mı?

cevap: yanlış..


çünkü kimya öyle işlemiyor..

hidrojen ve klor gazlarından hidroklorik asit elde etmen için önce klor molekülünü kırıp iki tane klor atomu elde etmen gerekiyor.

şimdi düşünelim, klor atomları belli bir frekansla titreşiyorsa ve aralarındaki bağı kırmanız gerekiyorsa bu bağı titreştirebileceğiniz özel bir dalgaboyu var olabilir mi?

elbette var. ultraviyole. yukarıdaki grafikte soldaki lacivert renkten hemen sonra başlayan dalgaboyları.

gözümüzle görelim.. deney tüpünün içine klor ve hidrojen gazları konmuş.. farklı renklerde, yani farklı frekanslarda ışık tutuyorlar.. kırmızı, sarı, mavi, mor.. hiçbir şey olmuyor.. ta ki ultraviyole gelinceye kadar.



demek ki spesifik bir reaksiyonu belli dalga boylarını kullanarak başlatmamız, hızlandırmamız, durdurmamız, yönlendirmemiz mümkün.. genel anlamda molekülleri ve daha da genel anlamda etrafımızda gördüğümüz her şeyi elektromanyetik radyasyonla etkileyebiliyoruz.

son bir not; videodaki arkadaşlar deneyi laboratuarda değil kapalı bir amfide yapıyorlar. neden? çünkü penceresi olan bir mekana güneş ışığı girer. güneş ışığında ultraviyole de var. yani klor ve hidrojeni güneş ışığının çok az girdiği bir yerde yapsan bile çok hızlı ve çok tehlikeli bir tepkime gerçekleşir.

şimdi yavaş yavaş bizi daha yakından ilgilendiren bir moleküle gelelim.

h2o.. su.. vücudunuzun %70'i.

suyu etkileyebileceğimiz özel bir dalgaboyu aralığı var mı? var değil mi? yukarıdaki videoda söyledi zaten. mikrodalga. tam olarak 2450 megahertz, 2.45 gigahertz.

mikrodalga fırın görmüşsünüzdür, değil mi?



hepimiz üç aşağı beş yukarı ne olduğunu biliyoruz.. mikrodalganın içine kesinlikle elimizi sokmuyoruz. mikrodalga yiyeceklerdeki suyu ısıtıyor. tabak soğuk ama yemek sıcak.. da ne kadar sıcak?



size zarar vermek isteyen biri mikrodalga fırınla, deyim yerindeyse "kanınızı kaynatabilir mi?"

kaynatır kaynatmasına da.. gerek yok..

şöyle söyleyeyim; vücudunuzun normal sıcaklığı 36.5 derece. 38 oldu mu yatağa yatıyorsun, 41'de yataktan kalkamıyorsun, 42'de beyin hasarı başlıyor, 44'te "hesabı alabilir miyim" diyorsun. yani birilerin mikrodalgayla size zarar verebilmesi için ille de sizi buharlaştırması gerekmiyor.

"eyvah! ya birileri mikrodalga yayan bir silah yaparsa" diye endişeleniyorsanız vaktinizi boşuna harcamayın, yapıldı bile..

adı Active Denial System
https://en.wikipedia.org/wiki/Active_Denial_System

Bildiğiniz mikrodalga fırının çok daha güçlüsü diye düşünebilirsiniz.

Toplumsal olaylarda kullanılmak üzere üretilmiş bir silah. "gösterici" olma görevi verilen insanlar yandıkları için etrafa kaçışıyor.




Toplumsal olaylarda kullanılan bir silah dedik ama aletler ne için yapıldıklarını bilmezler, böyle de bir gerçek var. kötü niyetli biri o silahı bir bebeğin üstüne doğrulttuğunda alet dile gelip "ama abi ben toplumsal olay felan" demez.. hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum, silahlar cinayet işlemez, insanlar cinayet işler.


şimdi geliyoruz daha güncel olan soruya..

elektromanyetik radyasyonla birileri bizi hasta edebilir mi? örneğin oksijen moleküllerini etkileyerek nefes alışverişiniz üzerinde bir etki oluşturulabilir mi?

şu videoda kadının anlattığı mevzu..


evet, mikrodalga radyasyonuyla bir çok şey mümkün, nefes alış verişiniz bozulabilir, baş dönmesi, mide bulantısı, baygınlık gibi şeylere sebep olunabilir. basit zararlardan çok daha fazlası da yapılabilir.

bir de bu dünyada bizden başka yaşayanlar da var diye hatırlıyorum sanki. arılar? kuşlar? ağaçlar?.. sadece "insan sağlığı" diyerek açıkçası biraz bencillik yapmış oluyoruz.

işte 5g'nin artıları eksileri diye tartacak olursak üzerinde ısrarla durmamız gereken noktalardan başında bunlar var.

ama onlar test edilmiştir, güvenli olduğu onaylanmıştır filan diye düşünüyor olabilirsiniz. hiçbir şey test edilmiyor.. başka bir deyişle; testlerle ilgili paylaşılan bilgi ve sizin sıradan bir vatandaş olarak o bilgileri doğrulama şansınız o kadar az ki, o testleri hiç yapmasalar ruhunuz bile duymaz.

aksini iddia edecek olanlar ddt'yi araştırabilir.

ddt bir tarım ilacı.. nasıl onaylanmış, ne zaman kullanılmaya başlanmış, ne kadar süre kullanılmış, neden yasaklanmış, kaç tane bebek sakat doğmuş boş vaktinizde araştırıp görebilirsiniz.

bu işin sağlık kısmı.. bunun bir de politik izdüşümü var.

bu ne?


çiçek sulama aleti. birileri bu alete bile çip takmak istiyor. her şeyi saniyesi saniyesine raporlasın. kaç kere bastınız, kaç litre su doldurdunuz, saat kaçta kullandınız vs.. neden? belli değil. siz nasıl düşünürsünüz bilemiyorum ama bu bana manyakça geliyor.

gözümüzle görelim, kulağımızla duyalım. FCC başkanı 5g övüyor.


hadi çiçek sulama pompası tamam da buzdolabınız, televizyonunuz? insülin pompanız? kalp piliniz? videodaki arkadaşın dışarıdan müdahale edebileceği bir arabayla uzun yola çıkmak ister misiniz? ben istemem.

unutmayın; özgürlüğünüz de en az sağlığınız kadar önemlidir. dahası özgürlüğünüz yoksa, sağlığınız da tehlikede demektir.

bence mesele 3g, 5g, 10g meselesi değil. hem sağlık hem de insan hakları açısından "kablosuz iletişim" denen bu kavrama çok daha temelden bakmamız gerekiyor. ne veriyoruz, karşılığında ne alıyoruz.. oturup yeni baştan değerlendirmeliyiz..

bizim için en cazip yanı olan internet bağlantısını yalnızca evimizde/ofisimizde kablolu olarak kullansak veya kablosuz erişim şehirlerde çok kısıtlı alanlarda mümkün olsa çok mu canımız sıkılır? en sevdiğimiz diziyi 4K izliyoruz da acaba 10 yıl sonraki kanserin tohumunu da ekmiş oluyor muyuz? ben kesin konuşamıyorum.

bildiğim bir şey var, yolda yürürken instagrama layk atamadınız diye ölmezsiniz.. bunu size garanti ederim. ama kötü niyetli birileri çok tehlikeli teknolojileri burnunuzun dibine kadar getirdiğinde güvende olabilir misiniz? sanmıyorum.


sizin de düşünmenizi rica ederim.


madem buraya kadar okudunuz son bir soru sorayım bari: DNA'nızı değiştirebilir miyim? Daha açık sorayım, sadece yediklerinizi içtiklerinizi kontrol ederek DNA'nızı değiştirebilir miyim?

cevap "hayır" di mi?.. mümkün değil.

… inşallah öyledir.

retribution

Biraz kalp kırıcı bir entry olacak sözlük. Eski entrylerine bakmak için sözlüğe yıllar sonra döndüğüm yazardır.
Beni sözlükle sadece sözlükle değil hayatın her yönüyle tanıştıran, bütün zevklerimi şekillendiren, ilk hayranlığım olan, hayatımın her şeyi, en büyük kalp ağrım, geçtiğimiz 4 Aralık'ta kaybettiğimiz abimdir.

operation binary blackout

iptal edildiği iddia edilen bir FEMA tatbikatı.

https://www.fema.gov/nle


özetle: FEMA Mayıs ayında bir EMP saldırısı nedeniyle amerika'daki su şebekesinin ve sonra elektrik şebekesinin e haliyle internetin de çökeceği bir senaryoya hazırlanmış ama bu son koronya siksiği nedeniyle iptal edilmiş miş miş miş..

(bkz:global polis devleti)

FEMA çok değişik bir resmi kurum. Ulusal acil durum ilan edildiğinde istediği insanı tutuklama, evlere araçlara el koyma, gıda dağıtımının kontrolünü alma gibi acil durumlarla pek de ilgisi olmayan bir ton absürd yetkiye sahip. bu yetkiler tek seferde verilmedi. yaklaşık 30 yıllık bir süreçte başkanlık kararnameleriyle ilmek ilmek işlendi.

şu video FEMA'yı özetliyor..


geçen hafta trump konuşma yaparken kürsüden başkanlık forsu kaldırılmıştı.. bunun anlamı yetkiler FEMA'ya devredildi diye yorumlanan bir şeydi.. bak merak ettim şimdi başka ülkelerde oldu mu böyle başkanlık forsunun kaldırılması filan..

herneyse, fors iki gün önce geri geldi.. belki de iblissever arkadaşlarımızın planladığı gibi gitmeyen bir şeyler var.

mesela bir de karşı taraftan operation gridlock diye bir şey başladı.. devlet tarafından değil insanlar tarafından başlatıldı. Michigan'da insanlar çok sinirli.. küçük esnaf dükkanımızı açacağız . izin verseniz de vermeseniz de modundalar ve duracak gibi değiller.




konuya geri dönüyoruz operation binary blackout aslında izlemeniz gereken en temel işaret. yani amerika bir anda karanlığa gömülürse anlayın ki başlamışlardır. neye başladıklarını ne sen sor ne ben söyleyeyim.

neden önemli bu ultrasikimsonik tatbikatlar?

çünkü 11 Eylül'de falçatalı adamlar uçakları kulelere çarptırdı tiyatrosu oynanmadan hemen önce de bir tatbikat var.. kaçırılan uçakların silah gibi kullanılıp gökdelenlere çarptırılması konulu bir tatbikat..

https://digwithin.net/2017/07/30/norad-exercises-911/

asıl olaydan haberi olmayan basit asker polis gibi personeli bu tatbikatlar aracılığıyla hazır ediyorlar.

bu koronya fikiboku nereye gidiyor sorusunun cevabı hala belirsiz. şimdilik denge ortada.. eğer geri adım atarlarsa gündemi değiştirmek için mutlaka bir uyduruk vukuat patlatırlar.. okul baskını mı olur, sel mi olur, selebriti skandalı mı olur, bilinmez. bu siksiği ikinci kere yapamayız derlerse ısrarcı olabilirler.

gözler açık.

wuhan virüsü

ahmet karakeçi isimli vatandaşımız "koronavirüs öldürmedi beni. ama sahipsizlik, çaresizlik, umutsuzluk ve tükenmişlik öldürttü. ben kendim intihar ettim. lütfen bu numarayı arayın" notunu bırakıp kendini asıyor.



görünen köy kılavuz istemiyordu oysa

29 nisan 2020 antalya korona zirvesi

akillibirdeli ile beraber gerçekleştirdiğimiz geleneksel zirvelerden 3637654542728284.cü ve antalya ayağı olanı.

malum zamandan geçiyoruz. karantinada olmamızdan ötürü evlerde sıkıldık ve akillibirdeli ile gündemi ve gidişatı tartışmak üzere bugün gerçekleştirdiğimiz sosyal mesafeli zirve.
göksu çayı kenarında tam teçhizatla yaptığımız yürüyüşte memleketin içinde bulunduğu şu sıkıntılı süreci değerlendirip bu illet dolu sürecin ne zaman son bulacağı ile ilgili istişarede bulunduk.

insanı yeknesak bir yaşama iten bu düzene, böyle müstesna zirvelerle bir nebze ara verebilmek güzel oluyor. insan kalabalığında, insanı yalnızlaştıran bu elim karantina dönemi, insanın kendi içine dönmesine ve iç hesaplaşmalarında onu bir başına bırakmasına sebep veriyor. biraz daha çıkıp turlamasaydık herhalde çok düşünmekten delirirdik.

bu zirve, insan kalabalığının içinde bir yalnızlığın temsili olarak gerçekleşmiş ve olaysız bir biçimde son bulmuştur.


ekleme:
buraya bakanlar şuraya da baktı:
(bkz:6 eylül 2016 bilgi sözlük antalya zirvesi)
(bkz:5 temmuz 2017 bilgi sözlük tekirdağ zirvesi)

cymatics

pek de sandığımız kadar işe yaramayacak bilgiler kuşağında bu hafta: cymatics

etrafınızda gördüğünüz her şey elektrik, dalga ve frekans gibi terimlerle ifade edilebilir. hatta görmediğiniz şeyler bile. mutluluk, stres, korku vs.

bu dünya bir frekanslar dünyası. her frekansın bir etkisi var.

cymatics işte kabaca bu etkileri gözlemleme olanağı veren bir teknik. bir metal plakanın üzerine küçük taneler (genellikle tuz kullanıyorlar) dökülüp belirli frekanslara verdiği tepkiler gözleniyor. eğlencesine.

hemen ilk örneğimizi görelim



dalgaların görselleştirilmesini sağlayacak farklı ortamlar da kullanılabiliyor .. örneğin su gibi. frekansların ille de tek tek kullanılması gerekmiyor.. farklı frekanslar da bir arada kullanılabiliyor.. halk arasında "müzik" tabir edilen şey.





eye of horus diye bir şey duydunuz mu?


