bilgiçlerin şiirleri

açtım explorerı
adresini yazdım
değişmişsin görmeyeli
oysa ne güzeldin sen
bilgi dolu
çok zaman geçti ustunden
kimler entry yazdı sana
kimler başlık açtı
sevdin mi onları da
ah bana gene efkar bastı.
varsay ki karanliktasin...
onunu gormuyorsun,
isigi bulana dek,
yuruyeceksin...
bilsen ki hic kimse,
kalmamis etrafinda,
hayin karanlik gecelerdesin,
bir el daha var,
uzaklarda bir yerlerde...
dokunacaksin ona
yeniden ellerinde,
sicakligini,
hissedeceksin...

ac gogsunu ruzgarlara,
okyanuslar cagiracak seni,
bitmez hic bir sey,
bu dunyada...
her biten de, yeni bir
baslangic saklidir..

ben varsam,
bende var bu dunya...
benim yoklugumdan,
kime ne, dunyaya ne,
kim uzule kim sevine...
burdayim ulan!
yeniden varim,
yeniden herseye,
diyeceksin...





bana buralarda adres sormayın
artık buraların yabancısıyım
başımda tilkiler, hötümde kazık
gördüğüm ilk güne lanet bin yazık

okyanus ararken ateşe düştüm
aklımı sevmezim, bütün küsmüşüm
böyle reva gördü iç sesim, idim
regl olmam imkansız yok zaten pedim
buraya ne uyar lan hah "yok ki bir kedim"
doğduğumda, "karın bir oğlan doğurdu"
demişlerdir babama
ne gelmiştir aklına o an.
gülmüş müdür bıyık altından
"ulan yoksa!" demiş midir, septmiş midir
bugünse maşallahım var.
ne düşünmüştür o gün acaba
görünce soracam babama
gözlerimi kapatıp düşünüyorum,
düşünebildiğim kadar uzağa.
büyüyüp büyüyüp kocaman oluyorum, hiç büyümediğim kadar kocaman,
minicik kalıyor dünya ardımda.
minicik kalıyor babam.
gülümsüyorum.
sanki’ ler, çünkü’ ler, hani’ ler,
dilek-şart kiplerinde cümleler deli gibi dansediyorlar önümde.
sorun bende değil,
-türkçede-.

gözlerimi devirişlerime aldırış etmeyin,
bir an düşünüyorum ki hatırlaması pek zor.
sanki hep aklımdaymış da düşünmeyi unutumuşum.
birşeylerden hep korkmuşum..
sanki,
kendi kendime mırıldandığım bir şarkı olmuş anısı.
sanki dudaklarımı bile kıpırdatmadan,
sanki kimse duymasın diye..
çünkü utancımdan,
çünkü korkumdan,
çünkü,
hep o bitmek bilmez çocukluğumdan.

hani ne gecesi, ne gündüzü,
ne rengi, ne kokusu,
ne uykusu olan bişeymiş,
bir masal gibiymiş herşey.
hani sabahın erken vaktiymiş, daha herkes uyurmuş da
bir ben uyanıkmışım gibi.
pusluymuş sabah, sessizlik korkunçmuş,
-yalnızlıksa bin beter-,
hani ,
daha hızlı geçsin istermişim zaman.
gürültü yaparmışım kasten ve bilerek ve isteyerek,
uyansın diye evden birileri daha..

şimdi belli belirsiz bir şarkı dudağımda,
bir an düşünüyorum ki,
gökten üç elma düşermiş sonunda.
şiir tarzı entry den sonra direkt şiir girecem ulan, demekle ortaya çıktığını zannettiğim konu. bir örnek vermek gerekirse, kendi şiirimle:
kesik
adımlarım bırakıyor,
ardında kelimeler:
kesik kesik...
ne yapar şimdi,
peşimde bıraktığım
o yürek
kesik kesik...

yürüyorum acılara
davet de ederken
adımlarım beni
gözümü kapatıyorum.
bir derdi
alıp sırtıma
adımlarıma bakıyorum.

adımlarım kesik,
adımlarım öfkeli
hayatıma veriyor
yeni bir anlam yine.

duyuyorum...
ya tam kes, diyor
biri bana.
bir ömrü yarısında,
ya da aldırma
tam farzet,
kesik kendini.

ateşleri basıyorum
yüreğimin derinine
buluyorum
bir anlam daha.
ateşleri saça saça
yürüyorum yollarda,
dünyada...

sizler....
bilginin cocukları!
aynı zamanda bilginin
sübyancılarısınızda!
su halde sathi tavrınıza,
övünç duymanızdan daha dogal bir seyi,
tasavvur edemiyorum!

