beyaz türkler

ankakusu
şimdiki sosyal araştırmacılar “beyaz türkler” kavramını amerikan toplumundan aparttı. malum abd’de zencilere karşı toplumda bir beyaz egemenliği vardır. bu beyazlar içinde de wasp denilen kesim, yani “white, anglo-sakson, protestan” sözcüklerinin baş harflerinin kısaltılmışını ifade eden kesim, gerçek yönetici eliti oluşturur. şimdi bush ve ekibi bu kavramın gerçek temsilcisidir.
ama türk toplumunu incelerken, biraz da amerikan özentisi batılılaşma ile dalga geçer anlamda “beyaz türkler” kavramını kullananlar belli ki bu kavramın türk kültürünün derinliklerinde nasıl net ve açık bir sosyal vurgu taşıdığından habersizler. özellikle istanbul’da toplumsal eliti oluşturan dar bir kesimi kasteden “beyaz türkler” kavramında, onların “öteki türkiye”den, yoksul ve geniş kalabalıklardan habersiz ve kopuk olduğunu vurgulayan bir yan da var.
ama bunu kullananlar unutmasın. türkler, orta asya bozkırlarında, amerika kıtası keşfedilmeden bin sene önce sosyal ve sınıfsal anlamda “ak-kara” kavramlarını keşfetmişler, yazıtlarına yazmışlar, anıtlarına dikmişlerdi. yani “beyaz türkler”in, “beyaz amerikalılar” gibi türedi, burnu büyük ve toplumdan bihaber olduğunu sanmayın. çünkü “beyaz türkler”in toplum yönetimi bilinci ve sorumluluğu binlerce yıldan günümüze uzanan derin geleneklere dayanır. bazıları hala başarıyla sürmektedir...

lafı uzatmadan söyleyelim: eski türklerde boylar ve soylar “ak kemik budunu”, “kara kemik budunu” diye net sosyal-sınıfsal ayrımlara sahipti. ak budun varlıklı bey ailelerini simgelerdi. kara budun yoksul ve dağınık halk topluluklarını. kara budun başında kagan olmazsa dağılır, aç-çıplak ve yoksul kalırdı. kagan “kara budun”u toparlar, düzenler, yedirir, içirir, giydirirdi. zaten kaganın ve yöneticinin asıl fonksiyonu da buydu. savaşta onları yönetmek, barışta yedirip içirmek.
kagansız kalan “kara kemik budun”un “illi budun idim, ilim hani? kaganlı budun idim, kaganım hani? ben şimdi kime iş güç vereceğim?” diye yakındığı orhun anıtlarında yazılıdır.
türklerde “ak ruhlar-kara ruhlar” “ak kamlar-kara kamlar”(şamanlar) ayrımları hep yapılmıştır. türk tarihinin en önemli belgelerinden kutadgu bilig’de bey soylarının ve yöneticilerin toplumu, güneşin balçık ve kara dünyayı aydınlattığı gibi aydınlattığı ve “ak” olduğu yazılıdır. ak varlığı, yaşamı, zenginliği, soyluluğu çağrıştırır; kara yoksulluğu, ölümü ve yeraltı ruhlarını.
türklerin doğaya aşık bir ulus olarak renklere taktığını da unutmayın. dede korkut öykülerinde şölen veren bir bey oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa oturtur. oğlu kızı olmayanı ise kara otağa oturtup, kara koyun etinden kara yahni verir. yani aşağılanmanın simgesine dönüşür “kara otağ”. şamanlar iffetli “ak kızlar” simgelerini bellerine takıp danseder. yeraltı simgesi erlik beyi’nin “kara kızları” ise şehvetli ve ahlaksız olarak tanımlanır.

