0 75

atilla atalay hikayesidir..



dışarıda bahar, sınıfın camlarını tırmalıyor... hoca, bir çelik çatı detayının en acıklı yerinde. bunların "acıklı hesaplar" olduğunu düşünüyorum. çünkü bin tane filan işlem var, sınavda kesin hata yapar insan. hele ben... hele baharda... tahtaya hocanın yazdığı o epsilonlar, deltalar, iksler, sınav kağıdında akla gelmedik tuzaklar kurar adama. bir an boş bulunursun, yaşamından yılları çalıverirler. korkmuyorum ama onlardan, o yüzden derse asla dikkatimi vermiyorum. "çatı detayına" tavır koydum.

handan, tahtayı işaret ederek; kulağıma "nerden geldi o sıfıryetmeşbeş, nası buldu hoca?" diye sordu. "tam da adamına sordun" gibisinden baktım. bakışlarımın boşluğuna gülüp tahtayı izlemeyi sürdürdü...

handan... inşaat fakültesi’nin sınırlı sayıdaki kızlarından biri. çelik dersini ikinci kez alıyor ve yanyana oturuyoruz. çünkü bu adettir bilirsiniz; ilkokuldan beri "tembeller sırası" arkadadır ve onlar yanyana oturur.

tembeller sırasındakilerin birbirine benzeyen başarısızlık öyküleri vardır hep... taşradan "tutturup gelenler" sonraları "yurttan eve çıkanlar"... onları, kısa tatillerden önce ellerindeki "kirli çamaşır torbalarından" tanırsınız... memlekete giderken gözleri hep ışıl ışıl olur, döndüklerinde "gurbetin isi" yüzlerini karartır. benim gibi çalışarak okuyanlar... onlar her yerde uyur. otobüslerde, minibüslerde tanımadıkları insanların omzuna sızarlar, kırmızı gözlerle kuytularda oturup, kantinin bütün çayını içerler...

handan’ın öyküsü hangisinden bilmiyorum. zaten kendi başarısızlık öykümden başımı kaldıracak vaktim de yok ki... yalnız, tatil öncesi derslerde "kirli çamaşır torbasıyla" gördüm o’nu bir kaç kez... ha, bir keresinde de çantasında beşyüz tane filan tükenmez kalem vardı. gördüğümü anlayınca söyledi: "fason iş, eve götürüp montajını yapıyoruz. tayvan’dan içi boş geliyomuş bunların, içine ucunu koyup, yayını ittiriyoruz... ööle işte, parça başı. yayıyoruz evde bunları, bütün kızlar girişiyoruz, bakla ayıklar gibi..." sessizce güldü. daha sonra "mevzuuyu daha iyi anlayabilmem için" kalemlerden birini söküp, içini göstermişti. ardından, parçaladığı kalemi, binlercesini söküp takmanın verdiği hızla, bi çırpıda toplayıp, sihirbaz edasıyla "tırınıım" dedi: "al, bu senin olsun."

şimdi, yine o kalemlerden biriyle tahtadakileri aynen defterine geçiriyor. nerden geldiğini anlayamadığı 0.75’i daire içine alıp, yanına soru işareti koydu...

ertesi haftalarda yanyana oturduğumuz çelik yapı derslerinde, handan’a hep takıldım: "nerden geliyo kız bu sıfıryetmişbeş... nedir, kimdir?" bi keresinde çok kızıp, bana "eşşoğleşşeklik katsayısı ordan geliyo" diye yanıt verdi... aslında çoktan çözmüştü... yüreğini saran atılma korkusuyla, ders notlarını sular seller gibi yutuyordu... yarı deli bir hal gelmişti üstüne... eski çelik sınav sorularını, kimsenin adını bile bilmediği kitapları topluyor, derslerde hocaya soru üstüne soru soruyordu... açıkçası o’nun bu paniğinden korkuyordum.

sınavdan bir kaç hafta öncesinde, ders notu ve bir kaç soru için biyerde buluştuğumuzda, "kafayı yiyicen kızım, yeter artık, çelik bilek mi olucan başımıza" dedim. "anlamıyorsun" dedi... "ben atılamam, artvin’e geri dönemem..." avcundaki fotokopi rulosuna sımsıkı yapışmış, öyle bakakaldı. "yani ailen, onların umutları, masrafları falan... tüm bunlar hepimizin başında" dedim. konuşup rahatlasın istiyordum...sustu... gazete kağıdının üstüne yüzlerce tükenmez boşalttı sonra... "bakla ayıklar gibi" tek tek onları yaptık... konuşmadı...

bitti... üç soruyu tam yaptım, birine hiç dokunmadım... sınav çıkışı, kontrol geyikleri. bir’in a şıkkı, 8.75 ton, tamam... b şıkkı 18 metre... o da doğru... ikinci soruda, işlem sonucu, takviyeli kirişte 20.2 ton metrelik moment var. üçüncü zaten keklik soru... herkes aynı sonucu bulmuş, kesin geçerim... heyoo... handan... handan? o nerde peki?
sınavdan sonra kimseler görmedi o’nu... kirli çamaşır torbasını alıp daha o gün geri dönmüş... ağlıyor muymuş, üzüntülü müymüş bilen yoktu.

tanıdığım ilk "atılan" dı handan...

12 eylül yök’ü bir çok "tembel talebeyi" ardı arkasına atıp, onlarca af çıkardı sonra. handan’ın bir yıl ardından ben de atılıp aynı gün "af" la geri döndüm... tembel sıralarında tek başıma oturup, ders aralarında iş yorgunu uyuklarken, rüyamda handan’ı dönmüş gördüm hep, bana tükenmez kalem verdi... yök, "tembel talebelerini" her "affettiğinde" arka sıralarda, kantin kuşlarının arasında, camı gazete kaplı soğuk öğrenci evlerinde hep handan’ı aradı gözlerim. ama handan onları hiç affetmedi..