düşün ki o bunu okuyor

zavallı oluşum hoşuna gidiyor, gözünün tam ortasına susamış bir kedi gibi bakıyor oluşum, akmasını memnuniyetle karşılayacağın gözyaşlarımı hapsetme çabam. hepsi sana haz veriyor biliyorum. senin de gizlemeye çalıştığın o çarpık gülüşün, hiç çekinmediğin alaycı, küçümser bakışların. hasret bitiyor, tam bir gün sonra, bir haftalığına bana kavuşuyorsun. sonsuza kadar sürmesini istediğin işkencelerini memnuniyetle kabul edeceğimi biliyor musun? biliyorsun.
muhteşem bir venedik gezisi, kuytuda verilmiş kaçamak bir öpüşün ardından gelen şiddetli, arzulu sevişmelerin. özenle yapılan italyan makarnaları, seçilen şaraplar, o meşhur çatı katında sıcağı delip yüzüne ulaşan yumuşacık rüzgar..
tüm bunlardan benim payıma düşen sıkı sıkıya kapatılmış pencerelerin, pervazların, perdelerin kovduğu güneşin; hiç mi hiç dokunmadığı dağınık, savaş alanı gibi bir yatak ve sabahın 5'i kaldı.
sabahın 5'i diyorum. kumlu, çamurlu, yağmurlu yollar. taksi duraklarının numaraları kaldı diyorum.
ne ilginç iş, ne mahrem hisler, ne dokunulmaz, geçilmez yollar. gitmedik venediğe biz, şarap içmedik, biz değildik o.

o ve sen idin...

bu öyle bir hikaye ki, sonu yok, duru yok, susu yok. böylece akıp gidecek bu su. çok şey sürükleyecek beraberinde, çok şey vuracak kıyıya; çok şeyi atacak içinden, çok şeyi batıracak balçıklı dibine ve bir çoğunu daha derin sulara uğurlayacak. bu yolculukta tutunacak dal yok, kaya yok, sal yok. yoruldum ve bırakıyorum kendimi akıntıya, nereye ulaştırır bilmem beni; yanına yamacına mı, kıyına köşene mi yoksa uçsuz bucağına mı bilinmez, fakat çırpınmak için atacak tek bir kulaçım kalmadı. öylece bıraktım kendimi akıntına, rüzgarına. savruluyorum, kabulleniyorum.
yeniliyorum, en çok da kendime. işte bu kadar. şimdi akacak gözyaşım kalmadığına göre uyuyabilirim. iyi geceler.

dur, bekle. anladın değil mi? kime bu sözler... şimdi sen, içimi çekinmeden döktüğüm bu yazıyı kime yazdığımı bilerek okuyorsun canım dostum. belki biraz üzülürsün eğer hala vicdanın kaldıysa, sevdiğim adamı öptüğün için.
evde unuttuğun vücut kremlerini buldum. benimkiler her ne kadar daha güzel koksalar da onları sürdüm dün.
birlikte olmayı istediğin adamla seviştim sonra. senin üzerinde koklamasını isterdin ama, tıpkı benim rujumu sürüp istediğim adamı öptüğün gün gibi, kendi vücudumla sundum senin kremlerini ona.
yaptıklarından haberim olduğunu biliyorsun, üzüldüm, geçti. sen de öğrenirsen üzülürsün değil mi? ama birkaç gün sonra atlatırsın canım arkadaşım. işte bu yüzden benim yaptıklarımdan asla haberin olmayacak. ben bileceğim yalnızca.

üstelik seni küçük, şirin kız kardeşi gibi gördüğünü bilmeni asla istemiyorum. inan bana, seni üzmeyi asla istemem.
beni dinlemedin. bitmesine engel olabileceğimiz bir ilişkimiz vardı. bitirmek istedin. senin kafana kim girdi de düşüncelerini bu denli değiştirdi bilmiyorum. bilmediğin şeyler var dedin, söyleyemeyeceğim. ne, yoksa yine mi aldatıldım? işin garip tarafı bunun olacağını biliyordum, biliyordum da sebebini inan hiç anlamadım. susup kalmamızdan bahsediyordun, biz susup kalmazdık. sen yazmazdın ve konuşamazdık. ben kendimi ve diğer her şeyi senin için feda ederken hiç alakadar olmadın. fark etmedin, dinlemedin de.
biz ilişkimizi diğer insanların ilişkileriyle kıyaslardık. biz böyle değiliz, kavga etmiyoruz. trip yok. derdik. kendimizce mutlu olurduk. kucağına yatar orada uyuyakalırdım. ne oldu bilmiyorum. her şeyi kendi istediğimiz gibi mi görüyorduk cidden? yani ne bileyim planlarımız vardı. birlikte göbekli amcalar yanında mangal yapsak da fark etmezdi. 3 hafta önce bana söylediğin çok güzel laflarına ve seni bekleyeceğim laflarına ne oldu. 14 saatlik uçağın 8 saatini sana yazılar yazarak geçirdim sevgili. şimdi ne olacak,
benim takıldığım nokta bitmemiz değil, bir şekilde biteceğini biliyordum zaten. son hafta da kesinleşmişti bu. benim takıldığım nokta dengesizliğin. beni hiç dinlemedin. bir şeyleri feda etseydin, şu an böyle olmazdık. ama yok ya, benim bilmediğim şeyler var değil mi.

öyle
değil.
her şeyi biliyorum.
hadi kalk mısır'a piramitleri görmeye gidelim. evdekilere de birşey söyleme yolda arayıp beni uzaylılar kaçırdı merak etmeyin dersin.
Senden nefret ediyorum hayatımın içine ettin seni gördüğüm güne lanet olsun senin de hayatına bir kadın girsin ve dünyayı sana zindan etsin üzüntüden öl.
iyi misin merak ediyorum. gittigin yerden donersen eger umarim karsilasiriz. beni ozluyo musun bi de cok merak ediyorum.
umarim iyisindir, seni cok ozluyorum.
umarim iyisindir.
bugün bir arkadaşım ''tutunduğum bütün dallar kırıldı'' dedi. ''belki de dala o kadar sıkı asılmasaydın kırılmazdı'' dedim. ''haklısın, sevmeyi kararında yapamıyorum. belki de ben kırıyorum'' dedi.
seni düşündüm, beni düşündüm. senin yaptıklarını düşündüm. kırıntı olarak kalmıştın zaten, ama kırıntı bile olsa insanın hayatını etkiliyor, bir laf -serçe misali- kırıntıyı aldı gitti, mutluyum.
"Ne ben sezarım
Ne de sen brütüssün
Ne ben sana kızarım
Ne de zatın zahmet edip bana küssün
Artık seninle biz
Düşman bile değiliz"
iyi ki dogdun kalbimin ici.
bana kattiklarin icin, beni buyuttugun, beni koruyup kolladigin, beni sevdigin, bana guzel hisler yasattigin icin tesekkur ederim.
sesini duydugum da bile kalbim agzima giricekti, elim ayagim hala titriyo.
umarim mutlu olursun. umarim bugunden sonra artik yasadigin tum kotu seyler son bulur.
iyi ki dogdun kalbimin ici.
seni cok seviyorum