yöneticilik simgesi: yağma
türkiye’de bugün politik anlamda yönetim ve yöneticilik anlayışları yeniden tartışılırken, yine tarihe gözatmakta yarar var. türk kaganlarının en büyük övüncü “aç budunu doyurmak, çıplak budunu giydirmekti”. günümüzde de, örneğin demirel’in yıllarca kendi politik hareketini tanımlarken “bizimle yola çıkan aç açık kalmaz” gibi veciz sözlerinin ne kadar eski bir geleneği temsil ettiği ortada.
ama türk geleneği yalnızca halkı doyurmakla kalmıyor. kaganların bir önemli görevi daha var ki, bu aynı zamanda gerçek bir kagan olmanın da göstergesi. kagan şölenler vermek ve bu şölenlerde sofrasını, hatta malını mülkünü de halka yağmalatmak zorunda. bunu yapan kaganın saygınlığı artıyor. yapmayınca huzursuzluk, kavga ve savaş çıkıyor. yani kagan dediğin, yanındakilere ve kendi budununa “yağma” olanağı sağlayacak. yağma yoksa, iktidar yok.
bu yağmadan her boyun, her soyun ve halkın payına “ülüş” deniyor. ülüş hakkı kutsal bir hak. ekonomik sistem bunun üzerine oturuyor. savaşta da “ülüş” var, barışta da. toplumda protokol ve kurallar “ülüş hakkı”na göre belirleniyor. kagan’ın yanındakiler sofrada oturma ve kesilen kurbandan, etten alacağı “ülüş payı”na göre sıralanıyor. etin belli yerlerini yeme hakkı, toplumsal statünün en önemli simgesi.
ama “et dağıtıcılığı” da çok önemli. kagan’ın yanındaki en saygın kişi sofrada ve şölende “et dağıtıcısı” oluyor, bir hata yaparsa bu görevden alınıyor. ama eski bir türk deyişi “et dağıtıcıdan akraban olsun” diyor. yani kayırmacılık tarihi oldukça eski. eğer “et dağıtıcısı” yerine, “rant dağıtıcısı” kavramını koyarsanız modern türkiye’deki iktidar ve yönetim sisteminin gelenekteki köklerini anlayacak ipuçlarını da bulursunuz.
tabii eski türklerde günümüzde imrenilecek gelenekler de var. örneğin yaşlı ve zihni berrak çalışmayan liderlerini, “bunadı bizi yönetemez” diye hemen görevden alıyorlar. bu dinamik yönetim anlayışı ne yazık ki günümüzde geçerli değil.
eski türklerin en sevdiğim geleneklerinden biri de, yönetici seçerken uyguladıkları “demokratik yöntem”. çok eski kayıtlara göre, kagan seçilecek kişinin boğazına bir kement geçiren beyler, onun kaç yıl iktidarda kalacağını soruyorlar. kagan uzun sürede direnirse, kement boğulacak kadar sıkılıyor. sonunda kagan, beyleri memnun edecek makul bir süreye inince kement gevşiyor. yani şimdi “cumhurbaşkanlığı 5+5 mi olsun?” gibi süre tartışmalarını eski türkler kementle boğaz sıkarak yapıyorlardı. bence çok daha gerçekçi...

sonuç: kara budunu doyur!
orta asya türk muhabbeti kolay bitmez. geyik muhabbeti gibidir. hele “geyik, kurt, at” faslına girince anlatılacak yüzlerce ilginç öykü vardır. ama şunu da hatırlatayım: türklerin kendilerine uygun gördüğü asıl renk “kök” yani “mavi” renktir. çünkü “mavi” eski türklerde “kutsal”dır. kök türkler, ya da “göktürkler”in aslında “mavi türkler” anlamına geldiğini de unutmayın...
ama biz dönelim günümüz türkiyesine. beyaz türkler, yani günümüzün bey soylu kesimi tabii tarihi bir gerçeği unutmamak zorunda. ülkeyi, vatanı, toprağı budunu yönetmek “ak kemikli soyların”, yani “beyaz türkler”in sorumluluğundadır. ama bu yönetim biliminin sırrı “kara budun”un karnını doyurmaktır. yoksa beylik de, ak türk olmak da, beyaz türk olmak da işe yaramaz. aç, çıplak kara budunu yedirip içirmeden, üstünü başını giydirmeden, onlara şölen sofrası çekip, ülüşünü vermeden, gözünü gönlünü doyurmadan budun da, il de, ülke de yönetilemez...
bilmem anlatabiliyor muyum?...

http://www.ntvmsnbc.com/news/86465.asp#body
bu başlıktaki tüm girileri gör

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol