eylül

kizim olursa koymayi dusundugum bu durumda arkadaslarimiz kizima jr. eylul diyecegi gayet guzel isim.
“eylül”, yasak aşkı konu alan bir roman. fakat, konusunun klasik oluşuna aldanarak, bu romanı “beyaz dizi” serisi içine sokmak ve bu bağlamda hafifsemek, küçümsemek vahim bir yanlış olur. “eylül” hem çok güzel bir roman, hem de çok önemli bir roman.

mehmet rauf – “eylül”, (haz: hüsamettin aydın), roman, bordo-siyah yayınları, istanbul, 2004, 376 s.

eylül
eylül ü sevmiyorum !..
güz ün hüznü,
sararıp düşen yaprağın yakarışı,
göç eden kuşların vedası,
ya da;
doğayı saran ölüm sessizliği,
gül’ün bülbül’e ihaneti
veya;
yaşamın baharına olan özleminden değil sevmemem...

eylül’ü sevmiyorum !..
çünkü
eylül’de;
işığı olmayan,
hain,
soğuk bir karanlık,
çöker içime...
kişiliğim kırılır,
iradem zedelenir o anda.
beynimin tüm kıvrımlarına,
nüfuz eder,
soğuk bir sıtmaya tutulurum,
zangır zangır titremeye başlar,
vücudumun her hücresi.
ter basar her yanımı,
gözbebeklerime kadar...

kovmaya, kaçmaya çalışırım,
ama, çoğu zaman başaramam,
ve, yakalanırım,
karanlığın soğuk ellerine...
uykuda mıyım,
uyanık mıyım bilemem,
şizofrenik bir vaka olurum,
ve esir alır beni bu anımda...

beyaz perdede oynayan,
bir filmin karakteri olurum bir an,
bir yandan da,
salonda seyirci...
artık, gerçek ve hayal,
karışmıştır birbirine.
bir meçhulde,
orta dünyada bir yerdeyim.
işıklar söner,
film başlar...

tekmelerle kırılan kapılar,
gözbağı
ve arkadan bağlanan eller,
yakılan, yırtılan kitaplar, yazılar,
yere düşen şiir dizelerinin acı çığlıkları...
iteleme ve dipçiklemelerle,
çıkıyoruz yola...
istikameti ve amacı belirsiz,
bir zaman yolculuğu başlar,
içimdeki eylül karanlığına...

ter kokan soğuk,
yankılanan umutsuzluk çığlıkları,
dolambaçlı labirentler,
bir aşağı, bir yukarı,
yedi demir kapı arkasında,
yedi kat yerin dibinde,
küf kokan,
kan kokan,
havasız, penceresiz bir oda...

çullandı üzerime beş on kişi,
coplar, sopalar, falakalar...
çarmıha gerdiler,
acım, bir damla yaş oldu gözlerimde,
haykırışım arşa çıktı,
isa’ya ulaştı gökyüzünde isyanım..
açtım kenetlenen ellerimi,
bir avuç ışık süzüldü ellerimden,
yıldırım çarpmışa döndü karanlık,
acıyla kıvrandı cehennem bekçileri...
kör oldu karanlık,
bir avuç ışık ile...

yine de,
acıdım onlara,
insan olduğum için.
acıdım onlara,
çocuklarımı sevdiğim için.
çünkü;
ister insan, ister hayvan,
ya da bitki..
yani canlı veya cansız,
yeryüzündeki her şey...
işkenceyi hakketmez,
işkenceci olsa bile...

eylül’ü sevmiyorum !..
çünkü
geçmişe götürür beni...
yazdığım romanları, öyküleri,
duygularımla suladığım şiirlerimi çaldılar...
uzun bir süre yazmadım,
yazamadım.
ve halen, roman yazmıyorum...
çünkü
yıllarca önce yakılan,
ya da toprağa gömülen,
romanlarımın kahramanları,
suphi, melek, samyel ve diğerleri,
rüyama girip,
acıyla haykırırlar,
boğazıma sarılırlar...
onları,
ateşten ve yerin altından,
kurtarmamı isterler...

onları kurtaramadım...
söylemeye de utandım...
utandım suphi’den,
utandım onlarca şiirin,
hüzün dolu bakışlarından,
utandım...
kendimden utandım,
çaresizliğimden utandım...
ve yemin ettim,
bir daha roman yazmayacağım,
kahramanlarını koruyamadığım sürece...

eylül’ü sevmiyorum !..
suphi, melek, samyel ve diğerlerini,
yok ettiği için...
eylül’ü sevmiyorum !..
sevgi, aşk ve barış şiirlerimi,
işığımı çaldıkları için...
eylül’ü sevmiyorum !..
binlerce,
aydınlık beyni zincire vurduğu için...
şimdi anladın mı?,
eylül’ü neden sevmediği mi !...
sence, haksız mıyım?..

necat iltaş
(eylül 2001)
en güzel ay...

tatlı esintilerin başladığı aydır, yazın sıcaklığından kurtulup biran önce dört gözle beklediğimiz ay...
0 /