biliyorum içine girince neler olacağını
belki de bilmiyorum neler doğacağını
bir sıcaklıktır hissettiğim içindeki yerde
hiçbir zaman bitmesin isterim erken vakitte

bir zamanlar bir gel git düşünsem senin içinde
kabarır göğsüm birden atlamak isterim üstüne
her sabah, öğlen ve de özellikle de gece
geliyorum sıcaklığına doğru geliyorum içine

bir bütündür hayat aslında şaşmamak gerek
bazı zamanlar sadece zevk içindir abarmamak gerek
yanlız şöyle bir şey vardır ki bilmek lazım
her vajinaya doğa kanunları olarak bir penis gerek
aşkın rengini sordular bana
mor dedim.!
nedenini sana yükledim..
ne açıksın ne koyu,
ne umut gibi aydınlıksın
ne dipsiz karartılardansın..
yetersizsiz kırmızı gibi yakmaya..
fazlasın beyaz kadar saf olmaya..
mor gibisin..
tek basına "yok",
cogullukta var olan
tek degilsin..
ama sende sen degilsin..

e.y.
gönül dostlarım sizinle bir şiirimi paylaşmak isterim ben de.

seviyorum ama kimi
en tatlı birisini
nasıl anlatsam sana
ilk harflere baksana

durun be..valla benim..tutmayın yazacam..lağn..
"çık gel bir gece vakti
çarp kapıyı yıkarmışcasına bütün korkularımı
unutma! ben bulutum.
bazen ak bazen de kara.
yağarım üstüne
sevgimi akıtırım bedenine.
işte o zaman karışırız birmirimize.
bazen açarım, aklanırım
güneşin ortasında.
bir kaparım ayı bir açarım.
ben yaparım.
bazen ağlarım gözlerinden.
unutma! ben bulutum.
bazen gökyüzünü kaplarım
boylu boyunca
ve kapkara.
bazıları küfreder bana
bazıları "tanrı" ya benim için şükreder.
herkes anlayamaz kapkara halimi
kimi başını kaldırdığında anlar beni.
kimi saatlerce bakarda anlayamaz.
yağarım boş boş bakanların üstüne.
genede anlatamam kendimi,
kimi kavrar beni,
anlatmak istediğimi,
yağmurumu dökmesem dahi...
kuşlar yaklaşırlar bana,
mavilerin içindeyken,
bembeyaz düşler kaplar bedenimi,
sonra ölümü düşünürüm,
çırılçıplak ve kapkara ölümü.
==========================================
ben bulutum bilirsin,
herzaman yağmamı bekleme,
beni anlamak için,
bazen başını kaldırmak yetsin......."
=======================================
yazdığım tek şiirdir...
bir tesadüftü belki
önünden geçen gözlerin görmediği
o eski tiyatrodan girmem içeri
tüm hazırlıklar tamamdı sanki
sergilenecek bir oyun öncesi
seyirci bensem peki
oyuncular nerdeydi?
baktım bomboştu kulis de
tıpkı sahne önü gibi
madem değildim seyircisi
oyuncusu olurdum bende
tek kişilik bir oyun
nasıl olacak acaba
ne söyleyip,neyi anlatacaktım
soruları uçuşurken kafamda
sahneye ilk adımımı attım
anladım...
birden heyecanlandım...
heyecanlandık...
her şey ikimiz içinmiş,biliyorduk artık
seninkilere en güzel şekilde
cevap verirken gözlerim
hazırdık...
hadi açılsın perde,
bekliyorduk..
ama açılmadı,
gözlerimiz donuklaştı.
gidiyorduk...
ayrılıyorduk...
geriye sahne üstüne düşen iki damla kaldı
birisi senden,
birisi benden.
bilmedik,hiç bilemeyecektik belki,
aslında orada hazır iki beden vardı,
ama her şey o bedenlere ait iki ruh içindi,
bedensiz ruhların da olduğu yerde,
asla açılmazdı o perde.
001104 zehra
esmer tenli bir kadın yürür labirentin son köşesine doğru
arkasında bir mum ışıgı kadar aydınlık bırakır
karanlıkta gözlerini ışıldatan
neye direniş bu?
kayboluşundaki yol ,haritandır o!
ha gayret! güven ona..
bir güç ile devam et o köşedeki yanızlığa..

e.y.
zaman zamn haykiriyordu vedalar yürekte
sesleri dinlediginde, ask yitik kalıyordu
her donuslerin vazgecisleri daha hızlı oluyordu
oysa ben gerceklik otesi ruhum teslimiyeti icin
kadeh kaldirmistim..
yarım , tükendi..
yikildi(m)
o kadar siyahtı ki heyecanlar
adim adim yaklasan ayriliklari
bile
gözlere süzdürmedi
his!
iste geride kalanların
tek vasisi olan
bende ki
teslimiyetti..
kir icinde bu yanışlar artık..
can’dan öte an için savrulan
vedalar gibi..
e.y.
bir hayli var. büyük ihtimalle hepsi unutulup gidecek. binde bir ihtimal bir ilgilenen olursa mesaj atmasi yeterlidir (burda fazla yer i$gal etmesinler).
0 /