hüllümoğlanların çok sevdiği bir sembol..

https://pbs.twimg.com/media/ESwTRPcWoAA1cMI?format=jpg&name=medium

nedeni, nasılı çoooook uzun hikaye.. fazla konudan uzaklaşmayalım .. cymatics.. çünkü bu dünyada frekanslar çok önemli.

siz belki önemini bilmiyorsunuz ama onlar biliyor.

sosyal mesafe alanı

"sahra hastanesi" adı altında yapılan şeylerde pek de siklenmeyen mesafe.





https://www.businessinsider.com/wuhan-sports-stadiums-makeshift-coronavirus-hospitals-2020-2

dikkat ediyorsunuz di mi siz sosyal mesafeye filan.


https://abcgazetesi.com/akpli-vekiller-infaz-yasasi-sonrasi-boyle-poz-verdiler-98472

mesela adam hapçı, yaralamadan, soygundan filan içeri girmiş sonra afla salınmış akşam eve dönerken arkanızdan yaklaşmaya başladığında ona dönüp diyceksiniz di mi "sosyal mesafeye dikkat eder misiniz lütfen" diye.. o da size "pardon abla" "pardon abi" filan diyecek di mi?

sosyal mesafe siksiğinin anlamını biliyorsunuz değil mi? sakın ha birbirinize güvenmeyin, sadece bize güvenin demek.. pilastik maske takmayan komşularınızı filan ihbar edin, yaşlı insanlar ölünce geberin deyin demek..

olur da bu işi böyük efendilerinin arzu ettiği gibi kotarabilirlerse o sahra hapishanelerine girenlerin çok uzun ömürlü olmayacağını da biliyorsunuz değil mi? bilmiyor musunuz?. eh şimdi öğrendiniz.

hiç bilenle bilmeyen bir olur mu..

anarşi ve kaos

birbirleriyle hiçbir alakası olmadığı halde hep bir arada sunulan iki kelime

https://www.google.com/search?source=hp&ei=YJ-bXrDRA_HIgwftq6WIBQ&q=%22anar%C5%9Fi+ve+kaos%22&oq=%22anar%C5%9Fi+ve+kaos%22&gs_lcp=CgZwc3ktYWIQAzIGCAAQFhAeMgYIABAWEB5QvwVYvwVg4gloAHAAeACAAXOIAXOSAQMwLjGYAQCgAQKgAQGqAQdnd3Mtd2l6&sclient=psy-ab&ved=0ahUKEwiwgf7kofPoAhVx5OAKHe1VCVEQ4dUDCAc&uact=5


ingilizce'de de böyle
https://www.google.com/search?ei=YZ-bXsC8LMKEmwWp9KaQCg&q=%22anarchy+and+chaos%22&oq=%22anarchy+and+chaos%22&gs_lcp=CgZwc3ktYWIQAzIECAAQEzIECAAQEzIECAAQEzIGCAAQHhATMgYIABAeEBMyBggAEB4QEzIICAAQBRAeEBMyCAgAEAUQHhATMggIABAFEB4QEzIICAAQCBAeEBM6BAgAEB46BggAEAgQHjoGCAAQDRAeOggIABANEB4QEzoMCAAQDRAFEAoQHhATOgoIABANEAUQHhATOgoIABAFEAoQHhATUNqLAVjoxQFghcgBaAJwAHgAgAGAAYgB4RKSAQQwLjIxmAEAoAEBqgEHZ3dzLXdpeg&sclient=psy-ab&ved=0ahUKEwiA8ePlofPoAhVCwqYKHSm6CaIQ4dUDCAw&uact=5

tek tek bakalım

an: "yok" ya da "olumsuzluk" anlamında bir ön ek.. anti gibi.

geri kalan kısmı da arkhos'tan geliyor.. anlamı yönetici veya efendi demek. benzer bir kelime daha var archon. şimdilik dursun kenarda.

yani kelime anlamıyla anarşi "buyuranların olmaması" demek.

kaos ise ucu bucağı olmayan boşluk/karanlık demek.

birbirileriyle alakasız iki kelime.. bir tanesi normal insanları tedirgin eden bir kavram, diğeri normal olmayan insanları tedirgin eden bir kavram. ama ne hikmetse hep aynı sepetin içine sokuluyor.. belki de vardır bir niyet.

niyet demişken; ingilizce'de bir kelimedeki harfleri tek tek söyleme fiilinin adı nedir? spell.

spell ne demek peki? büyü demek.

çünkü kelimelerin sesleri vardır, kelimelerin anlamları vardır, kelimelerin etkileri vardır.

https://www.designbyhumans.com/shop/t-shirt/men/anti-archon/116228/

kalbinizden geçenler önemlidir. büyücülere dikkat edin kalbinize giremesinler.