bekir coşkun

ayrica en son yazisi okunmaya degerdir mukemmeldir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3576232.asp?yazarid=2&gid=61

seyi dusunmek...


bilmiyorum sizin de raki bardagina benzeyen bardak gordugunuzde akliniza kotu seyler geliyor mu?..

bir sey size baska bir seyi hatirlatiyorsa, siz o seyi hatirlamak icin aslinda bahane ariyorsunuzdur.

sarki nasildi:

‘bana her sey seni hatirlatiyor...’

her sey ‘onu’ hatirlatiyorsa, belki olabilir.

diyelim ki kamyon gecti...

(.....)

duygularimizin aklimiza kurdugu bir tuzaktir bu.

kimi milletvekillerinin ‘raki bardagina benziyor’ diye meclis’teki su bardaklarini degistirmeleri... mayolu afislerin giyinik hale getirilmesi... harem-selamlik uygulamalari...

bu durumda nasil engel olacaksiniz arkadasin aklina gelene?..

eger o icindeki fesatligin esiri olarak, gordugu tum objelerden dolayi bir baska sey hatirliyorsa, biz ne yapabiliriz?..

diyelim ki kabak gordu...

*

ben kadinlarin sacini gordugumde aklima cok cok kuafor fiyat tarifeleri gelir.

dogrusunu isterseniz aslinda hicbir sey gelmez de... ama hadi diyelim ki ‘aklima bir sey gelsin’ diye zorlasam zorlasam, boya gelebilir, renk gelebilir, sac fircasi gelebilir...

ama hicbir zaman ‘baska bir sey’ gelmez.

gelecek olsa...

o zaman ‘aklina baska sey gelen’ arkadaslarin durumu zordur.

misal pazarda tezgáha derin derin bakabilir.

seftali gordu cunku...

*

icki yasaklari ve icki icilen yerlerin sehir disina cikartilmasindaki amac, elbette bu gibi yerleri gozlerden saklamak.

‘goren de icer’ diyorlar.

farkindaysaniz tum bu gibi yasaklarin ozunde ‘bir seyin bir baska seyi cagristirmasi’ olasiligi var. daha da acikcasi; kendi iradelerinin zayifligi...

kendi iradelerine guvensizlik...

buna ‘fesat’ da diyebilirsiniz.

bu durumda ne yapabiliriz?..

diyelim ki markette tezgáhin onunde ziplayacaktir:

‘anaaa karpuz...’

yapacak bir sey yok.
bugunku yazisiyla turkiye’nin son 50 yilini mukemmel anlatmis ve turk insaninin yazgisinin neden bir turlu degismedigine deginmistir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3731162.asp?yazarid=2&gid=61

yazgi nicin degismiyor?..


aslinda 1950’den bu yana iktidar hic degismedi.

parti bayraklari degisti, sloganlar degisti, tipler degisti, isimler degisti...

ama iktidar 1950’den bu yana ayni iktidardi.

(.....)

gunduz tbmm’de maliye bakani’nin, sirketler sahibi oglu hakkindaki iddialari "cocuklar ne yesin?.." diyerek yanitlamasini... aksam ise kanal d’de demirel’in yegeni ve kardesleri hakkindaki iddialari "soyadlarini mi degistirsinler?" diyerek savmasini dinledikten sonra bunlari dusundum:

1950’den bu yana ayni iktidar suruyor.

demirel’in menderes’in genel muduru, ozal’in demirel’in mustesari oluslari...

tansu ciller’in demirel’in, mesut yilmaz’in ozal’in bakanlari... erbakan’in demirel’in ortagi, ozal’in ise ilk genel baskani olmasi... tayyip erdogan’i erbakan’in milletin basina sarmasi...

ve tumunun abd uzerinden gelmeleri...

tum bunlar rastlanti degil.

*

1950’den bu yana tek parti iktidarda.

sadece biz iktidarlarin degistigini saniyoruz.

ayni parti gidip gidip geliyor.

ayni zihniyet, ayni kafa, ayni yon, ayni karakter, ayni tiynet, ayni tezgáh, ayni dumen...

baktim, maliye bakani ozal’a benziyor; ama demirel gibi konusuyor...

akp’nin tum kadrolari demirel’in actigi imam hatiplerden yetisti. ekonomi-politikalari daha cok ozal’in...

tayyip erdogan’a iyi bakin, sanki erbakan kursude...

*

bizler iktidarin degistigini saniyoruz.

degismiyor...

birbirleriyle didismeleri; sadece aralarindan kimin en yukarida oturacagi sorunudur.

akp’nin tek farki ise; 1950’den bu yana kadrolari yetistirilen ve hedeflenen liberal-dinci (ya da ilimli islam) dayatmasini artik yasama gecirme niyetidir...

yoksa ayni iktidardir bu...

ogullar, yegenler, sirketler, ticaret ayni...

dillerinde din-iman ayni, arka planda yagma-talan ayni...

kafa ayni, zihniyet ayni...

bu yuzden yazgi degismiyor dostlar...

yazgi degismiyor...
onun uslubu bambaşka konu üzerinde baskıcı bir güce sahip,gerçekçi vede sözü gevelemeden yazıyo benim en sevdiğim yazarlardan birisidir kendisi...
bugünkü yani 21 mart 2006 tarihli yazısı mutlaka okunmalı. işte o yazı:

bir insanın eşinin türbanlı (başörtüsü demiyorum) olması elbette onun kimliğinin bir parçasıdır.

başbakan ve adamlarının "eşinin türbanına göre muamele edilemez" tezi doğru değil.

diyelim ki liberal ya da sosyal demokrat partililerin tümünün eşinin başının açık olması, tüm akp’li bakan, başbakan, milletvekili ve bürokratların eşlerinin "türbanlı" olması rastlantı mı?

elbette değil.

kapalı eş, bir karakteri anlatır bize.

tutucu, dinci, arap kültürünü ve yaşam biçimini seçmiş kimsedir karşımızdaki.

cumhuriyetin devrim yasalarını sevmez.

kadın, onun için ikinci sınıf insandır ve kadının özgürlüğü elbette sınırlıdır.

erkek erkeğe sohbetlere bayılır.

kadınının konuşmasından hoşlanmaz.

onun erkeklerin olduğu bir ortamda bulunmasından rahatsız olur, ona harem ister.

*

"türbanlı eş" bir kimliktir.

şeriat hükümleri içinden bir tek türban emrini beğenip uyguladığını, öbür şeriat hükümlerini beğenmediğini herhalde söyleyemezsiniz.

belli etse de, etmese de...

şeriatçıdır.

ruhunda kıyametler kopmaktadır ve ilk fırsatta şeriatın uygulanmayan hükümlerini uygulamayı umar.

medeniyeti fazla sevmez.

pantolonunun altında uzun paçalı don vardır.

geceleri külah takar.

bunlar bizleri hiç de ilgilendirmese bile, turizme için için kızar, biyoloji derslerindeki "evrim teorisini" uygun bulmaz. çocuklara kadının erkeğin alt kaburga kemiğinden yaratıldığının öğretilmesini ister.

batı uygarlığına ulaşmak istiyormuş gibi yapar, ama ortaçağ geleneklerine koşar. laik cumhuriyetin koltuğuna oturur, ama laik cumhuriyetin aydınlık yüzünü reddeder.

ikiyüzlüdür.

*

bir insanın eşinin "türbanlı" olması, onun kimliğidir.

bir anlayışı, bir bakışı, bir tavrı anlatır bize.

türbanın dili vardır.

siz anlamak isteseniz de, istemeseniz de...
her seferinde, onun yazilarini okurken dudaklarinda aci, buruk bir tebessum kalan bilgic, bu sefer olayi asip, hickiriklarla salya sumuk, aglama krizine dusmustur.30 nisan 2006(bizim her seyimiz vardi)
emin çölaşanla aralarında tek fark farklı sayfalarda yazmalarıdır biri üçüncü sayfada diğeri beşinci sayfada yazar nerdeyse cümleleri bile aynıdır konuyu ortak seçiyorlar sanırım ne denir ki al birini vur ötekine.
bugün yine son derece güzel yazmış olan bazılarına inat gerçekten güzel yazan insandır. emin çölaşan ile tam tersi şekilde bilerek mümkün olduğu kadar farklı yazmaya çalışırlar.

bugünkü yazısı;

’hepimiz katiliz...’


bu bir zor yazıdır.

malatya cinayeti ne ilk, ne son. o zaman arkası kesilmeyen cinayetlere bakarak birisinin sorması gerekir:

"yoksa katil biz miyiz?.."

(.....)

okul günlerimizden aklımızda kalan bir tek türk büyüğünün barış ve sevgi üzerine sözcüğü yok.

ama çatal uçlu kılıçlar var.

kelleden yapılan kaleler.

en ağır gürzü bilirim ben.

tekrar bakın; osmanlı’nın devlet düzeni, istikrarı ve sürekliliği neye bağlıydı; padişah kardeşlerinin saray mahzenlerinde ellerinin bağlanıp kafalarının kesilmesine...

böbürlenerek anlatıldı bizlere ve bizler böbürlenerek tekrarladık birbirimize.

*

tarih bir yana, doğduğumuzda "kan akıttıkları" gibi, ilk diploma alındığında da "bir kan akıtmak" kültürümüz var bizim.

ehliyet alana "kan akıt, hiç olmazsa bir horoz..." dediler mi, demediler mi?..

her zaman arabaya osman bindi, horoz canından oldu.

iyi ahlak demek olan inanca gelince; en büyük ibadet ise evin bahçesindeki kuzuyu yatırıp kesmekti. bizler yıllardır, "can almak dindarlığın şartı ise insan ile kuzu kesmenin arasında ince bir çizgi vardır" desek de demesek de...

*

hepimiz biliyoruz ki malatya’da üç kişinin domuz bağı ile bağlanıp boğazlarının kesilmesi ne ilk, ne son...

çünkü bu toplumun çocukları kılıç boyları öğretilen okullarda, bahçesinde ibadet diye kuzuların kesildiği evlerde, devletin atisi için kardeş kellesinin kesilmesinin gururla anlatıldığı kahvehanelerde-meclislerde büyüdüler.

"önce insan" olmayı öğreten olmadı.

bu cinayetler ne ilk, ne de son.

"hepimiz ermeni’yiz" gibi "önce insan" olmanın yüceliğini haykıranlara dahi "dinsiz, vatan haini" damgasının vurdular.

aptal ve ahmak beyni ile bu toplumsal öğretilerin gereğini yapan üç-beş çapulcuya kızmak bir yana... artık "hepimiz mi katiliz?" sorusunu sormadan ve yanıtlarını bulmadan bu cinayetler durmaz...

durmayacak...


http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6366058.asp?yazarid=2&gid=61
bugün yazdığı yazıyı okumak halkı nasıl aşağıladığını görmek bakımından çok iyi bir fikir verebilir.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6449176.asp?yazarid=2&gid=61
bugün yazdığı yazıyı okumak, halkın "bir bölümünü"nün kimlerden oluştuğunu görmek bakımından çok daha iyi bir fikir verebilir.
hürriyet gazetesinin 3. sayfasında sağ üst köşede cok değerli yazılara sahip olan ve sürekli okunası köşe yazarı. kendisi urfalıdır ve pek bi hayvanseverdir.
bugünkü köşe yazısında ne yapmalıyım sorusuna okurlarından yanıt bekleyen yazardır. hiç beklemeden aydın doğan uşaklığından çıkmasını dilediğimdir.
insanların yaşam kalitesinin hayvan haklarına verdiği değerle artacağına inanan biridir...bu konuda takdiri haketmektedir...
0 /