ankara da ayrılık

kasif
zemheri soğuk gözleri vardı gecenin. gündüzünün pek bir farkı yoktu ama yine de güneşin umut olma albenisi bir şekilde teselli ediyordu ruhumu.
en çok ayraç koyan ayrılık mı yoksa kentin geri dönüşümsüz ahir ıssızlığımı beni endişelendiriyordu, tayin etmek zor.

bir kenti sevmek, içindekilerini sevmekti, öyle değil mi?
ve o kentteki birinden nefret etmek, kentin kendisine ihanet etmekti, tüm verdiklerini ve sunduklarını görmemek gafleti nedeniyle... yani kentten uzaklaşmak, içten içe soğumaktı en hazin olanı.
oysa gidilen, gidişin ıssız vehametine terk edilen sevgili olandı, kent olan değil. intikam almak kör ediyor ya insan hislerini, bu da böyle bir şeydi, değil mi? insan olmanın acizliğine dair.

ıssız kentçik ankara’da ayrılık daha bir ilahinaye gelmekte uzuv ve maneviyatıma.
en çok da buna isyan ama iğdiş bir boyun eğme münhasır şahsıma.

ayrılığın ayracına eklenen özel isim oldun sen ankara...
çok hazin gelmekte, ayrılık ankara’da...
ve ben, bir kere daha vuruldum senin yalnızlığına!..

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol