anadolu dan balkanlar a geçişimiz

osmanlı imparatorluğu’nun anavatanı olan rumeli’nin (balkanlar’ın) fethi ve iskânı anlamlarına gelir. osmanlı döneminde rumeli’ye yerleştirilen türk nüfusun çoğunluğunu, selçuklu devleti’nin devamı niteliğindeki karamanoğlu beyliği’nin konya ve çevresindeki seçkin aileleri oluşturmuştur. bu aileler türk kültürünün ve türk dilinin anadolu’daki en iyi temsilcileriydi ((bkz:karamanoğlu mehmet bey)). osmanlı’nın amacı, devletin gelişmesi ve batıya doğru ilerlemesi açısından çok büyük önem verdiği ve riske atmak istemediği rumeli’nin türkleşmesinde seçkin türk insanının ve ilgili unsurların kullanılması idi. bunda da başarıya ulaşılmıştır. nitekim soylu bir aileye sahip olan mustafa kemal atatürk’ün kökeni de karamanoğulları beyliği’ne ve bu beyliğe ait kocacık yörükleri’ne dayanır. 1877-1878 osmanlı-rus savaşı’nda önemli bir kısmı ve sonrasındaki balkan savaşlarında neredeyse tamamına yakını kaybedilinceye kadar rumeli hep osmanlı imparatorluğu’nun iyi gün-kötü gün dostu ve hatta hâmisi, eğitimli insan ve asker kaynağı, maddi açıdan en önemli güvencesi olmuştur. (bkz:selanik).

osmanlı, rumeli’ye ne zaman geçti?

osmanlı’dan yüzlerce yıl önce de, şimdiki bulgaristan toprakları üzerinde türkler (kıpçaklar, peçenekler, gagavuslar, avar türkleri vd.) vardı ve bölgenin türkleşmesine büyük katkıda bulunmuşlardı. osmanlı’nın rumeli’ye ilk geçişi, 1353 olarak gösterilir. ancak bundan önce osmanlı askerleri defalarca rumeli’ye geçmiş ve burada faaliyet göstermişlerdir. anadolu türkleri rumeli’ye ilk kez 1261’de türkiye selçuklu sultanı ıı. gıyaseddin keykavus’la ve efsanevi islam dini büyüğü sarı saltuk’la beraber geçmişler ve dobruca ’ya yerleşmişlerdir.

1308’de halil isimli bir türk’ün 800 süvari ve 2 bin piyadeyle rumeli’ye geçerek burada katalanlarla işbirliği yaptığını görüyoruz. iki yıl burada kalan türkler, anadolu’ya geri dönerken bizans-ceneviz işbirliği sonucu yok edilmişlerdir.

osmanlı kuvvetleri ise ilk kez 1322 yılında andrenikos’lar arasındaki iç savaş sırasın­da rumeli’ye geçtiler. 8 bin kişilik osmanlı kuvveti ihtiyar andrenikos’un ordusunda yer alıyordu. bundan sonra 1329’da palekanon savaşı’nın ardından, orhan bey’in gönderdiği kuvvetler meriç’in denize döküldüğü yerin batısına çıktılarsa da başarılı olamadılar.

1331’de 15 bin kişilik bir osmanlı kuvvetinin trakya’ya çıktığını görüyoruz. 1334’te yine türk askerlerini trakya ’da görüyoruz. osmanlılar, 1352’den önce defalarca ve büyük kuvvetlerle rumeli’ye geçmişlerdir.


rumeli’ye geçiş salla mı oldu?

salla rumeli’ye geçilip buraların fethedildiği düşüncesi, tamamen gerçek dışıdır. karasi gazilerinin osmanlı’dan önce rumeli’ye sallarla geçip, yağmada bulunmalarıyla ilgili olaylar, osmanlı’ya atfedilmiştir. ancak, süleyman paşa ile birlikte ve daha önce, rumeli’ye binlerce kişilik osmanlı kuvveti geçmiştir. gelibolu’nun kısa sürede fethinin, buraya salla geçen 30-40 kişinin başaramayacağı bir iş olduğu açıktır.


gelibolu nasıl fethedildi?

rumeli’ye geçiş, bizans imparatoru olan kantakuzenos’un, orhan bey’den yardım istemesiyle başladı. 1344’ten itibaren osmanlı, bizans’taki iç çatışmalara müdahale etmek veya bizans üzerinde baskı kuran sırp ve bulgarlara karşı mücadele ermek için, rumeli’ye geçmeye başladı.

daha önce ise rumeli’de aydınoğlu umur bey faaliyetteydi, umur bey, bizans’a yar­dım etmek için uzun müddet balkanlar’da bulunmuştu. ancak haçlı donanmasının izmir’i alması, onun bu faaliyetlerini engelledi.

umur bey’in, bizans imparatoru kantakuzenos’a kendisinin yerine orhan gazi’yi önerdiği rivayet edilir. kantakuzenos’un sık sık osmanlı yardımına ihtiyaç duyması, gelecekteki bu tür seferler için bolayır yakınlarındaki çimpe’yi, askeri bir üs olarak osmanlı’ya vermesine neden oldu (1352). süleyman paşa idaresindeki 8 -10 bin kişilik osmanlı kuvvetleri derhal rumeli’de faaliyete geçtiler.

bir zelzele sonucunda gelibolu ve civarındaki diğer kalelerin yıkılması üzerine (2 mart 1354), karasi topraklarında bulunan süleyman paşa, hemen harekete geçti. marmara kıyısındaki kemer mevkiinden gelibolu’ya geçerek bölgeyi tamamen fethetti. gelibolu ve diğer kaleler tamir edildi. anadolu’dan türkler getirilerek iskân hareketi başlatıldı. gelibolu’da bir köprübaşı kurulması, osmanlı tarihinde bir dönüm noktası oldu.



rumeli’nin iskânı nasıl yapıldı?

osmanlı fetihleri, iskân siyasetiyle birlikte yürütülmüştü. süleyman paşa zamanında rumeli’de tutunabilmek için başlatılan bilinçli iskân siyaseti, ondan sonra da devam etmiştir. orhan gazi’nin bolayır’daki zaviyesine vakfedilen köylerin birçokları türkçe adlar taşımaktadır. malkara’daki köyler arasında; bulgurlu, esendük, şeyh halil, yeğen, pazarlu bey, kara ahi, ulamış gibi isimler göze çarpar.

ahilerin ve dervişlerin zaviyeleri ve bunların reislerinin çiftlikleri yeni müslüman köylerin çekirdeğini teşkil etti. bu ilk yerleşme dönemini, tedrici bir yerleşme takip ediyordu.

osmanlı, konar-göçer aşiretlerin bilhassa rumeli’deki köprü ve geçitlere yerleştirilmesi yoluna da gitmiştir. fethedilen ülkeleri iskân ve imar için, idari ve mali birer müstakil müessese mahiyetinde olan vakıfları tesis de devletin kullandığı bir metottur. bu yolla ıssız yerler canlandırılmıştır. konar-göçerlerin derbentçi tayin edilerek derbentlerde iskân edilmesi, kendilerine ev inşa edebilmeleri için toprak verilmesi de bir iskân türüydü.

rumeli’de iskân hakkındaki ilk kayıt, 1351’de karesi topraklarından gelibolu yöre­sine ve daha sonra hayrabolu’ya gelip yerleşen konar-göçerlere aittir. daha sonra 1385’te saruhan’dan bazı aşiretler serez taraflarına geçirilmiştir. tatarlar ise ilk kez 1398’de rumeli’ye geçirilmiştir. ı.bayezid devrinde aşiretlerin daha büyük ölçüde ru­meli’ye geçirildiği görülmektedir.

süleyman paşa’nın rumeli’ deki fetihleriyle deniz aşırı yeni bir osmanlı sancağı, os­manlı rumeli’si doğmuş oluyordu. rumeli beylerbeyliği’nin nüvesi olarak ’paşa sancağı’, süleyman paşa tarafından kuruldu. ’paşa sancağı’ tabiri de o dönemden sonra yönetimde yerleşti.


o dönemde balkanlar’da durum neydi?

iç sorunlarını halletmiş olması ve düzenli fetih metotları nedeniyle osmanlı, balkanlar’daki genişlemede fazla zorluk çekmedi. balkanlar’ın savunulması için, siyasi birlik gerekliydi. oysa 14. yüzyıl’ın son çeyreğinde, balkanlar siyasi bakımdan birlik halinde değildi. o devirde balkanlar, birçok devletçik ve feodal senyörlüklerden oluşuyordu.

bunların arasındaki rekabet ve çekişme, osmanlı’ya karşı birlikte direnmelerini engellediği gibi, osmanlı devletine, ’bir yardımcı’ ve daha sonraları, ’hami’ olarak nüfuz ve hâkimiyetini yayma imkanını verdi.

balkanlar, stefan duşan (1331- 55) yönetiminde kurulan sırp imparatorluğu vasıtasıyla birliğini kazanır gibi olmuştu. ’sırp ve rumların çarı’ unvanını alan duşan, makedonya, trakya, teselya ve epir’i topraklarına kattı. bulgaristan’ı kendisine bağladı. sınırlarını akdeniz’de; korfu, ege ve selanik’e kadar uzattı. sırp kilisesi’ni yeniden düzenledi. rumca’yı resmi dil olarak kabul etti. bizans’ta eğitilmiş memurları idari işlerde kullanmaya başladı. 1349’da ’duşanov zakonik’ kanunları kabul edildi.

fakat bütün bunlara rağmen, stefan duşan’ın 1355’te ki ölümünün ardından, kur­duğu devlet, hızlı bir şekilde zayıflayıp parçalandı.

osmanlı’nın balkanlar’da hamilik rolü, sırp imparatorluğu’nun zayıflamasından sonra başladı. iki güçlü devlet, kuzeyde lajos’un (almanların isimlendirmesiyle ’büyük ludwig’in; 1342- 1382) macaristan’ı, batıda ve güneyde ise venedik, siyasi parçalanmadan istifade ederek balkanlar’da yayılma politikası güdüyorlardı. bu iki devlet, katolikliği de temsil ediyorlardı. bu nedenle, hâkimiyetleri balkanlar’daki halk kitleleri tarafından benimsenmedi. fakat osmanlı’nın politikası ve bu devletlere karşı mücadelesi, balkanlar’da katolikliğe set çekti ve ortodoks mezhebinin yaşamasını mümkün kıldı.


balkanlar kan ve kılıçla mı fethedildi?

osmanlı fetihleri kılıçtan ziyade, ’istimalet’ (gönül çekme) diye adlandırılan uzlaştırıcı bir politikayla gerçekleştiriliyordu. istimalet, müslüman olmayan yerli halkın çeşitli vaatlerle kazanılması sayesinde, osmanlı hâkimiyet sahasının ge­nişletilmesiydi. osmanlı yönetimi, yerli halka can ve mal güvenliği tanıdığı gibi, onları dinlerinde de serbest bırakıyor ve eski feodal yüklerinden kurtarıyordu.

örneğin, duşanov zakonik kanunlarına göre, köylü haftada iki gün, prensin toprağında angarya olarak çalışırken, osmanlı yönetiminde, yılda sadece üç gün tımar sahibi sipahinin toprağında çalışma mükellefiyeti altındaydı. osmanlı yönetimini kabul eden gayrimüslim halk, askerlik hizmeti yerine ’cizye’ vergisini ödediği takdirde, mal ve can güvenlikleri teminatı altında yaşayabiliyorlardı.

gazilerin akınlarından kaçarak, kalelere sığınan yerli halk, osmanlı hâkimiyetinin yerleşmesiyle birlikte, düzenli bir devlet yönetiminin koruyucu güvenliğine kavuşuyordu. fatih döneminde mora ve sırp halklarının yöneticileri, kendilerini despotlardan kurtarmak için, padişaha başvururlardı. osmanlı’nın balkanlar’da kılıç ve ateşle yerleştiği iddiası, günümüz dünyasının bilimsel yayınlarında yer almamaktadır.

osmanlı, rumeli’ye nasıl yerleşti?

osmanlı yayılışı tamamen muhafazakâr bir karakter taşımaktaydı. ani bir fetih ve yerleşme siyaseti yoktu. fetihler sistematik bir şekilde çeşitli safhaları izleyerek yürütüldü. ilk safhası bir alışma ya da alıştırma dönemi olarak gerçekleştirildi.

gazilerin daimi baskısı altındaki komşu senyörler veya devletler, bu baskıdan kurtulmak için sultan’ın tabiliğini ve haraç ödemeyi kabul ediyorlardı. haraç miktarı ne kadar küçük olursa olsun, bir kere bu sistem yerleşti mi, osmanlı, o ülke halkını islam hukukuna göre kendi tebaası (ahl al-zimma) sayıyordu.

tabiiyet bağlarının sıklaştırılması ve nihayet yerli hanedanın bertaraf edilerek, o ülkenin doğrudan doğruya bir ’osmanlı sancağı’ haline getirilmesi, siyasi şartlara ve orta­ya çıkan fırsatlara göre oluyordu. osmanlı fütuhatı, bu tedrici fetih politikasını 16. yüzyıl’a kadar sürdürmüştür.



rumeli’ye geçiş ne kazandırdı?

rumeli’ye geçiş ve burada şaşırtıcı bir bilinçle tutunulması, osmanlı beyliği’nin gelişimini sağlayan en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. osmanlı’nın rumeli’deki fetihler sonucu zenginleşmesi, durgun bir ekonomik yapıya sahip anadolu’daki diğer beyliklerin ahalisini ve askeri zümrelerini etkilemiş; böylece osmanlı’ya gereken insan gücünü sağlamıştır.

süleyman paşa’nın konumu nedir?

imparatorluğun kurucusu, devlete adını veren, osman bey’dir. ancak küçük bir beyliğin böylesine büyüyüp gelişmesi ve diğer anadolu beyliklerini nüfuzu altına alması, rumeli’nin ele geçmesiyle bağlantılıdır.

bu yüzden, bir padişah dahi olmamasına rağmen, önce karasi fethinde oynadığı rolle, ardından rumeli’ye geçişi ve yerleşmeyi sağlaması nedeniyle, osmanlı imparatorluğu’nun gerçek kurucusu süleyman paşa’dır denilebilir.



imparatorlukta, ’anavatan’ neresidir?

söğüt ve çevresinde kurulmuş bir beylikti, osmanlı beyliği. ancak tarihin gördüğü en büyük imparatorluklardan birisi olarak sahneye çıkması, bu topraklar sayesinde değil, zengin ve siyasi direnişlerin az olduğu rumeli topraklarından dolayıdır.
osmanlı beyliği’nin yayılma alanı, rumeli olmuştur. devletin ona siyasi organizas­yonunu sağladığı bölge de rumeli’dir. osmanlı imparatorluğu rumeli’de öylesine sağlam bir yapı kurmuştur ki, fetret devri’nde, anadolu toprakları çok kısa sürede elinden çıkarken, rumeli’nin büyük bir bölümü elinde kalmış ve bu sayede varlığını sürdürebilmiştir.rumeli olmasa, osmanlı imparatorluğu da olmazdı. bu yüzden osmanlı imparatorlu­ğu’nun anavatanı, rumeli’dir. bu gerçek tam olarak kavranamadığında, osmanlı’nın "kendi anavatanı anadolu’yu ihmal ettiği" yolundaki serzenişler, sıkça dile getirilen basmakalıp bir düşünce olarak karşımıza çıkar.osmanlılar fethettikleri bütün toprakları ’vatan’ olarak benimsemişlerdir.

ilk yayıldıkları saha olan rumeli üzerinde türk ve islam kültürüne ait eserler bu­lunmadığı için, bu bölgelerde osmanlı eserlerine sıkça rastlamak, doğal bir durumdur. ayrıca anadolu, daha önce selçuklular ve beylikler tarafından çeşitli eserlerle donatıl­mıştır.


yararlanılan kaynak : popüler tarih / kasım 2002 / erhan afyoncu / sayı: 27